Hilafetçilerin Sevr Özlemi: AKP’YE YAKIN YAYIN ORGANI HİLAFET ÇAĞRISI YAPTI

Akp’ye yakın yayın organı Gerçek Hayat dergisi 27 Temmuz tarihli sayısında kapak resminde ‘Hilafet Çağrısı Yaptı’

Osmanlı’yla tarihe karışan hilafet; ismini “İslam Devleti” olarak değiştiren IŞİD terör örgütü tarafından 1 Temmuz 2014 de Irak -Suriye topraklarında ilan edilmiş Liderleri El Bağdadi’yi de “halife” olarak açıklayan örgüt, dünyaya “biat edin” çağrısı yapmıştı.

O tarihten bu güne Irak ve Sureiye de akan kanın, yitip giden canların, yıkılan kentlerin, yerle bir olan şehirlerin ve köylerin başlangıcını oluşturan hilafet yakın coğrafyamız da insanlığa işte böyle bir sonuç yarattı.

O tarihlerde Dünya Müslüman Alimler Birliği, terör örgütü “Irak Şam İslam Devleti”nin (IŞİD) hilafet ilanına ilişkin şu açıklamayı yapmıştı:

“hilafet kurumunun İslam hukuku açısından “vekalet” anlamına geldiği” hatırlatılarak “Halife, İslam ümmetinin vekilidir. Ve vekalet halifeye biat (egemenliğini tanıma) yoluyla verilir. Vekalet teorik değildir. Hilafet kurumunun yeniden işlevsel olabilmesi için bütün ümmetin veya alimler, devletler ve İslami cemaatlerden oluşan bir mercinin hilafeti uygun görmesiyle gerçekleşir. Bir grubun tek başına hilafetini ilan etmesi halifelik için yeterli değildir, bu İslam hukukuyla ve gerçeklerle çelişir”

Görünüşe göre Irak ve Suriye de IŞİD’e yaptırılan kargaşa ve iç savaşın fitili bu kez Türkiye’de ateşlenecek. Bunu yapmanın en uygun zemininin Türkiye de IŞİD düşünselliği içinde ki çevreler ve siyasal iktidarla yakın olan çevrelerde konuşulmaya başlanması tesadüfi değildir; çünkü bu planı yürütenler DİN düşünce ve anlayışının Türkiye’de geniş bir kitlenin yumuşak karnı olduğunu bilecek kadar derslerine iyi çalışan kimseler.

Bu noktada AYASOFYA’NIN YENİDEN CAMİYE DÖNÜŞTÜRÜLMESİNİN VERDİGİ GAZLA hilafetin dillendirilmeye başlanması o yumuşak karından tasarlanan yeni IŞİD versiyonunun Türkiye’de hayata geçirme planı projesinin bir parçacığıdır.

Merak edilen şudur ki bu ülkede ki CUMHURİYET SAVCILARININ ne iş yaptığı ve nerede olduğudur.!!!

SÖZÜ BURADA SAYIN YUSUF KARACA’NIN YENİMESAJ COM DA YAYIMLANAN Namaz bahane Bizans şahane! MAKALESİNE BIRAKARAK ASLINDA İŞİN ASLININ NE OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZMEKTE YARAR VAR.

”Ayasofya konusu küresel bir projedir.
“Osmanlı oluyoruz!” diye nara atarak, Cuma’ya koşanlar, acaba özelde Ayasofya’nın genelde İstanbul’un başına ne çorap örüldüğünün farkındalar mı?
Hiç sanmıyorum.
Gündüz vakti “AB’ye giriyoruz” diye Ankara’da havai fişekler patlatılmıştı, hani nerede Avrupa!
Girdik mi Avrupa’ya!
AB kılıfıyla, bütün tezgah Kıbrıs üzerineydi.
Kıbrıs, ne yazık ki, eski Kıbrıs değil.
İstanbul da eski İstanbul olmayacak. İstanbul konusunda, Türkler karar verici olmaktan çoktan çıkartıldı. Eskiden beri İstanbul’u üçe bölmekten söz eden siyasiler olmuştu. Ayasofya meselesini, Kanal İstanbul ile birlikte düşünün. BOP’un içinde Kıbrıs da var, İstanbul da.
Dünyayı İstanbul’dan yönetmek istiyorlar. Bunu, aylar önce yine yazmıştım.
Şimdi bizi namazla, kılıçla kandırıyorlar. Oysa iş başka…
İstanbul’u “üç dinin merkezi” yapmak istiyorlar. Dikkat ederseniz Vatikan’ın bu işe tepkisi hiç olmadı. Yunanistan’ı boş verin, onlara hesaba katan yok. Ortodoks dünyası konusunda güç Rusya’da, Yunanistan’da değil.
İstanbul, bütün inançların merkezi yapılmak isteniyor. Bunu gizlemiyorlar bile; Dilipak, “İstanbul Ortodoksların da merkezi olacak” diye açık açık yazdı.
İstanbul’da Bizans, yeniden kuruluyor!
Papa, İstanbul’a geldiğinde, Ortodoks ve Katolik dünyası, ortak bir ayin yapmışlardı. 960 yıl sonra Katoliklerle Ortodokslar, İstanbul’da barışmışlardı. O zaman sormuştum, şimdi de soruyorum; kim için barıştılar?
Tabi ki, İstanbul için!..
Bunlar çok önemli gelişmeler.
Ayasofya’da;
Namaz bahane, Bizans şahane!
Ali Erbaş’ın dahi Diyanet’in başında olması tesadüf değil.
Erbaş’ın elindeki kılıç bile Osmanlı değil, Bizans kılıcı.
Ali Erbaş, Diyanet reisinden çok, Bizans azizine benziyordu. Sayın Erbaş’la bir derdim yok, bütün derdimiz İstanbul’a ve Türkiye’ye biçilen misyonla alakalı. İstanbul’la alakalı bildiklerimin tamamını ne yazık ki söyleyemem.
Çok şey, şifrelerde gizli. Bıyıkları sıfıra verilmiş, sakalları uzatılmış bazı tiplerle, üzerinde üçgen içinde gül olan tişört giymiş bazı tiplerin (Tapınakçıların), birlikte verdikleri günün fotoğrafına iyi bakın. O fotoğraf, “dinlerin kardeşliği” mesajını, bir 24 Temmuz günü, Ayasofya önünde verdi.
Neden 24 Temmuz?
Lozan Antlaşması’nın olduğu gün özellikle seçildi. Sayın yetkililer, bu işlerin ne kadar farkında, bilemem!
Ayasofya’nın aslında Haç’a açıldığını anladığımızda, her şey bitmiş olacak. Ayasofya’ya cami tapusu vererek ve “müze” yaparak kilise yapılmaktan kurtaran Atatürk’e lanet okuyacağınıza, böylesi büyük projelerin sahiplerine lanet okuyun!
Fatih’in değil ama Atatürk’ü karalamak için Nursi’nin Fatih adına uydurduğu “vasiyet” yalanını hutbede okumak, çok büyük bir nursuzluk örneğidir. Diyelim Fatih’in vasiyeti var, Fatih peygamber mi haşa!
Vasiyeti olsa ne olur!
Ama böyle bir vasiyet, gerçekten yok.
Son olarak, olaya siyasi açıdan değil de, manevi açıdan bakarsak, Ayasofya, Kabe değil. Veya Mescidi Aksa, Mescid-i Nebevi değil. İslam’dan önce Hıristiyanlar için yapılmış bir kilise, neden Müslüman için kutsal olsun.
Kutsal olan İstanbul, Ankara, bütün bir vatan toprağıdır. Ayasofya da, bu vatan toprağı içinde bulunan, Türk’ün hükümranlığı altında bir tarihi yapı ve söz sahibi de Türklerdir. İster cami yapılır, ister müze ama asla, hem cami hem kilise olamaz.
Bu ülkede 50 bin kilise evi açılırken aklına lanet okumak gelmeyenlerin, söz konusu Atatürk olunca lanet okumaları, Atatürk’ün İstanbul’u İngilizlerden almasından değilse, ben de bir şey bilmiyorum!
İzmir Alaçatı Pazaryeri Camisi kiliseye çevrildi.
Neden lanet okumuyorsunuz!
Namaz vakitlerinde araya perde çekiliyor, o kadar.
Kilise-cami birlikte…
Bu, ne korkunç şey! Allah’ım!
Hak ile batıl, bir arada…
Ayasofya için de yetkililerin, “bütün inançlara cevap verecek” sözlerinden, neyi kasdettiklerini anlamayacak kadar saf olmayın.
Osmanlı değil, Bizans yeniden kuruluyor.
Olan İstanbul’a ve Türkiye’ye olacak.
Ayrıca kimse oyuna gelmesin.
İngiltere ve ABD, Türkiye’de halifelik istiyorlar. Bunu, Türkiye’yi iç savaşa götürmek için istiyorlar. Sonrasında ise amaçladıkları “dünya devleti”ni, İstanbul’dan yönetmek istiyorlar. Çakma halifelik, Katolik-Ortodoks ve yahudilik, İstanbul merkezli olacak.
Emperyalist hesap, ancak Türk milletinin uyanık olması ve birlik beraberliğini muhafaza etmesiyle bozulur.”

MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ DE BOŞ DURMADI!
Bütün bunlarla birlikte Bergama İlçe Milli Eğitim Müdürü Nuri Kiraz’ın, sosyal medya hesabında, “Bize dayatılan Lozan kilidinin bir parçasını daha çöpe attık. Darısı diğer maddelerin” ifadesini kullandı. Skandal açıklama ve uygulamaları ile dikkat çeken Kiraz, yaptığı bir başka açıklamada da Lozan Antlaşması’nın yürürlükten kaldırılmasını istemekten çekinmedi.

YA LOZAN’LA DEVAM YADA SEVR’E DÖNÜŞ
Bütün bu çıkışlar tessadüfi değil, sayın Karaca’nın makalesinde belirttiği gizli tezgahın ve kurulan kumpasın adete bir ifşası mukabilinde. Birilerinin LOZAN öncesi SEVR hayali içinde olduklarını gösteren Türkiye’nin bu emarelere doğru hızla sürüklendirildiği çok açık; bakalım Türkiye halkı LOZAN ile devam mı edecek, yoksa SEVR’e dönüşe yeşil mı ışık yakacak!!!
27 temmuz 2020 / Abidin SARI- ÖZGÜR İFADE

Next Post

BELEDİYE DERE YATAĞINA KREŞ YAPTI 4 YILDIR ÇÜRÜMEYE TERK ETTİ

Pts Tem 27 , 2020
Kamu görevini yürütenlerin halktan toplanan vergileri nasıl keyfi, plansız ve pervasızca harcadıklarının bir örneği İstanbul Maltepe de Kılıçdaroğlu’nun toz kondurmadığı prenslerinden Belediye başkanı Ali Kılıç tarafından ibreti alemlik olarak sergileniyor. Dere yatağına yaptıkları bina 4 yıldır atıl çürümeye terk edildi; Giden halkın parası nasılsa ve nasılsa hesap soran da yok […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: