DÖNEK DAĞI DUMANLI..

BAŞLIK DÖNEK
DAĞI DUMANLI.. Kelkit vadisi boyunca yer yer haşmetli yer yer engin, Uzanır gider Dönek dağları…
İç Karadeniz Canik dağlarına paralel en görkemli dağdır,Dönek…
Akıncı köyü üstünde, adeta bir şahin misali süzer enginleri…
En yüksek zirvesi burada dır Döneğin…


Dediğim gibi kartal misali süzer Akıncı köyünü, yöresiyi ve Kelkit vadisini ..
En uca çıkanlar derki, kuzeyde Ünye, batıda Sivas elleri bile görünür açık havada…Ben onların yalancısıyım…Topu topu, iki kez çıktım gençliğimde zirveye , şansıma hep dumanlı ,sisliydi..
Tek gördüğüm Almus barajı ve yöresiydi…. Korkutucu ve ürküten bir duruş sergiliyordu Dönek. Ben korkmuştum zirvede. ..
Bu yüce dağın bir kartal misali kucakladığı yöredeki köylere güneş hep geç doğar..
O yüzden, buluşmak, söyleşmek geç olur güneşle..
Geceleri bu görkemden Ayda, alır nasibini.. Tepelerin ardından ancak gece yarısına doğru çıkar…
özel bir ışık saçar…
ve gizemli bir duruşla döneğin zirvesinde takılır. ..
Akıncı kalesinde, adeta, asılı kalır bir büyük fener gibi… .
Tadını çıkarır yücelerden süzülmenin…
Döneğin zirvesine adını veren hemen dibindeki, Akıncı köyünde doğdum ben..
1877 – 1878 Osmanlı Rus savaşı sırasında, Batum Acara bölgesinden Rus zulmünden göç eden, Müslüman gürcüler , Osmanlı devletiyle yapılan görüşme sonucu, önce Artvin yöresine, ve oradan da Anadolu’nun, Ordu, Tokat, Amasya, ve Karadeniz sahil boyu ile İzmit’ten, Bursa’ya dek çeşitli köy ve kasabalara iskan edilmişler…
Benim köyüm Akıncı da bu iskan yerlerinden biri…
Atalarımın Anlatısına göre, Kafkaslardan geldikleri köyde aynı buralara benzermiş…
Hemen hemen Tıpkısıymış …
O nedenle hiç yabancılık çekmemiş, ısını vermişler yöre ve dört mevsimine… Oradaki gibi yüce dağa vermişler sırtlarını… yeşilin kırk tonunu görmek mümkün olan, hemde en yüce bir dağa…
Fakir ol, Ama, ormana yakın ol demiş büyükler, birde köyün adını vermişler zirveye…
Akıncı kalesi demişler
Öyle geçiyor coğrafyasında…
Yazın bile, her zaman duman çöker zirvesine. adeta o mevsimin, ayın günün, hatta, saatin, tüm özelliklerini taşır kendinde…. Birbirini tutmaz burada zaman, anı anına değişkendir…
Doğa severse , eğer kişi, Akıncı köyünden her an, bu değişimi, anında bu güzelliği ve özelliği izleyebilir. ….
Ulu olduğu kadar, bin bir çeşit asırlık ağaçların, balta girmemiş ormanların, sedir, sarı çam, gürgen, Pelit, Çınar , Ardıç, akasya, ıhlamur,meşe , yaban kavak ve fındığı velhasılı tüm ağaçların, yetiştiği, gah dumanlı, gah yağmurlu, ve, sisli gah karlıdır tepesi. …
Bir şahin bakışlıdır, döneğin tepesi Akıncı kalesi..
Sizi alır sürükler peşinden, düşlerinizin kucağına atar….
Ve nice yaşanmış, öyküleri anımsatır. Atalarımızdan bize aktarılan…. yıllarca süregelen,ne Acıları,ne sevinç ve hüzünleri sevgileri yaşamış, yaşatmıştır yöre insanına…
Çok canlara kıymış, çok ocak söndürmüş, çoklarını, öksüz yetim bırakmıştır,..
Çoğu kişileri de, doyurmuştu koca dönek…
Denilir ki,binayı ayakta tutan, evdeki koca hezanın, ocağıdır ve yine denilir ki,ev yapmak için kesilen o koca 30 m.lik hezanın, yada bir başka, kütüğün altında, kalmış can vermiştir birileri… Kimileri kara, borana, tipiye yenilmiş , kimileri tütün de kaçağa yakalanıp, kolcularla çatışmış, ,kimileri ormancılarla dövüşmüş, hapse düşmüştür… Aslında anlatmakla bitmez, döneğin öyküsü dostlar,kitaplar yazılsa yeridir ….
Ağıtları vardır kıran bölgesine,…
adı bile ürkütücü… kıran,..dal gibi ikiye bölen yada yok eden. ..
türküleri vardır, hala yanık yanık söylenir dilden dile..
En son öyküsünü, geçen yıl, dinledin Akıncı muhtarı yeğenim Ekremden…
Ekrem abimin oğlu…
Devlet memurluğundan emekli.. Öz yeğenim…
Hep orada, Akıncı da yaşamıştır..
Bu gün 50 ye yakın yaşı olsa da, dinç ve tuttuğunu koparan, on Parmağında on hüneri olan biridir…
Eker biçer, küçükbaş hayvancılık yapar, köy ve köy hayatını o kadar sever ki, anlatılamaz.. Çiftçidir Ekrem…
Ama, hayvancılık, hep ön plandadır.duyarım, çoğu kez, Çobanı kaçar, çünkü zor gelir Akıncı’nın işi… Yılmaz yinede arar ha arar..
Gidenin yerine çok aramasına rağmen bi türlü, istediği nitelikte çoban bulamaz…
Buldukları ise ya kaçar, yada nitelikli değildir.. Kolay değildir ona göre çobanlık, liyakat ister, keçinin de koynun da kendine has özellikleri varmış, zormuş onlara bakmak, dilinden anlamak gerekirmiş, çoban dediğin önce hayvan sever olacak der,otundan, yemine, bakımından, Doğumuna, sütünden, peynirine, hastalığından sağlığına, velhasıl, kuzu ile oğlağı iyi ayırt edecek, bilecek amcam…Her işi bırakıp,
Kendisi yapmış davarcılığı, ama, aramayı da sürdürmüş… .
Çoban bilecek işi,bilmek zorunda, amcam, can işi, canlı işi bu…yoksa,
telef olur sürü, kurt dalar uçuruma düşer, velhasılı, bilmeyen çoban kendi bile telef olur…
Bizim dağlarımız, ,yaylamız, otlaklar amansızdır, Emmi bilirsin..
Kurt, Ayı,her tür yaban hayvanı ne ararsan var… Zordur çobanlık emmim zordur…
O nefeslenir iken, bu kış günü, ben MİSAFİRİ olarak gümbür gümbür yanan sobanın yanında, bir tarafımı ısıtırken, o anlatmayı sürdürdü….
Bilgili ve işin ehliydi…
Öyle ya ekim dikim işinde tarlada para yok… Zaten arazi az, en iyi para bunda, hayvancılıkta… Dönek te küçükbaş hayvan beslemeye çok uygun….
Bundan 5 YIL önceydi, bilirsin bizim Niksar ‘ın haftası pazartesi günüdür…
Tüm yöre şehre iner, alışverişini o gün yapar ..
Zaten İşimde var, sabah hazırlandım, sürüyü komşuya emanet edip,minibüsle kasabaya indim…
Kaymakamlıkta işim var, konağın bahçesine girdim, ilerlerken, sağ yandan Bir ses duydum. Baktım yerde Bi adam. 30,35 yaşlarında, pejmürde bir halde, yanına gittim, Ne oldu hasta mısın hemşehrim, kimlerdensin dedim…

  • yok abey açım dedi… Acıdım, burkuldu yüreğim, kaldırdım adamı yerden amca, girdim koluna,doğru, karşıdaki lokantaya…
    Ne, istersen ye dedim…
    Kuru fasulye istedi. Donattım masayı,anasını satıyım…
    bende utanmasın diye bir çorba içtim…
    Sildi süpürdü masayı, öyle açmış meğer,… Neyse,amcam, karnını doyurdu iyice, yüzüme baktı, sigara dedim,
  • Yok içmem dedi..
    Devam etti, sağ ol, karnımı doyurdun, emme bu böyle gitmez ki hemi, nereye kadar dedi…
    -Haklısın, bu gün tamam ama yarın zor dedim…
    Bana kim iş verir ki abi dedi…
    Kardeşim bile baba ocağından köyden eşiyle bir olup sürdü attı beni dışarı… Başka kimim kimsem de yok. Biraz akıldan da yarımım anlayacağın, adım samut…
    Yarım akıl derler yani..
    Kimin bi işi varsa onu yapar, karın tokluğuna çalışırım.
  • çobanlık, yaptın mı, heç yada yapar mısın dedim, gözleri parladı,
  • heç yapmam mı dedi.çobanım ben zati Yıllardır hayvanlarla, ahırda, yattım.. Onlar ısıttı beni.. Çok severim hayvanları. Ağzı var dili yok, azarlamaz, sövmez, dövmez dedi…
    -Nasip ayağıma geldi amca…kimi kimsesi yok, yarım akıl ama, aptal değil,samut biraz, genç, saygılı, üstelik…kimsesiz
    Aniden karar verdim. Ben Akıncı’danım. Bilir misin , hani şu sedir’ lik olan köy, ben oranın muhtarıyım . Küçük baş hayvanım var, bir kaçta keçi.. 4 tane de kangal köpeğim.. Sana özel odam da var. Yatıp kalacağın, Yemen, içmen, üstün başın azığın benden,.. Bana çoban olur musun…sevinçle fırladı yerinden, ellerime sarıldı, ne yacağını şaşırdı, zor durdurdum..
    -para neyim istemem, sıcak bir yerim olsun, karnım doysun yeter muhtar, dedi..
    Boynuma, sarıldı…burada bekle dedim, hükumet te işi bitirdim, gittim onu lokantadan aldım, pazarda elbise, üst baş alıp birde hamama götürüp tellağa teslim ettim amca.. .
    merakla, dinliyorum Ekremi…
    -Alışverişi yapıp, hamama gidip, onu ordan aldım. İnsana dönmüştü.. Yüzüme Bi bakışı vardı ki anlatamam amca…. Neyse akşama doğru birlikte döndük köye, ağılın yanındaki odasına yerleştirdim…
    Kuralları ve gerekli tembihleri yaptım.. Uzaktan da takibe geçtim.. Uzatmıyak kısa zamanda, alıştı işine samut’tu, yarım akıldı ama hayvanları seviyordu, bende yardımcı oluyordum, zaman zaman hastalanıyordu, hastaneye götürüp ilacını alıyordum.. 3 yıl geçti böylece,.. .
    Bir gün köyde kapı çalındı sabahleyin, baktım 1 kadın bir erkek..
    Hani muhtarım ya,
    Bi işleri var her hal dedim. İçeri girdik.. Hoş beşten sonra, adam, ben senin çobanın abisiyim, buda, hanımım yengesi dedi. Durumu kavradım….
    -eee dedim..
    Gardaşımın durumu malum aklı gıt
    -eee, dedim tekrar..
    -hesabını kitabını bilmez Bi hatrını soralım dedik ondan geldik dediler…
    Anladım, dertlerini
    -Siz oturun, dinlenin misafirimsiniz,
    Akşama, doğru gelir kardeşiniz, oturur konuşuruz hanım sizle ilgilenir, dinlenin dedim..
    Neyse, akşama doğru geldi çoban, abisini ve yengesini alıp onun yanına götürdüm…
    Kapıyı çaldım, çoban dışarı çıktı, abisini, yengesini görür görmez, birden dellendi, çılgın gibi bağırarak yerde bulduğu taşı toprağı üstlerine yağdırmaya başladı.. Arada kaldım,yakaladı kadını sıktı gırtlağını, adam ve ben zor, aldık elinden, tuttum çobanı zorla içeri sokup, kapıyı çektim, kapı kolunu bırakmadım, küfrün hakaretin hesabı yok. Yatışmadı Bi türlü.. bıraksam ikisini de, paralayacak…
    adamla kadını oradan uzaklaştırdım…
    -gördünüz durum bu dedim… Sizi görmek bile onu delirtti maalesef .. Yapacak bir şey yok.
    Abisi olacak,
    -bana borcu var yıllarca bahtım. Biriken parası vardır. Kaç senedir burada, çalışıyor onu bize ver biz gidelim dedi..
    -bu kez delirme sırası bana geldi ..amca bilirsin yörede baş pehlivanlığımız var, adamı kucakladım, havaya kaldırdım, istersen gardaşının yanına götürüp böylece bırakayım…
    sen hesabını ondan al dedim…
    Kadın kaptı benden kocasını,
    -lan herif, bunların ikiside birbirinden deli, dedi ve, arkalarına bile bakmadan gittiler..
    Tekrar çıktım çobanın yanına durumu anlayabileceği şekilde izah ettim …adam yarım akıldı Ssmuttu, ama, sanki veliydi amca, bana
    -senin ekmeğin kursağımda, onu bunu bilmem, tanımam, Allahtan başka kimseye ne borcum var ne alacağım…
    Ölürsem burda ölürüm, mezar yerim hazır,sizin mezarlıkta garipler yeriniz var, aha dönek, aha sen mezarlıkta orda dedi, girdi içeri..
    Ne bilirdimki adam önemli bir mesaj vermiş amca….
    O gün meğer iki keçi kaybolmuş, bana söylemedi. Ben ordan ayrılıp, eve geldim. Akşam olunca, almış eline fenerini, sürmüş gece kendini döneğe,gece karanlıkta, dağda, kaybolan, iki keçiyi bulmak için yalnız gitmiş …
    Keçiler ertesi gün geldi amca, ama çoban gelemedi..
    Yuvarlanmış bir uçurumdan aşağı ve orada, kalakalmış…
    3 gün sonra köpekler buldu cesedini,jandarma, sorgu şu bu falan filan derken, şimdi Akıncı mezarlığında…
    Garipler köşesinde yatıyor…
    İçini çekti belli ki acıyı birlikte yaşamıştı Ekrem. Dışarı çıktı….
    Ben sıcak sobanın başında kaldım…
    Evet dostlar, dedim ya dönek dağı, acımasızdır,
    dönek adının verilmesi gidenin dönemeyeceği anlamındadır. Aşılmaz, geri dönelim demektir.. Birde mecazi anlamı vardır döneğin kalleş,yani sözünden dönen..yamukluk yapan.. Dağın duygusu olabilir mi sizce .. sanmam..dağ dağdır.. Hele bide adı dönek ise daha bir yamandır….Yani onu tanımazsan kaypaktır…
    Kalın sağlıcakla..
    20 Temmuz 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

Next Post

BİR BU EKSİKTİ, METAL YİYEN BAKTERİ KEŞFEDİLDİ

Paz Tem 19 , 2020
İlk kez metal yiyen bakteri tespit edildiEnerjilerini metal yemekten alan bakterilerin uzun süredir var olduğundan şüpheleniliyor, ancak daha önce hiç tanımlanmamış. Bilim adamları, metal yiyen bakterilerin varlığını, ilk var olduklarından şüphelendikten yüz yıldan fazla bir süre sonra – ve bir araştırmacı lavaboda bazı yemekler bıraktığı için doğruladı.Kaliforniya Pasadena’daki California Teknoloji […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: