EZANI TÜRKÇE DUYMAK ve DİNLEMEK

EZANI TÜRKÇE DUYMAK ve DİNLEMEK
Ah, şu din ve Türkçe ezan meselesi…
zaman zaman deşilen ve kanatılan, Kanayan yaralar…
Deştiniz yine dağarcığımı…..
hadi Buyurun birlikte okuyalım, bildiğim, araştırıp, yazdığım gerçekleri…
Yıl 1954… Tokat’ın , Turhal ilçesine bağlı, Büyük Birep köyüne öğretmen tayin edilen, rahmetli olan dayımın kızı ile, Bir kamyonla gittik….o benim ilk öğretmenimdi…henüz 18 yaşlarındaydı. ..
bense 6…iki kader arkadaşı.. Handiyse ikimizde çocuk.. Ama şartlar öyleydi…

Büyük Birep köyünün altına şafak sökerken,vardık kamyondan yüklerimizle indik… ..
Daha 7 yaşına yeni girmiştim..bilmediğimiz, hiç gitmediğimiz bir köy yoluna davrandık alaca karanlıkta yaya,… sırtımızda yüklerle ışığı tek tük yanan köy yoluna…
şafak vaktiydi… bir ses duyuldu köyden…yankılandı karanlığın içinde…
,,… Tanrı uludur tanrı uludur.. Tanrıdan başka yoktur tapacak.. Şüphesiz bilirim bildiririm tanrının elçisidir Muhammet, haydin namaza, haydin felaha…..,, diye…
Şaşkın rahmetli abime sordum.. Abi bu ne… Ezan…
Namaza çağrı dedi.. ..
-Bizim köyde böyle değil ki dedim…
-Bu Türkçe ezan dedi…
TRT DE görev aldığımda, 23 yaşındaydım,ve TRT radyo arşivinde, Taş plakta, Ünlü Hafız Burhan ın sesiyle ezanı ilk kez, dinleyip duyduğumda da aynı heyecanı yaşadım…
Köy yolunda, küçücük bir çocuk ben, o gün bir dinlemede ezberlemişim ezanın Türkçesini..
halbuki sonradan öğrendiğime göre 1950 yılında yasaklanmıştı, ezanın Türkçe okunması o zaman ki siyasi DP İktidarınca,, ama Büyük Birep köyü demek ki katılmamış bu yasağa.. Yada haberi yoktu İmamın.. Türkçe okunmuştu bir kaç yıl daha…Ben orda bir duyuşta ezberlediğim ezanın Türkçe sini,65 yıldır hiç unutmadım…çünkü benim dilimdeydi ve ben taze beyinle almıştım bir duyuşta..
bu gün çevirin sokakta, Sorunuz, 7, hatta 25,,30, 40 yaşındakiler biliyor mu… Ezanın Türkçesini. çoğu ezanın Türkçe anlamını ve okumayı bilmez..
Bileceklerini de hiç
Sanmam…
oysa,
Atatürk, 1930’lar da ,tüm dünya Müslüman devletlerinin en ünlü, kabul görmüş, gerçek din alimlerini, İstanbul dolmabahçe sarayında toplayıp, ağırlamış ve onlara büyük bir görev vermiştir…
Kuranın tefsiridir bu görev….400 e yakın dünya Müslümanlarınca kabul görmüş din adamları,uzun süre çalışır ve hepsi kendi dilinde, kuran dilinden tefsir ederler kuranı…. Zaman zaman, toplanır,inceler,bilgi alışverişi yaparlar… günlerce tartışır ve sonunda oybirliğiyle Elmalı Hamdi Yazır’ın, bu günkü kullandığımız kuran meali ve tercümesini en doğru tefsir olarak kabul ederler…
Mehmet Akif,te görev almış ama, tercümeyi yarıda bırakmıştır..
gerekçesi bu çok vebal taşıyan iş,Bunun altından kalkamam olmuştur ..
Atatürk’ün bu büyük girişiminin asıl nedeni, yüzyıllarca okur yazarı bile çok az olan Osmanlı imparatorluğunda, hurafeler ve kuranı, kendine göre yanlış yorum, meal ekleyenlerin ayıklanması, kuranın özüne sadık kalınması için yapılan titiz çalışmadır… Sonuç ise,
ortalıktan, hurafeyi, tekke ve zaviyelerin dine bulaştırdığı yanlışları, karmaşık ve karışık yorumları yokedip, kuranı tek ve en doğru haliyle, öz ve gerçek içeriğiyle halkın öğrenimine sunmak olmuştur… Yobazların işine gelmeyen durum budur…
Adı imam olup savaşa, askere bile gitmeyen bu yobazlar, güçleri ve emeksiz, ekmekleri elden gittiği, diyanet başkanlığı da kurulduğu için, dinle devlet işinin ayrılmasını, hazmedememiş
o kini o gün bu gündür çocuklarına, çevrelerine uydurma rivayet ve hikayelerle, kuran yakıldı, camiler, ahır yapıldı, gibi yalan, bir şekilde anlatmış,bu laik görüşe,karşı çıkmış din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasını hazmedememişlerdir.. Günümüzde bile bunu hala da sürdürmektedirler..
siyasiler içinse, cahil halkı dinle kandırıp kullanmak , daha kolay görüldüğü ve uygulandığı için konu hep gündemde olmuş bu sayede de iktidarlarını güçlendirmişlerdir…
bu durum, sade bizde değil birçok Müslüman ülkelerde laiklik dışı, yönetim yada mezhepler, vasıtasıyla hala devam etmektedir..
Sevgili dostlar, Diyeceğim şudur ki..
bir devri yargılarken,
günahıyla, sevabıyla yaparsak, insani değerlendirmeyi doğru yapmış oluruz..bunun aksi ve gerisi, kişinin kendi, kendini tatmininden öteye gitmez.. Çağı ve şartları iiyi analiz etmek, adil, vicdani davranmak bizi iyi insan yapar..ülkemize yarar sağlar.. Yoksa kin tohumu ekmiş oluruz ki, en kötü olan şeyde budur..
1950 den sonra ülkede ki bu kaosların nedeni de,gerçek din alimlerine, onların kitap bilgi ve aktarımlarına,
hatta ilahiyat fakültelerinden yetişenlerin, dinle ilgili doğruları, mezhep, tarikat VS gibi din dışı menfaat kuruluşlarının insafına bırakmalarıdır.. Ki bu bilim. Kurumlarının hatasıdır..bu günkü geldiğimiz nokta,sadece dinleyen olup, ilk ayeti ikra olan kuranı okumamak, tefsirlerini bilmemek, Türkçe yazılıp okunmasına karşı çıkmak, kulaktan dolma araştırma ve bilgiye dayanmayan doğru analiz yapılmamış, sosyal yanlışların, ekilmiş, tohumların sonucudur… Yoksa Abd’yi sollamıştık çoktan..
Dünya lideri şimdi bizdik eğer Atatürk’ü iyi anlayıp önerdiklerini uygulayıp, yapsaydık….
Hoş kalın hoşçakalın dostlar saygıyla…
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
12 Eylül 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

Next Post

AKP MİLLETVEKİLİNDEN ELAZIĞ'LILARA HAKARET

Cts Eyl 12 , 2020
AKP MİLLETVEKİLİNDEN ELAZIĞ’LILARA HAKARETAKP’li Zülfü Demirbağ’dan Elazığ’daki depremzedelere sert çıktı:“Sahibi Allah’tır, sahibi Recep Tayyip Erdoğan’dır.”Elazığ depreminde evlerini kaybeden depremzede vatandaşların “Sahipsiz kaldık” eleştirilerine AKP Elazığ milletvekili Zülfü Demirbağ tepki sert göstererek “Sahibi Allah’tır, sahibi Recep Tayyip Erdoğan’dır.”dedi. AKP Elazığ milletvekili Zülfü Demirbağ, Kanal Fırat’ta katıldığı programda “Elazığ’ın sahibi yok” şeklindeki […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: