Neler Oluyor Bize?

Son zamanlarda hepimiz bu soruyu soruyoruz sanırım. Neler oluyor bize? Biz nasıl bu hale geldik? Uyandığımız her gün okuduğumuz haberler; bir gün önce artık beni başka bir şey şaşırtamaz diyerek okuduğumuz habere rağmen şaşırtıyor, hatta dehşete düşürüyor.
Birkaç gün önce 3 yaşında bir bebeğe tecavüz edildiği haberini okuduk. Ve geriye dönük düşünürsek daha küçük bebeklere de tecavüz edildiği haberlerini okumuştuk. Kadına, çocuğa,hayvana,hatta farklı objelere tecavüz, taciz ve şiddet, cinnet, cinayet haberleri neredeyse gündemden eksik olmuyor. Ülkemizin her yerinden tecavüz, taciz, şiddet haberleri geliyor…Hatta bu haberler yağmur gibi yağıyor!
Kendi adıma kanım donuyor bu haberler karşısında… Biz nasıl bu hale geldik diye soruyorum her biriniz gibi. Tam anlamıyla hızlandırılmış bir toplumsal ve ahlaki çöküş yaşıyoruz. Peki bu birden bire mi oldu?
Sağlıklı bir toplumun temel yapı taşı bence aile’dir…Çünkü toplumda yaşayan bireyler aile tarafından yetiştirilir, eğitilir. Yani ailelerin toplumsal refahı yüksekse onlar da sağlıklı ve bilinçli bireyler yetiştirir.Uzun yıllardır yaşanan ekonomik krizler ülkemizde ki boşanma oranını hızla yükseltti. Bu çok büyük bir sorun olarak görülmeli. Çünkü boşanmış aileler demek, sorun yumağı içinde yaşamış çiftler ve büyümüş çocuklar demektir…Buna paralel olarak madde kullanım oranı çok yüksek rakamlarda ve madde kullanım yaşı gittikçe düşüyor. Şiddet gören kadınlar, boşandığı için öldürülen kadınlar ve geriye kalan çocuklar. Ruh sağlığı bozuk erkekler…
Cinsel taciz ve tecavüz suçlarına verilen cezaların endişe verici bir şekilde azalması da büyük bir etken diye düşünüyorum. Cinsel bir suç işlemek eskiden hem yasalar nezdinde, hem de toplum tarafından çok ağır cezalandırılırdı. Mahalle ve komşuluk kavramı yok oldu. Eskiden mahallelerde insanlar birbirini çok iyi tanırdı. Ve bu bağlar bir oto kontrol oluştururdu. Böyle suçlar, yasalar ve toplum nezdinde yüz kızartıcı suç olarak görülür ve tabiri caizse toplumdan aforoz edilirdi, yasal olarak ömür boyu bazı haklarında kısıtlamalar yapılırdı. Artık özellikle büyük şehirlerde insanlar birbirine yabancılaştı.. İnsanlar bırakınız birbirine maddi manevi destek vermeyi kendi sorunlarıyla baş edemez hale geldi. Ve artık mahkemelerde tecavüz sanıkları takım elbise giydikleri için serbest bırakılıyor ya da çocuğun rızası vardı gibi korkunç gerekçelerle neredeyse madur konumuna sokuluyor. Bu da toplum vicdanını yaralıyor. Aynı zaman da bu tür suçlara eğilimi olanları cüretlendiriyor.
Dağılan aileler, ekonomik zorluklar nedeniyle neredeyse yok olma derecesine gelen ailevi ve sosyal bağlar, yok olan komşuluk ilişkileri yıllar geçtikçe sorunlu bireylerin bir çığ gibi büyümesi ve bu sorunlu bireylerin kurduğu aileler… Yani sorunlar domino etkisiyle toplumdaki yıkımı hızla büyütüyor. Yaşanan sorunları çözemediğimiz gibi, ağırlaşan şartlar ve gittikçe yozlaşan toplum yeni sorunlar zinciri oluşturmaktadır.
Sosyal medya ve televizyonlar bu sorunları daha da büyütüyor. Yaşanan şiddet haberlerinin görselleri ve videoları paylaşıldıkça insanlar maalesef farkında olmadan şiddeti, tacizi ve tecavüzü kanıksıyor,sıradan haber gibi görmeye başlıyor.İnsanların şiddet algısının alt limiti korkutucu bir şekilde yükseliyor. Tabii bu durumun çocuklar üzerinde ki etkisi çok daha vahim.

Topllumuzda oluşan kutuplaşmalar, ayrışmalar; din olgusunun devlet yönetiminde ön plana çıkartılması, kontrolsüzce verilen fetvalar, araştırmadan her söylenene inanan bir kesim ve bu olumsuzlukların ülkemizi sürüklediği uçurumu gören fakat çaresizce izlemek zorunda kalan diğer bir kesim….
Önümüzde ki tablo gerçekten çok korkunç. Birey olarak yapabileceğimiz çok fazla bir şey yok gibi görünüyor. Yine de kişisel olarak her birimiz çözüm üretmeye çalışmalı, bireysel olarak mücadele etmeye devam etmeliyiz. Dileğimiz ilgili kurumların ve devlet kademelerinin bu faciayı bir an önce görmezden gelmeyi bırakıp çözmek adına radikal adımlar atmaları. Çünkü geldiğimiz noktanın bir adım ötesi zifiri karanlık.
Gülbin Aybar

Gülbin Aybar

Next Post

Derin aydınlanma

Sal Şub 20 , 2018
Üst akıl diye bir şey aslında yoktur. “Aklı alınmış” toplum vardır. Halkı yoksul ve yoksun bırakılan toplumların bireyleri, emperyalizmin piyonu olmaya potansiyel birer adaydır. Aç bırakılan birey ki bu salt karın açlığı değildir; sanat bilinci, tarafsız eğitim, tarafsız devlet olgusu bilinci ve en önemlisi özgür düşünen beyinlerin açlığı toplumsal erozyonu […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: