ÜNLÜ DERGİDEN 29 EKİM’DE ATATÜRK ÖZEL SAYISI

Ünlü dergiden Atatürk dosyası: Nefes kesici hızla ülkeyi çağdaşlaştırdı
Alman Damals (O zamanlar) isimli tarih dergisi, Ekim 2020 sayısının yarısını Atatürk’e ayırdı. “Çağdaş Türkiye’nin kurucusu” başlığı ile kapak yapılan Atatürk’e özel 30’dan fazla sayfa yer verildi. Yayın yönetmeni, “Nefes kesici hızla ülkeyi değiştiren bir devrimci” olarak tanımladığı Atatürk için özel bir yazı kaleme aldı. Her bir bölümünü Almanya’daki ünlü Türkolog ve tarihçilerin yazdığı, “Atatürk Özel Sayısı” son yıllardaki gelişmeleri de içeriyor.

Dünya, Atatürk’ü yeniden keşfediyor… Almanya’da yayınlanan Damals (O zamanlar, eskiden) isimli tarih dergisi, Ekim 2020 sayısının resmen yarısını Atatürk’e ayırdı. Derginin kapağında Atatürk’ün kalpaklı bir fotoğrafı ve, “Atatürk, modern Türkiye’nin kurucusu” başlığı yer aldı. Uluslararası History Life dergisinden sonra, etkin bir Alman yayını olan Damals da, Atatürk’ü kapak yaptı ve onu “Nefes kesici bir hızla ülkeyi çağdaşlaştıran bir devrimci” olarak tanımladı. Giriş yazısı hariç beş bölümden oluşan Atatürk Özel Sayısı’nın her bölümünü ayrı bir Türkolog ve tarihçi yazdı.

YAYIN YÖNETMENİ YAZDI: NEFES KESİCİ
Çocukluğundan, devrimlerine kadar 31 sayfa Atatürk işlendi ve devrimci kişiliği ön plana çıkarıldı. Derginin başyazısı da Atatürk üzerineydi. Yayın Yönetmeni Stefan Bergmann, “Ata’nın temposu” başlıklı yazısında, yıkılan ve dağılan Osmanlı İmparatorluğu’ndan modern Türkiye’yi doğuran Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadelesini anlattıklarını yazdı.

Bergmann, “Nefes kesici bir hızla ülkesine reform getirdi. Din ve devlet işlerini ayırdı, hukukta, giyim- kuşamda ve ekonomide batı standartlarını getirdi. Latin alfabesini kabul etti” dedi.

“ÜLKEYİ VE TOPLUMU YENİDEN YAPILANDIRDI”
Bergmann makalesinde, “Peki Atatürk’ün mirası neydi? Onu o zaman ne harekete geçirdi? Saltanatı ve hilafeti nasıl aşabildi? Devlet ve topluma bakış açısı neydi ve devrimleri hangi alanda oldu. İşte bunun için onu kapak konusu yaptık. Batı, Osmanlı’ya yenilgisinden sonra Sevr anlaşmasını dayatmıştı. Mustafa Kemal, “yüreğini ortaya koyup” Yunan işgal ordusunun karşısına çıktı ve orduları yenip 1923’te Lozan anlaşmasını imzaladı ve bugünkü Türkiye’nin sınırlarını garanti altına aldı. Ülkeyi boydan boya yeniden yapılandırma, toplumu yeniden ayağa kaldırma onun en büyük amacı oldu. Biz onunla birlikte yol alanları ve karşıtlarını da yazdık. Son olarak da, Atatürk’ten bugün ne kaldığını irdeledik” ifadesini kullandı.

RADİKAL UNSURLAR YOK OLMADI
Derginin yönetmeni, sözlerini, “Devrimleri ülkenin yönünü batıya çevirdi. Ancak Atatürk’ün bu müthiş değişim ve yenilik temposu, geleneksel topluma ve radikal unsurlara fazla etki etmedi, güzel görüntünün arkasında daima alışılmış düzenin özlemcileri büyüdü. Şimdi ise acı bir şekilde yeniden bir bölünme yaşanıyor” diye sürdürdü.

Atatürk’ün doğumundan, devrimlerine ve Türk toplumu ile dünyaya bıraktığı mirasa kadar 30’dan fazla sayfanın zaman zaman fotoğraflarla işlendiği dergide, geniş analiz 14. Sayfadan başlıyor. Bu sayfada, 1 Kasım 1929’da TBMM’nin açılış fotoğrafı kullanılmış. Bu sayfalarda, “Birisi tümü için… Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması monarşinin yıkılması demektir. Artık bir sultan yok. Atatürk artık ülkenin cumhurbaşkanı. Cumhuriyet Halk Partisi kuruluyor ve mecliste 1930’larda tek parti. O zamanlar çok partili demokrasi henüz uzaktaydı” deniliyor.

OSMANLI’NIN BAŞINDAKİ MEZARCILAR…
Dergi 16. Sayfasında Mustafa Kemal ve Boğaz’ın hasta adamı” başlığı ile, Osmanlı’nın son yüzyılını, Mustafa Kemal’in doğumunu ve batının Osmanlı’yı nasıl paylaştığını anlatıyor. Rus Çarı 1. Nikola’nın, Osmanlı’yı “Boğaz’ın hasta adamı” diye tanımlaması ve tarihçi Maurus Reinkowski’nin, “Hasta Osmanlı’nın çevresinde sadece doktorlar, miras idarecileri, mezar kazıcıları ve murisleri vardı” diyor.

Ardından Selanik’te başlayan milliyetçi hareketleri ve Atatürk’ün doğumunu işleyen dergi, Mustafa’nın annesinin Türkmen kökenli olduğunu ve kendilerini “Türkmen- yörük” olarak tanımladıklarını anlatıyor. Babasının ise küçük bir memur olduğunu ve Atatürk küçükken hayatını kaybettiği anlatıyor.

ASKERİ HAYATI VE YETENEKLERİ
Atatürk’ün, babasının ölümünden sonra gönderildiği bir okulda, seviyesinin okulun üzerinde olduğunun görüldüğü, ardından annesinin itirazlarına rağmen askeri okula yazıldığına değiniliyor. “Askeri hayatı, onun yetenekleriyle uyuştu” denilen bölümde askeri okullardaki başarısı, okulu ikincilikle bitirmesi ve Şam’daki ilk görevi anlatılıyor. O zamanki askeri akademide, modern batılı eğitimin yer aldığı ve Alman subay Colmar von der Goltz’un, “Silahlı insanlar” adlı kitabının İstanbul’daki askeri okullarda Türkçe olarak okutulduğu belirtiliyor.

Sultan Abdülhamit’in baskıcı yönetimine karşı gelişen hareketlere ve genç subayların kurdukları çeşitli birliklere değinen dergi, ardından Enver Paşa ile İttihat ve Terakki Partisi’nin kuruluşunu anlatıyor. Balkan savaşları, bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar, ardından Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girişi bölümü ise Frankfurt Üniversitesi Filolojik Kültür Bilimleri’nde Türkolog olan Prof. Dr. Yavuz Köse’nin anlatımlarıyla aktarılıyor.

VİYANA VE KARLSBAD ANILARI
Derginin 22. Sayfasının başlığı, “Cumhuriyete giden yol”. Bu bölüm, Viyana Üniversitesi Doğu Bilimleri akademisyeni Dr. Onur İnal tarafından kaleme alınmış ve Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girişi ile başlıyor.

Atatürk’ün, Çanakkale zaferiyle bir dönüm noktasının aşıldığını, onun ağzından “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” sözleriyle başlayan büyük savaşın bir anlamda her şeyi değiştirdiği vurgulandı. Rus devriminin olması, Rusya’nın savaştan çekilmesi, ardından Osmanlı’nın yenilmesi ve Sevr’e açılan yol anlatılırken, Mustafa Kemal Atatürk’ün 2018 Mayıs ayında, bir rahatsızlığı nedeniyle Avusturya’nın başkenti Viyana’ya geldiği, oradan da istirahat için Karlsbad’a geçtiği, “Karlsbad anıları” diye notlar tuttuğu belirtildi.

GENÇ SUBAY MUSTAFA KEMAL: ANINDA DÖNÜŞTÜRÜRDÜM
Bu notların birinde Mustafa Kemal, savaş yılları, toplum ve politika ile ilgili şunları yazmış: “O vakit elimde güç ve yetki olsaydı, bir dokunuşla tüm toplumu dönüştürebilirdim. Buna inanıyorum. Bazılarının dediği gibi toplumun ya da ulemanın, gelişmiş düzeye gelmesini beklemeye, bunun adım adım gerçekleşmesi için uğraşmaya ruhum dayanmıyor. Bu seviyeye gelmiş, belirli özgürlükleri tatmışsak neden daha geri dönüş olsun ki? Toplum hızla bizim düzeyimize erişmeli…“

Ardından Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönüşü, 7. Ordu’daki görevi ve Sevr Anlaşması’na giden süreç anlatılıyor. Bu sürecin ardından, İstanbul’a İngilizlerin gelişi, İzmir’in Yunanlarca işgali ve Mustafa Kemal’in, direnişin başına geçmesi tüm ayrıntılarıyla Alman okurlara sunuluyor.

İŞTE, ATA’NIN YARTIP ATTIĞI SEVR HARİTASI
Bu bölümde, Atatürk’ün tarihin çöp sepetine attığı Sevr haritası da yarım sayfa verilmiş. Altına da şu tarihçe düşülmüş:

10 Ağustos 1920: Osmanlı, galiplerin dikte ettirdiği Sevr anlaşmasını imzaladı. Osmanlı artık son bir küçük noktaya sıkıştı.

19 Ağustos 1920: Ankara’da, Büyük Millet Meclisi toplandı. Sevr anlaşmasını imzalayan ve bu şartları kabul edenler vatan haini ilan edildi. Atatürk, ilk meclisin başkanı oldu.

9 Eylül 1922: Türk ordusu, Yunan ordusunu yendi ve İzmir işgalden kurtarıldı.

1 Kasım 1922: Millet Meclisi saltanatı kaldırdı ve son padişah ülkeyi terk etti.

24 Temmuz 1923: Ankara, bugünkü Türkiye’nin sınırlarını da çizen Lozan anlaşmasını imzaladı. Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında karşılıklı nüfus değişimleri yapıldı.

29 Ekim 1923: Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı oldu.

Bölümde, Sevr ile Lozan Anlaşması arasında geçen süreç ayrıntılı olarak incelenmiş ve nasıl bir ölüm- kalım mücadelesi verildiği ayrıntılarıyla anlatılmış.

GEÇMİŞLE YAŞANAN KIRILMA NOKTASI

Köln Üniversitesi, Türk Dili ve Kültürü bölümünden Prof. Dr. Beatrice Hendrich’in kaleme aldığı bölüm ise, geçmiş ile yaşanan kırılma noktasını anlatıyor. Bu bölümde, “Atatürk, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni toptan geliştirmeye, toplum ve kültürüyle birlikte yenilenmeye taşıyordu. 1934’e kadar, bir İslam devletinden, modern devlete dönüşün devrimleri tamamlandı” denilirken, özellikle din ile devlet işlerinin ayrıldığı laikliğin getirildiği 1937 yılına kadar süreci ve sonrasını inceliyor. Dergide, “Aslında Osmanlı’nın bir kesimi 19. yüzyıldan itibaren laikliği benimsemişti. Bürokratlar, askerler, entelektüeller, dini ve geleneksel yöntemlerle kendilerine baskı yapan Osmanlı elitlerinden memnun değildi. Birçok Osmanlı aydını, aslında dini baskıları aşmıştı ama bu sürdürülebilir değildi. Çünkü din, düşmanlara karşı toplumu birlikte tutan bir tutkal gibi görülüyordu” deniliyor.

MUSTAFA KEMAL: POSİTİVİST VE LAİK
Bu bölümde Mustafa Kemal’in ise, bir pozitivist ve laik dünya görüşüne sahip kişi olarak tanımlandığını görüyoruz. Bir yanda dini vecibelerini yerine getiren, ilk meclis açılışında dua okutan Atatürk’ün, özel yaşamında ise seküler (din ile devlet işini ayıran) bir yapısı olduğu vurgulanmış. Atatürk’ün ardından, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek, geleneksel ve ayakbağı olan tüm yapıları yıktığı, devlette dinin etkisini azalttığı, din ile devlet işlerinin ayrılması çalışmaları ile “dini kullanan” Osmanlı elitlerinin yıkıldığı belirtiliyor.

Ardından halifeliğin kaldırılması, 1930 ile II. Dünya Savaşı’na kadar olan bölümde ise eski dini eğitim yöntemlerinin tamamen modernleştirilmesi süreci anlatılırken, farklı tarikat ya da çeşitli dini akımların önüne geçilmesi için diyanetin kurulması sürecine değiniliyor.

İŞTE BAZI DEVRİMLERİ VE DÖNÜŞÜMLER
Bu bölümde özetle şu görüşler dile getiriliyor:
“Osmanlı’da çok sayıda, farklı bayram günleri ve bunların yurt dışı ile ayarlanmaları çok büyük zorluklar getiriyordu. Modern takvim ve modern ölçüm- tartımlar kabul edildi. Şapka kanunu ile dini semboller içeren sembolleri taşımak yasaklandı. 1932 ile 1950 tarihleri arasında ezan Türkçe olarak okundu. Bu durum, diğer bazı değişiklikler gibi, bir kesim tarafından düşmanlaştırılıp aleyhte kullanıldı. Kadınlara geniş özgürlükler tanındı ama Ekonomik Politikacı Binnaz Toprak bunu “Özgürleştirildik ama tam özgür‘ olamadık diye tanımlıyor. Atatürk’ten sonraki sürecin kadınlar üzerindeki baskıyı artırdığı görülüyor. Atatürk kendisi de tüm davranışlarıyla ve yaşam biçimiyle topluma örnek olmak için uğraştı. Türkiye, çağdaş ülkelerden biri olarak anılmaya başlandı. 1930’larda Arap harfleri tamamen terk edilmiş oldu, çünkü Latin harfleri ile okumak ve yazmak daha kolaydı. Ardından yeni Türkçe kelimeler araştırıldı, sözlükler geliştirildi. Batı standartlarında üniversiteler kuruldu. Eğitimden, sanata ve mimarlığa kadar ülke modernleştirildi.”

  1. sayfada başlayan bölümde ise “Yoldaşları ve karşıtları” başlığı ile, Atatürk’le birlikte savaşanlar, devrimlerinde birlikte olanlar, zaman zaman ayrı düşünenler ve düzenlenen suikast girişimi gibi konular yer alıyor. Halide Edip Adıvar’dan, Sabiha Gökçen’e kadar, devrim sonrası tüm gelişmelerin yer aldığı bölümü yazan ise Bamberg Üniversitesi Türkçe, Kültür ve Tarih Bölümü profesörü Prof. Dr. Klaus Kreiser. (sözcü)
    29 Ekim 2020 / ÖZGÜR İFADE

ozgurifade

Next Post

CUMHURİYET” demek yetmez Çünkü !

Çar Eki 28 , 2020
“CUMHURİYET” demek yetmez Çünkü O’:LAİK ve DEMOKRATİK DEVRİMCİ ATATÜRK CUMHURİYETİ’dir. Özgürlük, Demokrasi, Laiklik , Eşitlik, …ve Adaletin Yasal bir Hukuk zemininde işlediği, Atatürk’ün“Cumhuriyet, düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve haklı olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her görüş bizce saygıya değerdir. Yalnız, karşı çıkanlarımızın insaflı olması gerekir.1923 (Atatürk’ün S.D. III, s.71) […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: