SEVR GERÇEĞİ! (Yazı Dizisi) 4.BÖLÜM

4.Bölüm: ‘Bir Sevr Masalından Türk Destanına!’
İngilizler!
Majeste kralın milleti İngilizler!
Emperyalizmin İngilizce konuşan türü!
Büyük karaların eşkıyası, uçsuz bucaksız denizlerin tek gözlü korsanı İngilizler!
Denizlerin korsanı; bir ayağını Himalaya’nın çağlayanlarına, diğerini Güney Afrika’nın sıcak dağlarına, başını Kuzey Denizi’nin sisli adalarına uzatmış, ayaklarının altında yüzlerce ırkın ezildiği dev bir yaratık.
Bu ne müthiş bir güç!

Denizler korsanı, “İnsanlığın kanseri” olarak gördüğü Türkleri; “Asya bozkırına süreceklerini” ilân etmiş.
Bu amaçla Mondros’ta Türk’ün boğazına yapışmış.
Bu amaçla Sevr’i imzalatmış.

Tam; “her şey tamam” demişlerken Anadolu’dan yiğit bir yürek “Hayır” diye ünlemiş.
Yiğit yürek Mustafa Kemal Paşa; “TBMM’nin onaylamadığı hiçbir anlaşmayı tanımadığını” ilan etmiş.
Denizler korsanı salmış Yunan’ı Anadolu’ya, yaktırmış, yıktırmış, tecavüz ettirmiş.

  1. ve 2. İnönü muharebeleri…
    Sakarya…
    Büyük Taarruz…

Yunan’ın İzmir’de denize dökülmesiyle emperyalistlerin; “Türkleri Asya bozkırlarında boğma” hayalleri de suya düşmüş.
Doğu’da Ermeni, Karadeniz’de Pontus Rum tehlikesi Mehmetçiğin süngüsü ile bertaraf edilmiş.
Urfa, Maraş, Antep, Çukurova işgalleri özellikle yörenin kahraman insanlarının gayreti ile emperyalistlerden temizlenmiş.
Türk ordusu İzmir’den sonra Yunan’ı Bursa’dan da atmış, sonra kuzeye ilerlemiş İtilaf devletlerinin denetimindeki Marmara ve Boğazlar bölgesine dayanmış.

İngiliz kabinesinin yüreğini ağzına getiren bir haber; “Mustafa Kemal, İstanbul ve Boğazlara karşı bir saldırıya geçecek.”

Yeni bir Türk-İngiliz çatışması!
Yeni bir kriz!
Çanakkale Olayı!
Sovyet Rusya, Ankara’ya desteğini açıklamış.
İngiltere acilen Fransa, İtalya ve sömürgelerinden yardım istemiş.

Fakat Fransa ve İtalya yeni bir riski göze alamamışlar.
Sömürgeler de yardım teklifini reddedince denizler korsanı yapayalnız kalmış.

Mustafa Kemal Paşa elde ettiği başarıyı tehlikeye atmak niyetinde değil, ihtiyatlı!
İngiliz İşgal kuvvetleri Başkomutanı General Harington, Londra’ya acele yazmış; “Türklerle savaşmak yerine Mudanya’da görüşme yapılmalı.”
Ve zafer!

Büyük Türk zaferi dünyanın dört bir yanından duyulmuş. Tüm sömürge halklar Türklerin kurtuluş mücadelesinden etkilenmiş, Mustafa Kemal’e kurtarıcı gözüyle bakıyorlar.
İslam dünyası Türk zaferini; “İslam’ın Hıristiyanlığa, Doğu’nun Batı’ya, Asya’nın Avrupa’ya, Kemalist Türkiye’nin emperyalistlere karşı zaferi” olarak kutluyor.

Türk zaferinden gurur duyanlar arasında Müslüman olmayanlar da var.
Saray Bosna’da Hırvat Köylü Partisinin yayın organı Hrvatska Sloga gazetesi 12 Eylül 1922’de manşet atmış; “Kemal’in zaferini kıvançla selamlarız!”
Gazete devamında diyor ki; “Çünkü bu zafer, gerçeğin kötülüğe karşı, yasanın yasasızlığa karşı, ulusal ruhun emperyalizm ve zulme karşı zaferidir.”
Türk zaferi tüm mazlum milletleri sevince boğmuş.

11 Ekim 1922!
Mudanya ateşkes antlaşması.

Türkler galip, Yunanlılar mağlup!

Yunanlılar mağlup, fakat emperyalistlerin güdümündeki Yunan temsilciler General Mazarakis ile Albay Sarıyannis konferansa katılmamış, gemilerde beklemiş.

Batı Cephesi komutanı İsmet Paşa Mudanya görüşmelerinde…
Destek lazım.
Fevzi Paşa ile Refet Paşa da Mudanya’da…

İngiliz Lord Curzon’un canı sıkkın!
Niye ki!
Meğer görüşmelere Mustafa Kemal’i bekliyormuş.
Bak bak bak!

İsmet Paşa cephede olduğu gibi masada da büyük bir başarı elde etmiş.
Yunan’ı Anadolu’ya salan İngiltere, Fransa, İtalya temsilcileri General Harrington, Genaral Charpy ile General Monbelli Mudanya mütarekesinin maddelerini aynen kabul etmiş.
Tek kurşun atılmadan Trakya teslim alınmış ve Avrupa’da önemli bir çıkış yolu elde edilmiş.
Boğazlar bölgesi Türk kontrolüne geçmiş.
TBMM bağımsızlık yolunda ilk diplomasi başarısını elde etmiş.

Dahası emperyalistler Mudanya’da yeni Türk devletini muhatap almadan hiçbir şey yapamayacaklarını anlamışlar.

İngiltere adına görüşmelere katılan General Harrington Londra’ya yazmış; “İzmit yarımadası ve boğazların doğu kesimindeki bölgeleri güvence altına aldım. Kıvanç duyuyorum.”

Lloyd George kızgın “Mudanya Mütarekesi bizim için Sevr’den geri adım atmaktır!”
Sonunda sıcak savaş bitti.
Şimdi barış zamanı…

İtilaf kuvvetleri yeni bir savaş tehlikesini önlemek amacıyla aceleci.
Lord Curzon diyor ki; “Barış konferansı Cenevre veya Lozan’da yapılmalı. Lozan’ın birçok yararları vardır. İstanbul’a kadar uzanan Doğu Ekspresinin hattı üzerindedir. Oldukça iyi otelleri vardır. ”
Ve harekete geçiliyor.
Barış konferansının Lozan’da yapılacağı TBMM’ye bildiriliyor.

Lozan!
İsviçre’de bir şehir.
Kemal Paşadan gür bir ses!

  • Barış konferansı İzmir’de olacak.

Amaç!
İzmir’in yakılıp yıkıldığı tüm dünyaya gösterilecek.
Kamuoyunun desteği alınacak.
Akıllı adam!
Yine cümle emperyalist şaştı kaldı.
İzmir’de Yunan denize dökülmüş.
Emperyalizm tokat üstüne tokat yemiş.
Lord Curzon’dan itiraz!
Olmaz!
Sebep!
Konferans İzmir’de olursa Yunan Başbakanı Venizelos’un duyguları incinirmiş.
Psikolojik olarak İtilaf kuvvetleri İzmir’de olumsuz etkilenir, başarısızlığa uğrayabilirlermiş.
Dahası konferans bir Türk kentinde yapılırsa Türkler haklı olarak başkanlık etmek isterlermiş ki bu da Türklerin saygınlığını arttırırmış.
İnce hesaplar…
Şeytan yine gölgede!

Emperyalizmin İngilizce, Fransızca, İtalyanca konuşanlarından hem Ankara hükümetine, hem İstanbul hükümetine birer nota; “Savaşa son verecek bir barış antlaşmasının yapılması amacıyla Lozan’da düzenlenecek konferansa tam yetkiye sahip iki delegenin gönderilmesi.”

Barış konferansı daveti hem İstanbul’a hem Ankara’ya…
Şeytanın aklına gelmez!

Barış Konferansına İstanbul’un da davet edilmesi Ankara’daki tüm mebusları ayağa kaldırdı.
Sevr’i imzalayan İstanbul hükümeti değil miydi?
İdamlarına ferman veren İstanbul hükümeti değil miydi?
Milli Hareketi boğmak için Anzavurları üzerlerine salanlar onlar değil miydi?
Bir de yaraya tuz!
İstanbul’dan Sadrazam Tevfik Paşa yazmış; “İngilizlerden Lozan için davet aldım.”
Yazıyı da “Azametli Sadrazam” diye imzalamış.
Oooo! Azametli Sadrazam.
TBMM üyeleri “Azametli Sadrazam” imzasını görünce çileden çıktılar.

Emperyalistlerin niyeti; İstanbul hükümetiyle TBMM hükümetini aynı anda Lozan’a çağırarak ikilik yaratmak ve Anadolu’nun askeri alandaki olağanüstü zaferini siyasi müzakerelerde gölgelemek.
Niyet kötü!
Ankara’dan karşı hamle!
1 Kasım 1922 Saltanat kaldırılıyor.
TBMM Vahdettin’in altından tahtı çekip alıyor.
Osmanlı devleti hukuken de tarihe karışıyor.
Böylece Lozan konferansında temsil sorunu kökünden hallediliyor.
Cümle emperyalist yine şaşkın…

TBMM 2 Kasım 1922 tarihli gizli oturumda Lozan heyetini belirledi.
Dışişleri Bakanlığına getirilen İsmet Paşa başkanlığındaki heyette Sağlık Bakanı Rıza Nur ile eski Maliye Bakanı Hasan Bey var.
Ayrıca heyete yardımcı olacak 33 kişi görevlendirildi.

İşte heyetin eline verilen 14 maddelik talimattan birkaçı!

  • Ermeni yurdunun kurulmasına izin verilmeyecek,
  • Kapitülasyonlar konusunda taviz verilmeyecek, ısrar edilirse konferans terk edilecek,
    -Tüm görüşmeler Misak-ı Milli temeline dayandırılacak, Türk vatanının kayıtsız şartsız bağımsızlığı kabul ve tasdik ettirilecek.
  • Diğer konular Ankara’ya sorulacak.

    Lozan Konferansı 13 Kasım’da başlayacak.
    İsmet Paşa başkanlığındaki heyet 9 Kasım’da İstanbul’dan hareket ediyor.
    İsmet Paşa ve heyeti savaşı kazanmış taraf olarak Lozan’a gidiyorlar, ama barışı kazanma savaşının da en az cephelerdeki kadar zorlu geçeceğini biliyorlar.
    Kaynaklar
    Nurten Arslan
    Salahi R. Sonyel – Gizli Belgelerle Lozan Konferansının Perde Arkası
    Doç. Dr. Kemal Yakut – Türk Dış Politikası
    Erol Mütercimler – Bu Vatan Böyle Kurtuldu
    İsmet İnönü – İstiklal Savaşı ve Lozan
    Atatürk Ansiklopedisi Cilt 9)
    TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
    18 Ağustos 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

Next Post

KATİ ÇÖZÜMLER YERİNE HALKI GENELGE MANYAĞI YAPTILAR

Sal Ağu 18 , 2020
Türkiye’de Virüsün Artışı Siyasal İktidarın Sebep Olduğu Nedenlerden.Virüsle mücadelede AVM’leri, İbadethaneleri, Düğünleri, Futbol maçlarını, Kite kit dolu toplu taşıma araçlarını, Asker uğurlamalarını, Plajları, Yurt dışından gelen yerli ve yabancıları, Tatil yerlerini, Siyasi parti kongrelerini, Salon konferanslarını ful time çalıştıran açık tutan; ülkenin dört bir yanı salgından kırılırken okulları açma akıl […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: