DEVE İLE İNSAN

DEVE İLE İNSAN…

Sevgili okurlar, gelin bu gün sizinle bir çöl devesi hikayesiyle, başlayıp, canımız ülkemizin cumhuriyet tarihini birlikte şöyle bir yüzeysel olarak, karşılıklı oturup, elimizi vicdanımıza koyup, liderleri analiz edip 95 yılı gözden geçirelim…
Buyrun önce hikayemizi dinleyelim.
**
İngiliz gazeteci, Sina
Dağı’nda karşılaştığı bir Bedevi’ye sorar:

“Sence lider
kimdir?”

Bedevi; bir “Bir tanım yapmak yerine, bir öykü ile sorunuza cevap verebilir miyim?” der.

Gazeteci; “Elbette,
anlat öykünü” diye yanıtlar.

Bedevi anlatır;
“Benim gibi bir Bedevi, devesinin üstünde ve kızgın güneşin altında, Sina Çölü’nde yol almaktadır.

Birden ufuk çizgisi
kararır, gökyüzünde nadiren tek tük görülen kuşlar,
bu kez toplu halde, karanlığın aksi istikametine doğru, telaşla kanat çırpmaktadır.

Çölün mutlak sessizliği, daha da yoğunlaşır sanki.

Deneyimli Bedevi;
bu alametlerin, şiddetli bir kum fırtınasının habercisi olduğunu hemen anlar.

Devesini çökertir,
üstünden iner. Heybeden aldığı sağlam bir kazığı,
kızgın kumlara çakar ve devesini sıkıca bu kazığa
bağlar.
Sonra yine heybelerden, katlanmış parçalar halinde çıkardığı küçük çadırını alelacele kurup, içine girer ve kapı örtüsünü her iliğinden düğümler.

Son düğümü henüz
atmıştır ki; fırtına bulundukları bölgeye ulaşır.

Küçük çadır
havalanacakmış gibi sallanmakta, rüzgarın oluşturduğu kum sağnağı, neredeyse delip geçecek bir hızda, çadır yüzeyine çarpmaktadır.

Her kum tanesinin, boyları küçük fakat verdikleri acı büyük oklar gibi bedenine saplandığı deve, dile gelir:

‘Efendi, canım çok
acıyor. Hiç olmazsa başımı çadıra sokmama izin verir
misin?’ der.

Dışarıda olmanın ne
kadar zor olduğunu iyi bilen Bedevi, zavallı devenin bu
dileğini kabul eder ve

‘Peki, başını çadıra sokabilirsin’, diyerek, kapıyı bağlayan düğümleri boşaltır.

Durmak bir yana, fırtına
giderek daha da gemi azıya almaktadır. Deve, sahibine
tekrar yalvarır;

‘Efendi, derimin en
ince olduğu yer boynumdur ve şu an çok acıyor. İzin
ver, boynumu da çadıra sokayım.’

Biraz ikirciklenmeyle, bu
isteğe de ‘Peki’ der Bedevi.

Fırtına, sanki sonsuza
dek sürecek gibidir. Deve bu kez, ilk ikisinden daha
acıklı bir sesle yalvarır;

‘Efendi, ne olur,
hörgücümü de çadıra sokmama izin ver..’

Bedevi bu son isteği de
kerhen kabul eder. Ancak, hörgücün de içeri girmesiyle,
küçücük çadırda, artık kımıldayacak yer
kalmamıştır.

Bu duruma, Bedevi’den
önce, deve tepki gösterir;

“Efendi, bu çadır ikimize dar geliyor. Sen dışarı çıkıp, başının çaresine baksan.”

‘Lider kimdir?’ demiştiniz; bu hikayeyi mesnet alarak cevap vereyim;

Lider; devenin başını
dahi, çadıra sokmasına izin vermeyen insandır.”

Atatürk’ten sonraki
lider İsmet İnönü; Köy Enstitüleri’ni kapatarak,
Cumhuriyet Devrimleri’nin kırsala uzanan kollarını
kopardı.

Sonraki lider Menderes,
dini, politik bir enstrüman olarak kullanma geleneğini
başlattı.

Dini; hurafelerden, siyasi
spekülasyonlardan arınmış bir şekilde halka öğretecek
aydın din adamları yetiştirmek üzere kurulan İmam Hatip Liselerinin misyonunu ters çevirdi.

Sonraki lider Demirel;
Menderes’ten de baskın çıktı. Tarikatlar üzerinden
siyasi ikbal aramaktan çekinmedi.

Sonraki lider Özal; zaten muhibban-ı tarikat olduğunu, gizlemeye gerek
bile duymadı.

Sonraki lider Erbakan
döneminde, tarikat şeyhleri, başbakanlık protokülünün
liste başındaydılar.

Modern Türk Kadını
imajını güçlü bir rüzgar gibi arkasına ve oy portföyüne alıp, Başbakan olan Çiller, nabzını tarikatlara tutturdu.

Ecevit, Bahçeli,
Yılmaz’lı hükümet, tarikatların ve dipten gelen
dalganın sırtını sıvazlamaya devam etti mi oy uğruna etmediler mi?

Özetle;
Atatürk’ten sonra
gelen bütün liderler; devenin çadıra girmesine izin
verdiler mi ne dersiniz..? .

İzin vermenin ötesinde
teşvik bile ettiler mi?

Biz de Bedevi’nin
öyküsünü dayanak alırsak; ortaya şu sonuçlar
çıkmıyor mu ne dersiniz.?

1) Türkiye; ’10 Kasım 1938’den beri, varlık nedeni olan Cumhuriyeti, gerçek anlamda savunan bir liderden yoksun olarak, 82 yıl geçirmiştir.
Ne yazık ki
2) Bu dönemde gelen
istisnasız tüm liderler, kendi siyasi pazarlamalarını
Cumhuriyete ve Cumhuriyet Devrimlerine ‘vurmak’
üstüne kurulmuş stratejilerle yapmışlardır…

3) Yaklaşık üç
kuşağa tekabül eden bu zaman zarfında, Türkiye’nin
milli eğitim politikası
‘teokratikleştirilmiştir’ ve
‘teokratikleştirilmekte’dir.

4) 29 Ekim 1923’te
gerçekleştirilen ‘devrim’, bila Fasıla, tam 97 yıl süren bir ‘Karşı devrim’ ile tasfiyenin son aşamasına mı gelmiştir dersiniz..

Son söz: “Başını
rica ile çadıra sokan deve, artık sahibini dışarı
davet etmekte idir acaba ne dersiniz.. “
‘Deve’ deyip geçmeyin; kini çok derindir. Sizi çadırın dışına atacak kadar….
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
28 Temmuz 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

Next Post

ALMANYA TÜRKİYE ÖNLEMLERİNİ SIKILAŞTIRIYOR

Sal Tem 28 , 2020
Türkiye’den Almanya’ya gelenlere testler zorunlu olacakAlmanya’da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu “riskli” ülkelerden gelenlere koronavirüs testleri zorunlu hale geliyor. Bazı eyaletler test ücretini bu ülkelere gitme riskini göze alanların karşılamasını talep ediyor. Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu “riskli bölgeler”den dönenlere koronavirüs testinin zorunlu hale getirileceğini açıkladı. Konuyla […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: