HARRANLI MUHTAR EKREM

HARRANLI MUHTAR EKREM…


İL URFA,ilçesi,
Harran…
TV de sabah haberlerini izliyorum, hava durumunu veriyor spiker, Günlerden perşembe aylardan 28 temmuz..
ısı 55 dereceymiş….
Şaşırmadım…
güneyin, hemen hemen her yerinde helede doğusunda
Çoğu kez, hep öyleydi zaten…
sıcak ve kurak…GAP projesi, Atatürk Barajı,, Keban
Hayat verdi yöreye barajlar …
şimdi bir daha canlı bir daha verimli…
Ama ısı hep aynı…
O topraklar verimli, o topraklarda can var.. Ama son yıllarda, politika gereği sancılı toprak ana, Çünki,.. Evet pek çok çünküler var..
Ben bu gününden değil,
55 yıl öncesinden söz edeceğim….
20 yaşlarında,bizzat yaşadığım gerçek, bir güneydoğu, anımdan…o TRT ci olmanın, getirdiği, anı belgelemek olan ,belgesel ciliğin, ,görsellikle birleşmesi… çalışırken eğiten, eğitip, olgunlaştıran, araştırmayı, öğrenmeyi, sorgulamayı, özetle 5N1K förmülünü uygulatan meslek…. yaşayarak, öğrenilen, gördüğünü, bildiğini eksiksiz ve en doğru olarak anlatmak, aktarmak, belgelemek olan Meslek…
Asla, satılmayacak bir kaleme sahip olunması gereken, şerefli, onurlu bir meslek…Her yerde gözü kulağı olan, jurnalci,… saklamayan, olduğu gibi insanları, anında, tarafsız haberdar etmeye kendini adamış, ispiyoncu meslek…neden yaptım bu girizgahı acaba…günümüze atıf için.
Dedimya yıl 1974… ,mihmandarın, yani tercümanın bile, doğru cevap alamayıp, anlaşamayıp yolunu bulamayıp,bizi, Urfa’nın bir Başj ilçesine Akçakale’ye gittiğimiz, Oradan aldığımız tarifle, gidebildiğimiz, Harran…yöresel Bir diğer adı ise Altınbaşak..ustam Gürol Sözen,Basın Yayın Genel md.lüğünden kamera..
Ahmet Öcalankol kameraman,ODTÜ , den
Dr.Tekin Akıllıoğlu,danışman, sesci,Ahmet, fotoğrafcı vede ben Hüseyin Taşkın …İşte böyle bir ekip…elimizde Atrı marka bir kamera ve ses için, mikrofon, Nagra teyp… tüm teknik donanımımız bu..dışarda sıcaklık 45 derecenin üstünde, ta Diyarbakır’dan kiraladığımız, kapalı eski model bir minibüs,.. Klima filan hak getire, sık sık su kaynatıp, motor hararet yapmakta,.. Velhasılı herşey, bu güne göre çok ilkel..
Çünkü, yok.. TRT yeni bir kuruluş, eksikleri çok…bir başka kurumdan sağlıyoruz teknik ekip ve ekipmanı.. Düşünüyorum bizimkisi, görev aşkı yanında biraz da donkişotluk…ve bu görev ve ülke için birşeyler yapabilme aşkı, bizi ne sıcak, ne yol şartları nede tüm olumsuzluklara aldırmadan, adeta kamçılıyor..
Düşünün ülkenizde,insanlarla konuşmak için, tercüman, yani mihmandarla geziyorsunuz… Sanırım bu çok şeyi anlatmıştır okuyucuma..hiç bir engel önemli değil, olsa bile aşıyoruz…
Evet Akçakale ve oradan, o meşhur kule evleriyle hayli. İlginç bir köy olan Harran’a ulaştık.. Önce çocuklar karşıladı bizi…
Meydana gelip, hani şöyle bir tozu dumana katıp durduk orta Bi yerde.. Arapça, zazaca bilen mihmandarımız indi önce.
Çocuklara birşeyler sordu Arapça cevap verdiler, bir iki çocuk koşarak, kule gibi, kumbet sivri damsız, toprak evlerin arasında kayboldular.. Bekledik, çocukların önünde 1.90 boylarında, beyaz entarisi, üzerinde çeket, başında poşi,adeta, çam yarması, güneş yanığı, yüzünde şark çıbanı olan bir adam geldi… Önce Arapça konuştular tercümanla , sonra bize doğru geldi, eğildi, yöre lehçesiyle ,
-Hoş gelmişiz, başım gözüm üste, ben Harran Muhtar Ekrem… Buyurun misafir edah..
İndik, birlikte ilerde muhtara ait olan, kümbet eve girdik…
Hayret, o kadar serindi ki. İçerisi.. Yer minderlere sıralı, dizilip oturduk.. Karşımıza hepimizi görecek şekilde oturdu dev adam.. İlk anda, Kıyafeti, şekli, hayli ürkütücü gelmişti bana, sanki Afrika’daki bir kabile köyündeydik öylesine yabancıydı bize… Gözüm Muhtar, Ekremin, boynunda bir iple bağlanmış, göbeğine dek inen Bir kocaman Anahtar’ a takıldı. Hani şu saray kapılarını açan, kocaman ilginç anahtarlar vardır ya tıpkı onun gibi..yanımda oturan Kameramana,
Kısık sesle
-Ahmet abi adamın boynundaki anahtara bak..
Son derece esprili cevap verdi kulağıma eğilip,
-Adam muhtar oğlum, o da sarayının anahtarı herhal.. Gülüştük..
Hoş beş, derken,yörede tek fincana saygıyla, birisi tarafından konularak, herkesin o tek fincanda tattığı mırra geldi..*mırra *bir nevi acı kahve.. Ama yörede çok özel bir ikram…
İçmemezlik, olamaz, ikram asla reddedilmez, kurallar kesin. Ve de muhtar Ekrem bir dudağı yerde bir dudağı gökte, adeta Alaaddin’in lambasındaki dev cin gibi karşıda oturmakta…Danışmanımız, Dr. Tekin, Ekrem muhtara tuvalet ihtiyacının olduğunu söyledi…
Ekrem Bize* mırra* ikram eden adamı çağırdı, adam Ekrem’e yaklaştı, boynundan o kocaman saray anahtarını çıkardı, aldı ve çıkışa geçip, buyur ağam dedi…çıktılar… Muhtar çok ciddi bir tavırla, o yöresel lisanıyka Türkçenin belini kırarak
-Köyüme ilk helayı ben yaptırmışam… Misafir helasıdır.. Köylü içine bakmıştır ama giremez.. Anahtarı sadece bendedir.. Bende boynumda taşıram..çünkü anahtarı kıymetli Başbakanımız DEMİREL, …… Bize emanet etmiştir.. Çok değerli, boynumda taşıram…
evet
tek tuvaleti olup da ,anahtarını boynun da taşıyan muhtar ekrem…
sıcaklık o günde böyleydi…
Altınbaşak Harran’da… şimdilerde, bir turizm merkezi… Harran, ilk üniversite harabeleri, Hele dinler tarihini altüst eden, *Göbekli Tepe *tapınak, kazısı buluntusu, gerçekten orayı bir altın yöre yaptı..
O günlerde yani 1974 lerde,
bir bardak suya hasret ti…
İşçi marabanın yatağıydı…
röportaj yapmak için türkçe bilen bulamadık….
ilk kez tercüman kullanmıştık TRT çekimlerinde …
Arapça’dan, Zazacadan ,Türkçe’ye. ..
bir de ilk kaçak eşya olarak el feneri almıştım Urfadan…
zira kaçak ne varsa, incık, boncuk, alet, edavat, oyuncak, hatta çay, sigara, hep doğu güneydoğu illerimizden Diyarbakır, Urfa, Antep ‘ten gelirdi… kaçak eşya,satılan özel çarşıları vardı…
Halbu ki o, günlerde
bi bardak rakıya buz bulmak için lokantacı,vekil olan ağanın konağına gittiğini söyledi….
işte öyleydi ülkemizin o zaman ki hali…
yokluk,yanında çalışma, üretme azmi, yardımlaşma vardı.. Siyaseten
toprak ve tarım reformunun da söz edildiği günlerdi… Ne varki, çoğu milletvekili olan yöredeki,
ağalar kırgın ve kızgındı ecevit hükümetine….
Sonrası malum…
yarım kaldı tüm teşebbüsler…
toprak,ağaları kazandı.ç, her zaman ki gibi ..
terör yoktu …. Marabalık, mevsim işçiliği, uzun süre devam etti..
eşkıyalar vardı dağda…güya, devlete kafa tutan, Hamido’lar filan…doğunun bana göre bildiği
tanıdıkları tek siyasi kişi, rahmetli Demireldi…çünkü tüm yörenin vekilleri Zonun partisindendi…
Bir de malum,büyük sülaleler oraya egemendi..örneğin Cevherler gibi, Ve yörenin toprak ağalarıydı tek söz sahibi …
öyle ya patron onlardı….
hey gidi Urfa…
sonraki yıllar,özellikle, yani 1998 sonrası benim TRT için hazırla doğum, doğal dizi film çekim, mekanım oldu…
Bir üniversite, açılması,baraj, ve su,
Gap TV yayınları,
devletin emeği,orada herşeyi değiştirecek sandık ama,…
işte öyle….
geçmişte kaldı herşey,günahı sevabıyla. Demirelin bana imzasıyla verdiği DEVRAN adlı bizzat yazdığı kitabında dediği gibi
*Devran ol devran.. *dı…
insanın unutkanlığı ve boşvermişliğiyle….urfadan birtek harrandı aklımda kalan…değişmeyen kaderi,dünü bu günüyle..hoşçakalın sağlıklı kalın sevgili okuyucularım.
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
29 Temmuz 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

Next Post

LİBYA'DA ÇAD ASKERLERİ HAFTER GÜÇLERİNE KATILDI

Çar Tem 29 , 2020
LİBYA’DA ÇAD ASKERLERİ HAFTER GÜÇLERİNE KATILDIAn itibarı ile Libya bölgesinden gelen video görüntülerinde Hafter güçlerinin Sirte bölgesine askeri yığınağın tüm hızıyla devam ettiği görülüyor. Libya da yaşanan son gelişme… Çad paralı askerleri büyük konvoylarla Sirte cephesin de Hafter güçlerine katıldı. Çad’lılar Afrika da en çetin savaşçılar olarak biliniyor. Görüntülerde bir […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: