BİR NİKAHIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ! / Fikri SAĞLAR

Bir nikâhın düşündürdükleri!

Oğlum Mustafa Erdal Yankı bir yıldır Burçe Naz Gönen’le nişanlıydı.

Düğünlerini geçtiğimiz ekim ayından bu yıla ertelemişlerdi.

Hedefleri mart ayında evlenmekti.

Tam bu sırada koronavirüs salgını tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’yi de sardı.

Üç buçuk ay ne biz, ne de müstakbel gelinimiz oğlumuzu göremedi.

Çünkü Mersin’de kurmaya çalıştığı işi nedeniyle yasaklara yakalandı ve orada kaldı.

Haziran ayında “yeni normale” dönüldü ancak gençler daha ne kadar bekleyeceklerini bilmedikleri için evlilik seremonisinin şeklini değiştirdiler…

En yakın zamanda nikâh yapmaya karar verdiklerini açıkladılar.

Zamane gençleri bizim gibi değil.

Karar alıyorlar ve uygulamak istiyorlar!


“11 Temmuz günü nikâhımız var. Aile arasında dar bir şekilde yapmak istiyoruz. Davetiye basmaya gerek yok!” dediler!

Şaşırdık! Sevindik! Heyecanlandık!

Daha doğrusu ne olduğunu anlamadan müthiş bir çabanın içine girdik.

Serap, “Oğlunun eksiği kalmasın, evinin düzeni tam kurulsun” diye yollara düştü…

Ben; o ana kadar yaşamadığım bir duyguya kapıldım.

Erdal Yankı daha dün doğmuştu. Bugün evleniyordu!

Evin küçük çocuğuydu. Annesinin biricik sevgilisi, ablasının dert ortağı, benim bugün yaşandığımız dünyadan bilgi aldığım haber yoldaşımdı.

Zaman zaman yaptığı haşarılığı yüzünden öğretmenlerine mahcup olduğum, başarılarında müthiş gurur duyduğum oğlum evleniyordu.


Kadim dostum merhum Fikret Ünlü Yankı’nın doğumda demişti ki; “Yanından hiç ayrılma. Tam seveceğin ve öpeceğin zaman bir bakmışsın ki gitmiş!”

Fikret Ünlü çok haklıymış! Tam birlikte daha çok vakit geçireceğimiz zaman gitti…


Nikâh günü, gelinimiz değil artık küçük kızımız olan Burçe Naz’ın “baba” demesi beni bambaşka pırıltılı bir döneme soktu! Umut dolu gelecek sıcaklığı yüreğimi sardı!

Kızım Gerçek ve Damadım Kürşat’ın olduğu gibi Yankı ve Burçe Naz’ın mutluluğunun daim olmasını canı gönülden diledim…


Aslında bu dileği tüm yurttaşlarım içinde içtenlikle diliyorum!

Acaba gelecekteki yaşamları bizlerden daha iyi olabilecek mi?

Bazı kuşkularım var!


Son günlerde “TV Trolleri” Ayasofya Camisini ibadete açan RTE’ye methiyeler diziyorlar! Zafer çığlıkları atıyorlar…


Zaten Ayasofya Camiydi. Tekrar Cami yapılmadı!

Daha aylar önce Ayasofya’yı ibadete açın diye bağıran fanatiklere “önce Sultan Ahmet Camii doldurun. Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim” diyen Erdoğan, şimdi hangi oyuna geldi de Ayasofya’yı ibadete açma kararı verdi?

Hem de hukuku kullanarak!


Lafı uzatmadan hemen söyleyelim.

AKP, çöken ekonomide işsiz kalan ve açlığa mahkûm olan milyonlarca insanın gündemini değiştirmek için yeni bir temaşa oyunu başlattı!

İflas eden iş yerlerinin, kepenk kapatan esnafın, iş bulamayan gencin öfkesini durdurmak adına yeni bir inanç sömürüsü buldu!

Yargının taraflı olmasının, yürütmenin halka hizmet etmekten uzaklaşmasının, ülke kaynaklarının bir avuç yandaşa peşkeş çekilmesinin üstünü örtecek zorlama bir gerekçe yaratıldı!

Turbanın albenisi kalmadı, şimdi Ayasofya Camii’nin ekmeği yenmek isteniyor!


Ayasofya Camii’nin açılışı hukuk devletine yakışmayan bir yolla yapıldı.

İktidarın, “1934’de müze kararnamesini çıkaranlar ülkeye ihanet etmiştir.” Açıklaması, altında imzası olan Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün de “dolaylı yolla” hain ilan edildiği anlamını çıkarmaktadır!

AKP yandaşlarının heykelleri kastederek, “demir adamı erittik.” sözleri ise Atatürk’e duyulan kinin ulaştığı uç noktadır!


Zaten “Camii olan” Ayasofya Camii’nde kılınacak ilk namazın günüde çok manidardır!

Çünkü laik demokratik Cumhuriyetin kuruluşunun ilk adımı olan 24 Temmuz LOZAN Antlaşması günüdür!

Açılışın o güne denk getirilmesi Cumhuriyetin Kuruluşunun temel ilkeleriyle olan rövanşın ülkeye ilanıdır!

Kurucu dönemin eserlerini yok sayan bu davranış, çağdaşlıktan yana olan büyük çoğunluğa rağmen pervasızca Cumhuriyeti yok sayma noktasına gelmiştir!

Muhalefet suskun kaldıkça korkarım ki, iktidar hilafet ve saltanatı da geri getirmeye çalışacaktır!


Nikâh sonrası gelecekte olabilecekleri düşününce, sevincim kursağım da kaldı!
(FİKRİ SAĞLAR-birgun.net)
14 Temmuz 2020 / ÖZGÜR İFADE

ozgurifade

Next Post

ANKARA GAR GAZİNOSU…

Sal Tem 14 , 2020
ANKARA GAR GAZİNOSU…YIL, 1966,- 1968…. BEN HEM ÇALIŞIP HEM OKUDUM LİSE YILLARIMDA…YA YAZLIK SİNEMALARDA GECE GİŞEDE BİLET SATTIM ,YADA O ZAMANLAR ÇOK ÜNLÜ GECE KULÜPLERİNDE KOMİ KASİYERLİK FALAN YAPTIM….ŞİMDİ Kİ GİBİ BABA PARASI YADA, BURS filan yok öyle….DERDİMİZ EKMEK PARASI….HARÇLIK DEĞİL…EVE KATKI..diyeceğim,şu ki,ayakları üstünde dik durmayı bilen,fukara ama yürekli Anadolu […]

You May Like

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: