MEZARINDA KURŞUNLANAN BİR ADAM

YIL 1974.. Ustam, Ressam, gazeteci, TRT de denetçi, Gürol Sözen ile, Toprak ve İnsan adlı 3 bölümlük bir belgesel dizi hazırlamak için görevlendirildik..Genel müdür İsmail Cem..çiçeği burnunda… Heyecanlı ve atak… Haftada bir günlük yayını 3 e çıkarmış yardımcısı Hıfzı Topuz ile geceyi gündüze katmakta.. Teknik, ve personel yetersiz, yetişmiş eleman hemen hemen yok.. Deneme yanılma, el yordamıyla işler kotarılmakta, anlayacağınız, bilen bilir necefli maşrapa hep sık sık ekranda….

Başbakan Bülent ECEVİT…başta, sosyal demokrat bir hükümet…
Konumuz, insan ve toprak ilişkisi…
Dolaylı olarak ta, Ecevit’in, önemli projesi… tarım ve toprak reformu… çekim alanlarımız, doğu ve güneydoğu ilerimiz… O zamanın haliyle, ağaların bol olduğu, arazilerin sadece onların elinde bulunduğu yerler.. Görüntü, Şimdiki gibi,değil,… Araç, yol, hatta oralara gidebilmek biraz yürek ister… Her şey sorun… Hatta kamera dahil teknik malzeme bile….

Evet TRT var, ama yeni bir kuruluş.. Ne kamerası,ne montaj masası,ne siyah beyaz filmi, teknik alet edevatı, yok… personeli dahi bir elin parmakları kadar… Yani, yok oğlu yok bi durum var ortada. … yoktan program var edeceğiz anlaşılan..
Yalnız, o zamanki adıyla, Basın Yayın Genel Müdürlüğünde var biraz imkan… Emir demiri kesti ,teknik ekip, oradan verildi ve biz çıktık yola…

İlk durağımız, Van…, orada bizi bir aşık ağırladı, adını unuttum.. kaldığımız küçük bir otelde sazıyla.. Deyişler okudu…
Deyişleri, buram buram Anadolu, insanı ve siyasi düzen üstüne…
Ertesi gün bizi uğurlarken, – Ben, çaldım söyledim ama, benden daha büyük, bir ozan var… o şimdi İstanbul da… Asıl ondan alın, insan ve toprağın, yürek yakan, türkülerini dedi..
Bir kağıt uzattı, ustam Gürol Sözen ‘e… okudu gülümsedi Sözen,
-Tanırım dedi, kağıdı bana uzattı…
-Sakla…
Okudum, kağıtta, o adres ve kişi, Ruhi Su idi… oradan geçtik, Diyarbakır,G.Antep.. derken, Urfa ve Harran’a..kaybolduk Altınbaşak’ ta….
ilk serab’ı, orada, gördüm… O zaman ki Adalet Partisi millet vekili olan bi ağanın adamları (Cevherilerden) bizi Urfa’ya getirdi… Sonra, oradan da Çukurova’ ya, ulaştırdı bizi… 20 gün sürdü çekimler ve yolculuk…

Son bölüm çekimleri İstanbul’du,…Van’lı aşığın kağıdı yanımdaydı… Ve biz o adresteydik…
rahmetli Prof. Cavit Orhan Tütengil (sonra ki yıl öldürüldü) ile röportajımızı, o adreste yani Ruhi Su’nun evinde yaptık.. Ve ilk kez, ustanın sazını, sesini orada dinledim…

Ruhu şad olsun Ruhi Su’nun… çünkü o da MEZARINDA KURŞUNLANAN BİR ADAM, ve bir ozandı.. Sakıncalı oldu, kasetleri gizli dinlendi….hal bu ki o, Pir Sultan, Aşık Veysel ve diğerleri gibi, Anadolu’nun sazlı sözlü bir sesiydi…Çanakkale içinde vurdular beni diyor, Nazım’ın Şiirlerini, kurtuluş savaşı destanını sazıyla, seslendiriyor, ezgiler okuyordu…

Sonraları, merak etim ve yaşamını inceledim,Su’nun… inceleyenleri okudum…Bir belge adam çıktı ortaya… Öyle ya, o da bu toprağın, bu kültürün insanıydı..
Ve sizle paylaşmak istedim…hakkındaki bilgiyi derleyenden aynen paylaşıyorum…..


İşte Ruhi Su, ve onun kısa öz geçmişi . (Alıntı)
” Yıl 1912..
Van’da doğdu..
Adı Mehmet’ti..
Mehmet Ruhi Su..
Küçük yaşta annesi ve babasını kaybetmişti..
Onları hiç tanımadı..
Neden kaybettiğini hiç bilmedi..
Kimsesiz kalmıştı..
Çünkü ne bir yakını vardı, ne akrabası..
Ne amcası, ne dayısı..
“Hangi taşı kaldırsam
anam babam..
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam..
Ne güzel bir dünya bu
İyi ki geldim” derdi.
Neden kimsesizdi?.
Neden tek bir yakını yoktu?..
Yıllar sonra Yalçın Küçük Ruhi Su’nun Ermeni yetim olabileceğini yazdı..
Bunun üzerine oğlu İlgin Ruhi Su, “Babamın 1912’de Van’da doğması, öksüzler yurdundan gelmesi, bugüne kadar hiçbir akrabasının çıkmaması düşünüldüğünde Ermeni olma ihtimali hayli yüksek” demişti..
Kendisi de cevabını bilmediği bu soruyu “Birinci Dünya Savaşı’nın ortada bıraktığı çocuklardan biriyim” diye yanıtlardı..
Ruhi Su’yu Adana’da çocuğu olmayan yoksul bir aileye verdiler..
1915 Ermeni tehcirinde ailesini kaybetmiş yüzlerce “devşirme” çocuk gibi..
Bunlar amcan ve yengen dediler..
Onları öyle bildi..
Adana’nın İngiliz İşgalinde amcam ve yengem dedikleri Ruhi Su’yu terk etti..
Bunun üzerine Öksüzler Yurdu’na verildi..
Müziğe meraklıydı..
Yurtta bağlama, keman çalardı..
Çok başarılıydı..
Öksüzler Yurdundan, önce Adana Öğretmen Okulu’na, ardından Ankara’da Musiki Muallim Mektebi’ne girmeyi başardı.
Yıl 1942..
Ankara Devlet Konservatuvarını bitirdi..
Aynı yıl Hasanoğlan Köy Enstitüsün de müzik öğretmenliği yaptı..
Cumhurbaşkanlığı Orkestrasında görev aldı..
Devlet Operasında çalıştı..
Yıl 1951..
Devlet, türkülerinden rahatsız oldu..
Komünist diye içeri attılar..
Sansaryan Han’ın en alt katındaki hücrelerde ağır işkence gördü..
Tabutluğa kondu..
Beş yıl hapis yattı…
Ama yılmadı..
“Mahsus mahal derler kaldım zindanda
Kalırım kalırım dostlar yandadır..
Dirliğim düzenim dermanım canım
Solum sol tarafım imanım dinim.” dedi.
Yıl 1957
Ceza evinden çıktıktan sonra Ankara Radyosunda iş buldu..
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
12 Temmuz 2020 / ÖZGÜR İFADE

Next Post

BAKANLIK DAĞ KEÇİLERİNİ KATLETME İHALESİNİ İPTAL ETTİ

Paz Tem 12 , 2020
Bakanlık Birimi Tarafından Tunceli, Malatya, Kahramanmaraş ve Sivas Ormanlık Alanlarında Dağ Keçisi Öldürme İhalesi Düzenlenmişti Dağ keçileri kurtulduDoğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün, Tunceli’deki dağ keçilerinin avlanması için açılacak ihalenin iptal edildiğini açıklaması, Munzur Koruma Kurulu tarafından memnuniyetle karşılandı. Tarım ve Orman Bakanlığının Tunceli’de kutsal sayılan dağ keçilerini avlatmak […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: