ACI GÜN… Tarih 13 Kasım 1918!!!…

ACI GÜN… Tarih 13 Kasım 1918!!!…
“İstanbul için acı bir
Tarihinin en acı günü… Bu tarihi yaşayan, Asitane, yani İstanbul iki farklı şehir….


Bir taraf; minareleri, camileri ve türbeleriyle sessiz, vakur ve yaslı.
Diğer taraf; yerlere kadar sarkan İngiliz, Fransız ve Yunan bayraklarıyla süslü.
Sokaklar coşkun; “Zito, hurra!” sesleriyle inliyor.
Evet tarih,
13 Kasım 1918…
Marmara ufukları kapkara bulutlarla kaplı.
Marmara ufuklarını karartan dumanlara bakan İstanbullular, önce dev bacalar görüyorlar.
Göğe kapkara dumanlar fışkırtan dev bacalar.
Ve sonra ölüm makinesi devlerin siluetleri.
22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan, 4 Yunan zırhlısı ve 6 denizaltıyla dev bir armada.
Zırhlıların gökyüzünü yırtan düdük sesleri, zaten korkuyla titreyen Boğazın yüreğini ağzına getiriyor.
Gemilerin bacalarından çıkan duman kütlesini, Haydarpaşa İstasyonu’na doğru akan, daha kara bir duman yumağı karşılıyor. Sanki Boğaza girmek üzere olan ölüm zırhlılarının önünü kesmek, onlara engel olmak için Haydarpaşa önlerinde yollarını tıkamak ister gibi koşuyor.

Haydarpaşa İstasyonu’na yaklaşan kara tren, kara dumanlarını, gökyüzündeki boz duman kütlesinin ortasına doğru hırsla salarken kampana durmadan çalıyor.
Bir çığlık gibi!

Bir imdat çığlığı mı, yoksa imdat isteyen birine; “Dayan yettim.” diyen bir yardım narası mı?

Ve Adana treni Haydarpaşa’ya giriyor.
Haydarpaşa!
Marmara’da iyice belirginleşen emperyalist donanmayı seyredenler, Adana treninin geldiğini duyunca umutla gara koşuyorlar.
Adana treni kızgın.
Adana treni emperyalist donanmayı görünce İstanbul’a onlardan önce varmak için hızlanmış.
Haydarpaşa’ya hırslı girmiş, duruşu da anî.
Çelik demirlerin, çelik raylar üzerinde sürtünmesi!
Keser gibi, biçer gibi, meydan okur gibi.
Trenin kazanı, kocaman bir “pof” çektikten sonra, dev buhar yumaklarını salıyor garın içine….
Açılan kapılardan inen subaylar, erler ve yaralı askerler.
Aralarında tek tük sivil.
Trenden inen sağlam-yaralı asker ve subaylar kenara çekilerek belirsiz bir sıra içinde selâm vaziyeti alıyorlar.
Çizme, topuk, mahmuz sesleri birbirine karışıyor.
Trenden inen siviller, askerlerin arkasında saygılı bir duruşa geçiyorlar.
Bütün gözler ikinci katarın kapısında.
Ve bir yüzbaşı aşağı atlayıp selâm vaziyeti alıyor.
Ardından, her basamakta bir an durup çevresine bakınan bir kumandan paşa iniyor.
Üzerinde vücudunu sarmış üniforması, selâma durmuş er ve subaylara bakıyor.
Mustafa Kemal Paşa!

Savaştan yeni çıkmış subaylar, sanki biraz sonra Mustafa Kemal Paşadan; “Hücum emri!” alacakmış gibi heyecanlılar.
Mustafa Kemal Paşa, selâma durmuş asker ve subayların önünden geçerken ordusunu teftiş eden bir kumandan gibi. Kaşlar biraz çatık; ama gözler evlâdına sevgiyle bakan bir babanın.
Gar çıkışına doğru giderken esas duruşu bozan subay ve erler arkasından koşturuyor.
Dr. Rasim Ferit, kendiliğinden hazırlanan küçük karşılama törenini bozmamak için bir kıyıda beklemiş.
Mustafa Kemal Paşa ile Dr. Rasim Ferit.

Dr. Rasim Ferit, Mustafa Kemal Paşanın arkadaşı.
İstanbul’daki bütün önemli olayları Adana’daki Mustafa Kemal Paşaya bildirerek hizmet etmiş bir dost.
Hiçbir şey söylemeden kucaklaşıyorlar.
Hiçbir şey konuşmadan.
Karşıya geçmek için iskeleye iniyorlar.
Tarihin garip ve acı cilvesi!
Albay Mustafa Kemal’in, iki yıl önce Çanakkale’yi dar ederek arkalarına bakmadan kaçırttığı emperyalist donanma, İstanbul’a girmek için bula bula Mustafa Kemal Paşanın Haydarpaşa’ya indiği günü seçmiş.
Anadolu ve Rumeli kıyıları arasındaki deniz trafiği yasaklanmış…. Meydan emperyalist donanmanın….
Çanakkale’yi kuvvet kullanarak geçememiş olmanın utancını unutmuş gibi görünen 61 parçalık dev donanma; düdükler çalarak, dumanlar savurarak Boğazın göbeğinde gösteri yapıyor…
Zırhlıların her biri, Marmara, Karadeniz ve Haliç’e açılan yolların ortasındaki meydanda bir tur attıktan sonra padişahın oturduğu Dolmabahçe Sarayı önlerinde demirliyor…..
Ve demir atan her gemi toplarını saraya doğrultuyor….

Sahiller!
Sahillerden; Ermeni ve Rumların; “Zito! Hurra!” yaygaraları….

Türkler!

Türkler; duvar arkalarından, köşe başlarından korku ve endişeyle bakıyorlar…

Küçük bir seyirci grubu da Haydarpaşa’da.
Mustafa Kemal Paşa bu grubun bir adım önünde.
Hemen arkasında Dr. Rasim Ferit’le yaveri Yüzbaşı Cevat Abbas….
Daha arkalarda cepheden yeni dönmüş subaylar ve siviller….
Hepsi de kızgın, öfkeli, hırslı ve birbirlerinden sakladıkları yaşlı gözlerle Boğazda tur atan emperyalist donanmaya bakıyorlar….
Hiçbiri konuşmuyor….
Sessizliği bozan Mustafa Kemal Paşa, Dr. Rasim Ferit’e sesleniyor:
– İstanbul’a gelmekle hata ettim doktor… Bir an evvel Anadolu’ya dönmenin çaresi…
Dr. Rasim Ferit sessiz. ..
Mustafa Kemal Paşa, tam üç saat Haydarpaşa İskelesinde emperyalist donanmanın geçişini bekliyor….
Cevat Abbas, eşyaları eski bir motora yüklemiş:
– Hazırız paşam…
Mustafa Kemal Paşa geriye dönüyor. Kendisiyle birlikte rıhtımda beklemiş asker, subay ve sivillere selâm verdikten sonra motora atlıyor.
Eski motor, boğuk patırtılarla rıhtımdan uzaklaşırken, sahilde kalan asker ve subaylar, selâm duruşlarını bozmadan onu gözleriyle takip ediyorlar. ..

Patırtısı martı çığlıkları arasında boğulan öksürüklü motor, dev savaş gemilerinin bıraktığı gücü eksilmemiş dev dalgaların üstünden inip çıkarken zorlanıyor….
Mustafa Kemal Paşanın gözleri Dolmabahçe’ye sabitlenmiş…

Dr. Rasim Ferit’le Yaver Cevat Abbas üzgün gözlerle onu izliyorlar…

Mustafa Kemal Paşanın dudaklarından kızgınlık ve tiksinti karışımı ıslık gibi bir cümle çıkıyor:
– Geldikleri gibi giderler!

Dr. Rasim Ferit’le Yaver Cevat Abbas göz göze geliyorlar…
Onu en iyi tanıyanlardan iki kişi, iki dost.
Onun, hiçbir gün boş konuştuğunu görmemişler, duymamışlar; fakat bugün?
Bugün Mustafa Kemal Paşanın; Geldikleri gibi giderler. demesine içlerinden birer; “İnşallah.” çekiyorlar.

İnşallah!
Fakat korkulu bir inşallah.
Korkularını, Beşiktaş sahillerini dolduran çılgın kalabalık artırıyor.
Çılgın kalabalık!
Ermeni, Rum ve diğer azınlıklar.
“Hurra! Zito!” naraları İstanbul semalarını sarsıyor.
Öksürüklü motor, Beşiktaş’a çıksa bile bu çılgın sürünün arasından geçip annesinin Akaretler’deki evine gidebilmesi mümkün değil.. .
Mustafa Kemal Paşa; “Pera Palasa.” diyor…
Evet bu gün 13 Kasım..
Yıl 2020, ama 1918 yılını,1918 yılındaki işgal İstanbulunu, Onu yeniden, 7 düvelden,kurtuluş savaşıyla, söküp alan,Asitane’yi yeniden Türk şehri yapan, kurtaran, M Kemal Paşayı anımsatmak, yadetmek istedim…
Tarihi bana sevdiren okutan yazar, dostum Nurten Aslan’ın, şiir gibi kaleminden alıntılarla …
Hoş kalın hoşçakalın,. Sağlıkla kalın dostlar.
(Nurten Arslan/Şeytan Üçgeni Mondros)
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
13 Kasım 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

Next Post

YİNE AMA YENİ PAKET!

Cts Kas 14 , 2020
Damadın defalarca açtığı paketlerin en uzun ömürlü olanı ancak bir hafta yaşardı. Haftaya hooop yeni bir paket!Ne yapsın çocuk, şokella yemediği zaman paket açardı, eğlenirdi bizimle!Allah onun sonunu hayır eylesin!Bakalım aynı zamanda AKP Genel Başkanı olan kayınpederin açacağı yeni paketin ömrü ne kadar olacak? Tekirdağ’da konuşan Erdoğan şöyle dedi;“Ülkemizde ekonomide, […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: