VE DEDİ Kİ!

VE DEDİ Kİ
SERDE TV PROGRAM YAPIMCI VE YÖNETMENLİĞİ OLUNCA,DOĞAL OLARAK DA ÖYKÜDEN BOL BİŞEY YOKTUR …

Yıl 1982… İhtilal yıllarının içindeyiz… Malum, EVREN Cumhur başkanı, Özal Başbakan…
Herkeste ortak fikir, Evren tamamen giyim kuşam, hal ve hareketiyle Ülke kurucu Liderimiz M. Kemal Atatürk’ü taklit ediyor… Ve 1881 de doğan Atatürk’ün 1981 yılında 100 ncü yıl kutlaması yapılacak…
TRT bu Kutlamada Doğal olarak ,baş rolde…
Atatürk’ü 100 ncü yılında, anma ve kutlama etkinliklerinde en etkin yapım ve yayın kuruluşu ..
Konuyla ilgili, gerekli toplantılar yapıldı ve ihalenin büyük bölümü bende kaldı…
Görevimiz… ve severek işleyeceğim gerekli bir konu…
Çünkü, konu Atatürk… Yani kurucu liderimiz… Hal böyle olunca, akan sular durur…
11 bölümden oluşan, Atatürk İlke ve inkilaplarını içeren, ve Atatürk’müzü daha çok insan yönüyle anlatan dramatik bir belgesel dizi önerisi sundum yönetime…
İlk kez Atatürk ‘ü bir sanatçıya oynatmak üzerede, yönetim kurulundan, yetki aldım …
Benim TRT de çekip yayınladığım, tüm tarihi dizilerimin senaristi, ve yeşilçamda film şirketi bile işletmiş, Harpokulunda tarih dersleri vermiş,kitaplar yazmış, son derece, tarihimiz ve Atatürk konusunda, liyâkat li, emekli Kurmay Albay Ahmet Akyol ile buluşup, çalışmalarımızı tamamladık… Yazdığımız senaryoyu, Trt denetimine sundum…Bir denetçi ki saygın biri rahmetli, A. KÖKSAL,tarafından İsmine karşı çıkıldı.. VE DEDİ KİOlmamalı,denildi.
Gerekçe olarak da ,
*VE DEDİ Kİ *incil’de kullanılan bir kelimedir…tartışıldı ve, programın adı VE DEDİ KİOlarak kaldı..
Çekim için mekan ve oyuncu Araştırmalarımda, yolum, M. Kemal’in, İstanbul’a gelişi ve Pera palasta, şimdi,otel idaresince titizlikle korunan, özel bir bölüm olarak duran, ilk kaldığı oda ve oturduğu masayı gördüm üstünde hala rezevr plaketi vardı …
Bir anda okuduğum belgelerden öğrendiğim ve size yine bir tarihçi, araştırmacı Yazar Nurten Aslan’ın kaleminden M. Kemal’in o Pera ve İstanbul günlerini, aktaracağım…
BUYRUN DOSTLAR…
“Onlar misafirdirler!”

Pera Palas ışıl ışıl.
Pera Palas İstanbul’un en ünlü ve lüks oteli…
İkinci lüks otel Tokatlıyan.
İstanbul’a gelen Avrupalı zenginler, Pera veya Tokatlıyan’ı tercih ederler.
Bugün İstanbul’u işgal eden sömürgeci subaylar için Pera Palas’ta odalar ayrılmış
Seksen sömürgeci subay ve generalin eşyaları yerleştirilmiş.. fakat kendileri otele gece yarısından sonra girmişler.
Onları otelde Levanten kadınlar, cilveli Rum kızlar, Ermeni dilberler karşılamış.
Viski ve şampanya su gibi akıyor.
Ortalarda dolaşan güzeller, sömürgeci subaylara baygın bakışlar gönderiyorlar.
Bugün, sömürgeciler dört yıldır savaştıkları Osmanlının Başkentini Asitane’yi işgal etmişler. Orduları, İstanbul sokaklarında zafer yürüyüşü yapmış.
Bugün, İngiliz, Fransız, İtalyan, Amerikan ve Yunan askerlerinin ayak sesleri, Sultanahmet’in, Süleymaniye’nin, hatta İstanbul’un yedi tepesinden yükselen ezan seslerini bastırmış….
Bugün Türk’e karşı kazandıkları tarihî zaferin tadını çıkarıyorlar…
İngiliz Orduları Kumandanı General Harrington da yanında beş generalle Pera Palas’a girer… Pardösülerini emre hazır bekleyen yaverlerine fırlattıktan sonra bara geçerler.
Yeni gelenlerin patırtıları bile, Pera’nın diğer salonlarından gelen şuh kahkahaları bastıramaz. General Harrington’un masası, beş dakika içinde viski, şampanya ve türlü mezelerle donatılır.
Ve bütün şampanya kadehleri havada tokuşur;

“Konstantinopolis’in şerefine!”
Konstantinopolis; İstanbul!
Türk’ün göz bebeği İstanbul!
Sömürgeciye göre Bizans, İstanbul’da yok edilmiştir.
Türk de kendi göz bebeğinde yok edilecektir.
Bunu saklamaya hiç gerek duymuyorlardı ve işe İstanbul’dan başlamışlardı.
General Harrington’un masasında kadehler arka arkaya; “Konstantinopolis’e” diye tokuştu.
Pera’nın bütün salonlarında kadehler tokuşuyor. Kadehlerin “çın çınları” şuh kahkahaların kaba gülüşmelerin arasında eriyor.
General Harrington kadehini bir daha kaldırmıştır. Masadaki generallerin kadehleri de tokuşmak üzere havalanırlar; fakat bütün gürültüler birdenbire bıçak gibi kesilir.
Gözleri sessizliğin kaynağına dönmüş olan General Harrington ve arkadaşlarının elleri havada kalmıştır.
Sadece onların değil, bardaki bütün gözler kapıya yönelmiştir.
Bedenini saran paşa üniforması, omuzlarındaki apoletleri, göğsündeki madalyaları ve her adımda gıcırdayan parlak çizmeleriyle bara bir Türk subayı girmiştir.
Bütün gözler, bütün bakışlar donmuştur.
Ortalıktaki sessizliği birkaç kadının iç çekişleri yırtar.
Bir Fransız kadın kendisini tutamaz. Sarışın Türk subayı yanından geçerken; “Ne güzel adam.” diyerek yanındakine gösterir.
Türk subayının göğsüne bastırdığı astragan kalpağı sol elinde. Koyu sarı saçları arkaya taranmış. Mavi gözler üzerindeki kalın kaşlar çatılmış, bakışlar buz gibi.
Otel Müdürü Mösyö Martin, Türk subayının önünden saygıyla yürürken iki garson arkasından seğirtir.
Sarı saçlı subay, bütün gözlerin üzerinde olduğunun farkında; fakat o hoş bir vurdumduymazlık içinde.
Sarışın subayın masasına yerleşmesini bekleyen Mösyö Martin saygıyla geri çekilir.
İki garson, sarışın subayın siparişlerini alarak uzaklaşırlar.
Diğer salonlardaki uğultu tekrar başlayınca bardakiler de kendilerine gelirler. Buna rağmen bütün masalardan kaçamak bakışlar sarışın paşaya gidip gelir ve sonra fısıldanmalar.
General Harrington’un masasındaki kahkahaların yerini merak almıştır.
Kimdir bu adam?
Bütün Pera’daki uğultuları kestiren, güzel kadınlara iç çektiren bu Türk subayı kimdir?
Kaldı ki böyle bir günde, Osmanlı yerle bir edilmişken, kendileri zafere kadeh kaldırırken, meydan okurcasına Pera’ya giren bu Türk subayının burada ne işi vardır ve bu ne cesarettir?
Özellikle de kendilerini bile sıradan bir sırıtmayla geçiştiren otel müdürünün bu Türk subayına iltifatı nereden gelmektedir?
General Harrington merakına mağlûp olur ve bir tepsi içerisinde Türk paşasının siparişlerini götüren garsona işaret eder.
Generaller, garsonun elindeki tepsideki küçük rakı şişesiyle küçük bir tabaktaki beyaz leblebiye bakakalırlar.
General Harrington, eğilen garsonun kulağına Türk subayını göstererek kim olduğunu sorar.
Garsonun cevabı hepsini dondurur.
Biraz önce muhteşem girişiyle salonları susturan Türk subayı; İngilizlerle Fransızlara Anafartalar’ı dar eden, Conkbayırı’nı cehenneme çeviren, Çanakkale’de kendilerine dayak atan Binbaşı Mustafa Kemal’dir.
Çanakkale’deki Binbaşı Mustafa Kemal, şu an karşı masada oturan Mustafa Kemal Paşadır.
İngiliz ve Fransız generallerin masasında artık kahkaha yoktur. İstisnasız hepsi namını bildikleri Binbaşı Mustafa Kemal’in hayranıdırlar.
Kendisini çabuk toparlayan General Harrington garsonu tekrar çağırır:
– Hemen gidiniz, General Mustafa Kemal’i masamıza davet ediniz.
General Harrington’un davetinden masadakilerin hepsi memnun olmuştur.
Emri alan garson, Mustafa Kemal’in masasına doğru giderken generallerle birlikte tüm bardakilerin gözü onun üzerinde toplanır.
Mustafa Kemal, içkisinin ilk yudumundan önce bir Bafra maden sigarası tellendirmiş, ağzına birkaç beyaz leblebi atmıştır.
Çağırmadığı hâlde kendisine doğru gelen garsonu görünce meraklanır:
– Bir şey mi var çocuk?
Garson saygıyla eğilir:
– Zât-ı âlînize bir daveti iletmekle vazifelendirildim paşa hazretleri.
Mustafa Kemal; “Hımm.” diye gülümsedikten sonra sorar:
– Nasıl bir davetmiş bu?
Garson, barın köşesindeki masayı gösterir:
– General Harrington ve arkadaşları sizi masalarına davet ediyorlar efendim.
Mustafa Kemal, başını çevirir ve garsonun gösterdiği yöne bakar.
General Harrington ve arkadaşları gözlerini dört açmış gülümseyerek kendisine bakmaktadırlar.
İngiliz ve Fransız generaller, onunla göz göze gelince tipik bir sırıtmayla baş eğerek selâm verirler.
Mustafa Kemal de bir baş eğmesiyle selâmı iade ettikten sonra garsona döner:
– Harrington cenaplarına saygılarımı iletiniz; lâkin onların benim masama gelmeleri gereklidir. Lütfen kendilerini masama davet ettiğimi söyleyiniz. Burada ev sahibi olan biziz, kendileri misafirimizdirler.
Bu cevaba garson şaşırır; fakat asıl şaşkınlığı Mustafa Kemal’in cevabını duyan General Harrington ve arkadaşları gösterir.
Şaşkınlık da değil, resmen bozulurlar.
Bozulmalarının asıl sebebi reddedilmek değil, misafir addedilmektir.
Misafir!
Yani geçici.
Yani gidici.
Üstelik davet edilerek gelen.
Kaldı ki onlar davet de edilmediler, yüzsüzce geldiler.
İngiliz ve Fransız generaller, Mustafa Kemal’le tanışmak için can attıkları hâlde yapılan hakareti hazmedemezler.
Kadehlerini bir dikişte yuvarlarlar.
Ne kadeh tokuşturmak var ne de; “Konstantinopolis’in şerefine!”
Sadece içlerindeki kin daha da büyür.
İstanbul’a girmişlerdir ve bir daha çıkmayacaklardır.
Türk’ü de devletini de batıracaklardır… Kimin kimi batırdığını ise tarih Türklerin lehine ve 1919 da Samsuna çıktım, . DİYEREK bizzat kendisi anlatacaktır Nutkunda M. KEMAL…lütfen nutku açıp okuyunuz okumayanlar…çşnkğ bu ülke TC kolay kurulmadı,.. Her karşında atalarımızın kanı var, canı var… Hoş kalın hoşçakalın..
(Şeytan Üçgeni Mondros/ N. Arslan)
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
22 Ağustos 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

Next Post

ÇİFTÇİYE MÜJDE: 'VENEZUELA'DAN SIFIR GÜMRÜKLE PEYNİR VE TARIM ÜRÜNLERİ İTHALATI YAPILACAK'

Cts Ağu 22 , 2020
Türkiye, Venezuela’dan sıfır gümrükle tarım ürünleri ithalatı yapacak. Hükümet, Venezüella’dan sıfır gümrükle peynirden pirince binlerce ton tarım ve gıda ürünü almak için karar çıkardı.Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun birkaç gün önce ziyaret ettiği Venezuela’dan ithal edilebilecek ürünler arasında taze peynirden pirince, yulaftan ayçiçeği tohumuna kadar çok sayıda ürün var. Venezuela menşeili […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: