YAŞAMAK BİR HAKTIR, KİMSENİN ELİNDEN ALMAYALIM

YAŞAMAK BİR HAKTIR, KİMSENİN ELİNDEN ALMAYALIM

Anayasa Madde17.– Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

     Bunlara bir dur demeliyiz,

     Evet, bazı şeyler vardır ki artık insanın nefesini kesiyor. Söyleyecek söz, yapacak hiçbir şeyiniz kalmıyor. Kendinizi çaresiz ve bitmiş hissediyorsunuz. Sonra oturup mantığınızla düşünmeye başladığınız da ‘’koskoca devlet bu gibi işlerle baş edemeyecek kadar mı?’’ diye, kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz. Bahsedeceğim konu yeni ve uzaydan yeni keşfedilmiş bir konu değil elbette ki. Yıllardır var, hala da devam edip duruyor. Sanırım merak ettiniz neden söz ettiğimi? Aslında bahsedeceğim konulara benzer o kadar çok konu var ki konuşulacak. Ama ben daha acil ve gündemde olan birkaç konuya değinmek istiyorum.

     Birincisi, çocuk taciz ve tecavüzleri: Bu tür bir eylemin hiçbir şekilde mazur görülmesi ve o fiile dönük cezai müeyyidelerin alt üst sınır olmaksızın en ağır şekilde cezalandırılması olmalıdır. Hatta bana göre bu fiilin cezası idam olmalıdır. Nedeni ise, çocuk yaşta bir insana bu gibi alçakça fiilin yapılması demek, o insanı öldürmek demektir. Yaşasa bile ömür boyu o travmayı hatırlayarak yaşayacaktır. Yani yaşayan bir ölü durumunda yaşam sürmüş olacaktır.

     Aklı ermeyen, naçar bir insanı alıkoymak ve onun taciz ya da tecavüzle dünyasını karartmak demek, onu öldürmek demek değil de nedir? Çocuk demek, toprağa atılan bir tohum, yeşermeye başlayan bir fidan ve gelecekte meyve verecek olan bir ağaç demektir. Siz o küçücük yaşta bir insanı bu gibi olumsuz bir fiile maruz bırakırsanız, tohumun toprakta çürüyeceği, fidanın dalının kopacağı ve ağacın kuruyarak meyve üretemeyeceği bir olayı yaşamış olacaksınız. Çocukla birlikte ailesi ömür boyu aynı travmayı yaşayacak. Aileyle birlikte çocuğun çevresi ve yakınları aynı travmayı yaşayacaktır. Bir çocuğun maruz kaldığı bir fiili demek ki bir toplum etkilenerek yaşamaktadır.

Hukukta yeri nedir bilmem ama bu fiilin en üst sınır olan idam ya da müebbet gibi bir fiille cezalandırılması gerekmektedir ki, ikinci bir kişi bu fiili yapmaya cüret edemesin. Hatta ve hatta bu tür bir fiili işleyen hiçbir insanın af vb bir şekilde, iyi hal indirimi, infaz yasası vs. gibi hiçbir şekilde kurtulma yolu kalmamalıdır. Devlet, kişilerin hak ve hukuklarını korumak zorundadır. O halde iş yasa koyuculara düşmekte ve bu ve buna benzer fiillerin cezaları her koşulda ağırlaştırılarak düzenlenmelidir. Yoksa her yapanın yanına kar kalacağından bu tür bir fiili engelleyemezsiniz. Sürekli de bunları konuşur ve tartışır dururuz.

     İkinci önemli bir konu uyuşturucudur: Evet sürekli olarak insanların zehirlenmesinden söz ediyoruz. Gözünü kırpmadan insanları öldüren, hatta polis, jandarma vb. kolluk kuvvetlerine dahi silah sıkabilen gözü dönmüş yaratıklardan söz etmek istiyorum. Gün geçmiyor ki, uyuşturucu kullanan bir insan ölmesin. Gün geçmiyor ki, sokaklarda ellerinde bali torbaları ile gezen insan bile diyemeyeceğimiz uyuşmuş beyinle vücudunu gezdiren insanlar görmeyelim. Gün geçmesin ki, polisle, jandarmayla vb çatışmaya giren uyuşturucu tacirleri ile ilgili haberler duymayalım. Uyuşturucu satmak ya da kullanmak bence eşdeğer fiillerdir.

Bunların gerçekleşmesi demek te, yine insanı öldürmekle eş değerdir. Uyuşturucuyu verdiğiniz insanın önce beynini, sonra bütün uzuvlarını kontrolsüz bırakmak o insanı öldürmek değil de nedir? Sadece uyuşturucuyu verdiğiniz insanı mı zehirliyorsunuz? Hayır. O insanla birlikte ailesini, yakın çevresini ve hatta bütün toplumu etkiliyorsunuz. O tür zehirlenmeleri duyan ya da gören tüm insanlar ‘’eğer bir nebze insaniyet kırıntısı varsa içinde’’ mutlaka ki olumsuz etkilenecektir. İşte size tüm toplumun geçireceği travma. Bundan daha kötü bir fiil ne olabilir ki?  Bu gözü dönmüş caniler artık pervasızca caddelerde, sokaklarda, okul önlerinde vb yerlerde hiç korkmadan ve çekinmeden bu işi yapmaktadırlar. Satışlarını neredeyse ilkokul çocukları seviyelerine indirmeye yaklaştılar.

Peki, bizim devletimiz aciz bir devlet mi? Bu gibi farelerle baş edemeyecek kadar güçsüz mü? Elbette ki değil. Hem güçlü hem de isterse bir ay içerisinde bitirebilir diye düşünüyorum. Yalnız sokağa bakıyorsunuz, bir uyuşturucu baronu ya da maşası elli yüz kere aynı suçtan sabıkalı ama adam sokakta. Uyuşturucu işi yapmaya devam edebiliyor. Peki, neden bu tür kişiler toplumun içerisinde olabiliyor? Demek ki cezalar istediğimiz düzeyde değil. Bu tür bir fiili adam öldürmekle eş değer sayacaksınız ve en ağır ceza olan müebbet ya da idamı vereceksiniz ki bakın ortada bu işle uğraşan kimse kalır mı?

     Üçüncü önemli konu da kadına şiddettir: Ne yazık ki lafa gelince mangalda kül bırakmıyoruz. Hele senenin bir günü 8 Mart’ı iple çekiyoruz kadını övmek ya da sahiplenmek için. O gün bitiyor hatta bitmeden o gün bile kadına şiddet uygulayabiliyoruz. Kadın nazenin, duygusal ve narin bir varlık. Her ne kadar eşitlikten falan bahsetsek de, ne yazık ki hiçbir konuda eşit değiliz ve eşit olamıyoruz. Çünkü iki farklı şekilde yaratılmış insan modelleri kadın ve erkekler. Bu anlamda düşündüğümüzde gerçekten kadının şefkata, özene ve sevgiye gereksinimi vardır. İşimize geldiğinde önemli, işimize gelmediğinde farklı bakamayız kadına.

Bu nedenle kadınlara daha bir özen ve saygı göstermek durumunda olduğumuzu bilmekte yarara vardır. Kadınlara şiddete, tacize ve tecavüze asla ve asla hukuksal olarak indirim, iyi hal vb gibi durumlarla yaklaşılmamalı. Bir kadının gördüğü şiddet, taciz, tecavüz ve sonucunda hunharca öldürülmesi mutlak engellenmelidir. Bu fiilleri işleyen insanlar da kadının çevresini ve toplumu da derinden yaralar açtığı için en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Cezalandırılmalıdır ki kimse bir daha bu tür eylemlere başvurmaya yeltenmesin. Bu tür eylemleri önlemenin en önemli yolu eğitimle mümkündür. İnsanlarımızı daha küçük yaşlarda iyi, ahlaklı ve hakkını hukukunu bilen insanlar olarak yetiştirirsek büyüdüğünde de bu öğrendiklerini uygulayacakları için bu tür olaylarla karşılaşma olasılığımız azalacaktır.

     Özellikle dikkat ediyoruz ve araştırmalarda onu gösteriyor ki aile bütünlüğü olmayan, parçalanmış ailelerde bu tür problemler daha fazladır. Özellikle son yıllarda bir aile olamama ve bağımsız yaşama isteği toplumumuzu kötü sonlara doğru sürüklemeye başladı. Çünkü aileler çocuklarına öncelikli rol modellerdir. Sonrasında da çevresel ve toplumsal faktörler devreye girer.

     Demek ki sorunu çözmenin en kolay ve en kısa yolu yasama görevi verdiğimiz vekillerin bu işe ciddi yaklaşmaları ve gerekli yasal düzenlemeleri acilen yapmaları gerekmektedir.

Aslında bunlara benzer onca konu var ki…

Mesela orman katliamcıları, yakanlar vs.

Çevreye zehir saçan fabrika bacaları…

Sulara atık madde atılması…

Çocuk taciz ve tecavüzleri…

Çocuğa şiddet…

Yıkıcı ve bölücü faaliyetler…

GDO’lu besin üretmek…

Yasal olmayan yollardan hayvan avlanmaları…

     Daha onlarca, yüzlerce konu sıralanabilir. Bu tür fiillerin hepsi önlenebilir fiillerdir. Yeter ki isteyelim. Ama mazeretimiz ne olursa olsun, yasal olmayan yollardan insanların yaşama haklarını ellerinden almayalım.

Yaşar GELER- Uz.Eğitimci Yazar

23 Temmuz 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın bu makalesini beğendiyseniz, aşağıda ki makaleler de ilginizi çekecektir.

Next Post

MUSTAFA KEMAL' DEN İSMET İNÖNÜ'YE MEKTUP

Per Tem 23 , 2020
MUSTAFA KEMAL’ DEN İSMET İNÖNÜ’YE MEKTUP*Yoktan VAR edilmiş bir devlet ve o Devleti kuran, liderde bir insan… *Evet M. Kemal Atatürk ten, yazdığı bir mektuptan söz, edeceğim bu yazımda… Onun, Asker ve Silah, arkadaşı, son derece değer verdiği, ve kader arkadaşı, Lozan fatihi, ‘İsmet İnönü’ ye yazdığı çok önemli bir […]

Son Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: