BİR AĞA ADAM

*BİR AĞA ADAM *
………..
Ülkenin en zengin adamıydı o… eskinin deyimiyle, en zengin ağası,
EN zengin patronu…
O günlerde ki 1985 li günler çok çok önemli biriydi.. zira koca ülkenin ekonomisini ayakta tutan önemli bir Ticaret ağası… herkesin bildiği, Adanalı büyük iş adamı, Sakıp Ağa nam yiğit, SAKIP SABANCI. .

Onunla dediğim yıllarda yani 1985 te, aramızda, geçen ve bu gün, geçmişten bir öykü olan, diyaloğumuzdan söz edeceğim
bu yazımda…
O bir Gerçek Ağa, patronlar patronu, ben TRT den yapımcı-yönetmen, Hüseyin Taşkın…
Ben,
-alo hanfendi iyi günler..
Ben TRT den prodüktör Hüseyin Taşkın,
Sayın SAKIP Sabancı, beyden, TRT DE yayınlanmak üzere bir yurttaş olarak, ülkemizin bu günleri ile ilgili bilgi almak, onu kamuoyuyla paylaşmak için röportaj ,yapmak istiyorum…
o nedenle bir randevu rica edeceğim…
-Beyefendi, müsaadenizle, randevularını, kontrol edip size bilgi vereyim… Birkaç dakika bekledim,.. Ki bir dip konuşma sesi kulağıma geldi… Bu SAKIP Ağanın sesiydi,..
-haaaa, TRT ise peki..
Yarın sabah evde buluşak…

  1. 30 ey olur…
    Oooo, harika… hem yarın, ve hemde sabah 7.30 da onun evinde… Yani bu demek oluyor ki Ağa bizi sabah kahvaltısına davet ediyor…önemli bir durum… Bekledim.. Sekreter, aynen deklere etti duyduklarımı…
    Adresi aldım,keyfle önemli bir iş başarmanın verdiği hazla ellerimi oğuşturup, misafirhanemizde lobiye indim…
    kamera,ses,ekibimle, o günkü işi planlayıp,
    -arkadaşlar, Yarın sabah önemli bir kişiyle, 7. 30 da Sabah kahvaltı edecek ve sonra da programımız için röportaj yapıcaz..
    Hazırlıkları ona göre yapalım.. Kalkarken her zamanki, beylik sözümü tekrarladım..
    -Ve… hadi hep birlikte işlerimiz rasgide…
    O gün gerçekten rast gitti işlerimiz… Aksaksız, bitirdik çekimlerimizi…
    Ertesi gün, hepimiz grantuvalet, buluştuk lobide.. Aracımıza saat 6. 45te binerek, Boğaz yoluyla, SAKIP Sabancı, yani ülkenin kendine has özelliklerine sahip, bir büyük Ağanın evine doğru hareket ettik…
    Bunca yıllık alışkanlıklarıma, deneyimlerime rağmen ben bile heyecanlıydım. Ekibimde öyle… Yada benim heyecanımı hissettiler.. herkesin güzel koktuğunu, pırıl pırıl bir sabaha uyanmış olduklarını, enerjilerinin mükemmel olduğunu farkettim.. Mutluydum… orta köye indiğimizde, akşam hazırladığım, soruları kafamda yeniden geçirirken, sağda bir ekmek fırınından, simitçi çıktı… Birden, halk adamı Sakıp Ağa’ya sabah sıcak simit ikram edip, birlikte yemeğin tadını çıkarmak geldi aklıma..
    hoş olurdu…
    Durdurdum aracı ve bir Koşu, 10 adet taze hoş kokan, sıcak, taze simit alıp, döndüm ve devam dedim şoför arkadaşa…
    Mükemmel bir şekilde karşılandı köşkte. ..İstanbul Boğazına nazır,her yer yemyeşil… antika eserlerle dolu müthiş ve modern bir yalı..
    Bir erkek ve bir bayan görevli bizi, eşsiz, manzaralı en uç köşede, üstünde örtü olmayan, bembeyaz bir mermer masa ya davet edip oturttular… masa üstü boştu, yani henüz hazırlanmamıştı..
    Oturduk ve hepimiz bu eşsiz manzaranın keyfini yaşarken, SAKIP Ağanın o meşhur Adana, Kayseri karışımı Lehçeleri içeren sesi geldi..
    -Hoş geldiniz, TRT ci gardaşlarım…ayağa kalktık, ekibimi tanıştırdım,
    -Memnun oldum, siz bizim gözümüz kulağımız, gıymatlı TRT mizsiniz..
    size ancak 1 saat ayırabildiler… heralda bu sürede işimiz biter dedi ve karşıma oturdu..
    Biz, ekip, birbirimize baktık ve gözlerimizle anlaştık… çünkü durumu kavradık..
    Yani kahvaltı yoktu… Olsun… işimiz öncelikliydi…
    ekip anında, işbaşı yaptı ve çekime hazır hale geldik..
    25 dakikada, röportajımız yani çekim işimiz bitti…
    Ben yanımda taşıdığım,hala sıcak,susam, kokusunu duyduğum, Simit torbasını, gayet rahatça, belkide birkaç milyarlık masanın ortasına koyup, açtım…
    Ülkemin en büyük Ağası, Sayın SAKIP Sabancı Beyefendiye
  • Çoban armağanı çam sakızı hediyem efendim… Dedim,
    -oooo bayılırım simide…
    mis gibi goktu, hadi çaylarda benden, çayı getirin..Sofrayı kurun… vahtımuz var, eee, jsıra şimdi gahvaltıda…
    Önce görev…buyurun oturun.
    İŞTE böyle, dostlar bir büyük olmanın Ağa, olmanın faziletlerinden birini yaşattı bize… Önce iş sonra yemek ve keyfince sohbet… ışıklarda uyusun rahmetli…Evet dünya malı ne olursa olsun, kim olursa olsun, dünyanın… Hiçbiri baki değil, vede insana ait hiç değil…
    Bakın ne der bu konuda aşık kul himmet, birlikte okuyalım dostlar….

*Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün,
bir gün ölürsün
Dünya kadar malın, yarim yarim, olsa ne fayda….
Söyleyen dillerin söylemez olur,
Bülbül gibi dilin, olsa ne fayda…
olsa ne fayda…
Söyleyen dillerin söylemez olur,
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda.. olsa ne fayda
Sen söylersin söz içinde sözün var, hey can, sözün var
Çalarsın çırparsın yarim oğlun kızın var,
Şu dünyada üç beş arşın bezin var,
Tüm bedesten senin olsa ne fayda, olsa ne fayda…
Şu dünyada üç beş arşın bezin var,
Tüm bedesten senin olsa ne fayda, olsa ne fayda
Kul Himmet üstâdım gelse otursa, hey can otursa
Hakkın kelamını yarim dile getirse,
Dünya benim diye zapta geçirse,
Karun kadar malın olsa ne fayda, olsa ne fayda..
DOSTLAR, işte böyledir dünya hali.. Bir dahaki buluşmaya dek kalın sağlıcakla…
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
31 Temmuz 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

Next Post

ARI'LARI YÜKSEK STRES TERAPİSİNDE KULLANAN ÜLKE!

Per Tem 30 , 2020
Slovenya arıların sesini rahatlamak için nasıl kullanır?Ülke, herkesin itfaiyeciden okul çocuklarına kadar rahatlamak için vızıldayan arıların seslerini kullanma, onur ve stres için bir alentiant olarak hareket etme geleneğine sahiptir.Yüksek stresli, modern toplumumuzda, neyse ki gevşeme yardımı sıkıntısı yoktur: uyku vakti ses uygulamaları , telefonsuz ofisler veya ASMR, insanların kağıdı uykuya […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: