Türkiye’de Organ Nakli

Organ Nakil Koordinatörü Fadime Yıldız ile Türkiye’de Organ Nakli konusu üzerine söyleşi yaptık.

Bizler şunun için savaşıyoruz; Öldükten sonra hiç kimseye faydası olmayacak organlarımız birilerinin hayatını kurtarsın. Bütün temel amaç bu!

– Ne adına konuşuyoruz? Ne adına bağış istiyoruz? Önce kendinizi bir tanıtır mısınız?
– Fadime Yıldız… 2008’de Dr. Lütfü Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Organ Nakil Koordinatörü olarak göreve başladım. Şu an İstanbul Başkent Üniversitesi Organ Nakil Koordinatörü olarak çalışmaya devam etmekteyim… Bu iş kimin adına, neyin adına yapılıyor? İyileşmek için tek tedavi şansları olan organ nakli bekleyen hastalar adına buradayız… Hakikaten gönüllülük işi… Beyin ölümüyle organ bağışı yapanların üzüntüsünü organ nakliyle hayata dönenlerin sevincini yaşıyoruz. Bu bir buruk sevinç tabii ki, bir paradoks.
Bakanlık sisteminde yaklaşık 20.000’in üzerinde organ nakli bekleyen hasta var. Bunların içinden bir kısmı canlılardan yani eş, dost, akrabalardan bağışlanan organlarla hayata dönebiliyor. Böbrek, karaciğer ya da akciğer hastaları için. Ama bir kalbi düşünürsek bu mümkün değil. Tek şansları, beyin ölümü sonrası bile iyilik yapabilen insanlara ait organ bağışlarında. Bizler şunun için savaşıyoruz; hayattayken biz organlarımızla kalalım tamam! Bu riske girmeyelim ama öldükten sonra hiç kimseye faydası olmayacak organlarımız birilerinin hayatını kurtarsın. Bütün temel amaç bu!
– Türkiye’deki sistem nasıl işliyor?
Türkiye’deki sistem İspanya modeli alınmış. İspanya’daki model dünyada oldukça iyi gidiyor. Bu işi başarıyla uyguluyorlar. Aslında mevzuat aynı ama bizim ne yazı ki çok çeşitli bir toplum yapımız var. Bunun içinde aşiretler var, değerler var, anlayışlar var, kültür farkı var. Dolayısıyla İspanya’daki gibi çok hızlı ve net ilerleyemiyoruz. Ha sonuçta ben 2008’de başladım. Bugün baktığımda ilerleme var ama karınca misali yavaş yavaş…
Bu arada basına çok iş düşüyor. Tırnağımızla kazıdığımız bir iş bu ve bir haber yapılıyor bizi on adım geri götürüyor. Nedir bu haberler? Mafyacılık, kaçakçılık, küvetin içinde bulundu organları alınacaktı, çocuk kayboluyor organ kaçakçıları aldı deniyor vs. vs.
– Bu haberlerin doğruluk payı olabilir mi?
– Mümkün değil! Bu araştırıldı. Emniyette, Mitte araştırıldı, belgelendi. Daha böyle ortaya konulan bir vaka yok, olması da mümkün değil! Çünkü organ nakli prosedürü, ameliyatı öyle bir kişinin yapacağı bir iş değil. Bir nakil gecesinde o gün herkes alarmda olur. Sağlıkçılar alarmdadır, bakanlık alarmdadır. Hava yolları alarmdadır. Alınan organlar çok özel solüsyonlarda tutulur, özel şartlarda saklanır ki canlılığını yitirmesin diye. Mümkün değil…
Bu olumsuzluklar arasında öyle bir kesim var ki, ne olursa olsun organlarını bağışlamak istiyor. Kültür seviyesinin de önemi yok. Bazı dini kesimler var; bunun her şeyin üstünde bir sevabı olduğunun farkında olup hiç yorum beklemeden organlarını bağışlar. Toplum güveni zayıf bir kesim de var. Ben
– “Beyin ölümü gerçekleşmeden, bir imza ile organlarımı alırlar.” Böyle bir korku da var…
– Asla böyle bir şey olamaz. Çünkü hastayı yaşatmak sağlık ekibinin gururudur. Her ne kadar öyle görünmüyor gibi olsa da hastasının sağlık yönünden kötüye gitmesini sağlıkçılar kendi adlarına başarısızlık olarak addederler. Aynı zamanda üzülürler. Karşı taraf öyle bir acı yaşıyor ki; hastasının yaşatılmasını istiyor, bunun sağlıkçıların elinde olduğunu düşünüyor. Ama her şey bir yere kadar. Hiç birimiz yaratıcı değiliz!
– Diyelim ki 10 yıl sonra kendine gelecek bir hasta bu…
– Çok güzel bir konuya değindiniz. Onu bitkisel hayatla karıştırıyorlar. Bizim baz aldığımız en önemli konu bu… Bitkisel hayatta beyinde kanlanma devam ettiği için bir gün geri dönüş olabilir. Bu, beyin ölümü değildir! Ama beyin ölümünde böyle bir şey mümkün değil. Dünyada beyin ölümü gerçekleşip geri dönen bir tek vaka olmamıştır.
– Bağış artıyor mu?
Evet, her geçen gün artıyor. Ama yeterli mi? Yeterli değil! Organ bekleyen hasta çok fazla.
– Neler yapılabilir?
– Ben burada görsel basının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Buna kıymet ve değer verilmesi gerektiğine inanıyorum. Sadece bilinçlenmek ve doğru haber yapmak çok önemli diye düşünüyorum. Mevzuatta hiçbir eksiklik yok. İspanya’daki modeline geçişimiz 69 ya da 70 yılları diye hatırlıyorum. Dediğim gibi sağlıkçılara duyulan güvenin artmasını sağlamalıyız. Burada gördüğüm kadarıyla en önemli unsurun basın olduğunu düşünüyorum. Doğru haber yapmak önemli. Kamu spotları da bağışı artırdı aslında. Diyanet işleri başkanının fetvasını görsel basında deklare etmesi etkili oldu.
– Bağışta dinin etkisi var mı?
Öyle gibi görünüyor. Bunun araştırması yapıldı. Dini açıdan Kur’an da 34. Ayete göre bir insanı kurtarmanın bütün insanları kurtarmışçasına sevap kazanacağı konusunu anlayanlar hiç sorgusuz organ bağışında bulunuyorlar. Şöyle de ters bir orantı var aslında. Akademik eğitim yükseldikçe güvensizlik azalıyor. Dediğim gibi toprakta çürüyen organların hiç kimseye faydası yok. Bizim bedenimiz kıyafet çünkü. Biz buna inanıyoruz. Bizim için ölümsüz olan ruhtur. Ama maalesef yavaş işleyen bir konu. Karınca gibi gitsek de önemli değil. Biz umutluyuz. Bir insanın mutluluğunu görmek bize yeni bir heyecan motivasyon sağlıyor.
– Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
– Şunu söylemek istiyorum ben. Bugünkü sağlığımıza hiç birimiz güvenmeyelim. Biz de olabiliriz organ bekleyen. Biz bunu kökünden halledersek kaygılarımız en alt seviyeye inecektir. Dolayısıyla kendimiz için bir iyilik yapalım. Sadece başkaları için değil; yakınlarımız için, kendimiz için organ bağışına davet edelim herkesi. Yaşamak güzel, yaşatmakta diyoruz. Sloganlarımızdan bir tanesi bu.
– Teşekkür ederiz.
– Ben teşekkür ederim.

ozgurifade

Next Post

Radyobiyolog Deniz Öner ile kanser üzerine söyleşi

Paz Haz 18 , 2017
Maltepeli Radyobiyolog Doktor Deniz Öner kanserle ilgili sorularımızı cevapladı. Bazen bir hücre 6-7 fren sistemini bertaraf eder. İlkel, vahşi özelliklerine geri dönüştür bu. İsyan edip, başına buyruk hale gelir. Anahtar kelime “Sevgi” Bir hücre tek başına iken ona kodlanmış olan süre boyunca solunum, sindirim, boşaltım, enerji üretimi, savunma, çoğalma gibi […]
Deniz Öner kanser

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: