Ana Sayfa Gündem, Yazarlar 28 Aralık 2020

O KIZILCA GÜN (1.Bölüm)

O KIZILCA GÜN (1.Bölüm) Bu gün 27 Aralık… M. K. Atatürk’ü Ankara’ya geldiği gün … O geliş…

O KIZILCA GÜN (1.Bölüm)
Bu gün 27 Aralık… M. K. Atatürk’ü Ankara’ya geldiği gün …
O geliş sayesinde:
Bu gün bu vatan toprağına basabilenler, başları dik duranlar, bu anıt,bir duruş, bir direniş, bir can veriş,kula kul olmaktan kurtulup, özgür ve hür olarak, bir cumhuriyete imza koymanın sembol anıtıdır…
Şükran ve minnetle,devgili atalarımız nur içinde yatın
anınız önünde saygıyla eğiliriz..
Sözünüz sözümüzdür…
*Türkiye cumhuriyeti, İlelebet payidar kalacaktır.. *M.K.Atatürk
Bir devrin kapanıp yeni bir devrin açılışında ilk adım diyor ve bana tarihi sevdiren Yazar Nurten Aslan’ın
KIZILCA GÜN
adlı araştırma yazısını birlikte okumaya davet ediyorum.
“ANKARA YOLCULARI!”

Sivas Lisesinde telâş var!
Yeni karargâh Ankara’da kurulacak.
Temsil Heyeti ve Kemal Paşanın arkadaşları, Sivas’tan Ankara’ya gidecek.
Kemal Paşa hareket gününü belirlemiş.
18 Aralık 1919!

Hareket gününe az kalmış; fakat Mazhar Müfit henüz bankadan para alamamış. Banka Müdürü Mr. Oskar bir türlü iyileşememiş ve bankaya gelememiş.

Yüzbaşı Hayati evraktan sorumlu. Büyük bir ciddiyetle onca belgeyi özenle sandıklıyor.

Cevat Abbas otomobillerin elden geçirilmesiyle meşgul.
Şu kışta kıyamette, bu üstü açık otomobillerle Sivas’tan Ankara’ya nasıl gidecekler?

Binbaşı Hüsrev bir harita üzerinde sürekli hesap kitap yapıyor. Gün gün, saat saat, nereye uğranacak? Nerede kalınacak? Nerede kaç dakika istirahat edilecek?
Yolculuk saatte yirmi-yirmi beş kilometre olarak hesaplanmış.

Yaver Muzaffer’in vazifesi, Kemal Paşayla yol hazırlığına dalmış Ankara yolcuları arasında haberleşmeyi sağlamak.

Her zaman olduğu gibi en ciddî hazırlanan Dr. Refik.
İlâç sandıkları onun en kıymetli hazineleri.

İşte Sivas’ta son gece!
Lise binasında, tam yüz sekiz gündür yatıp kalkan Mustafa Kemal Paşayla arkadaşları Sivas’ta ve bu binada son gecelerini geçiriyorlar.
Her günkünün aksine herkes akşam yemeğinden sonra odasına çekilmiş.
Dışarıda soğuk var!
Dışarıda bir hafta kadar önce esen ters bir yel ile eriyen karların yerinin, hemen yarın tekrar doldurulacağını haber veren sis ve duman var.

1919 yılının 17 Aralığının Çarşambasını, 18 Aralığının Perşembesine bağlayan gecede; değil saatler, dakikalar bile bir türlü geçmek bilmiyor.

İşte Rauf’un odası. Balkan Savaşında koca Akdeniz’de tek başına harikalar yaratan Hamidiye Kruvazörünün Kaptanı Hüseyin Rauf, iki elini ensesinde kenetleyerek karyolaya sırt üstü uzanmış.
Son yıllarda İstanbullu genç kızların hayallerini süslemiş olan yakışıklı bu deniz subayı, gözlerini tavana dikmiş düşünüyor.
Hemen yanı başındaki sehpanın üzerinde açık bir defter var. Belli ki hatırat tutuyor; fakat fazla bir şey yazmamış.

Açık defterin başında büyük harflerle iki kelime yazılı; “Cehennem Değirmeni!”

Binbaşı Hüsrev’le Dr. Refik’in odasında telaş var.
Dr. Refik günler önce hazırladığı küçük ilâç sandıklarını tekrar elden geçirmekle meşgul.

Binbaşı Hüsrev ise elinde bir defter ve haritayla birlikte Ankara’ya gidinceye kadar nerede mola verilecek, nerede kaç dakika istirahat edilecek hesabını yapıyor.
Elinde de bir düdük var. Mustafa Kemal Paşa onu kafile sorumlusu yapmış. Binbaşı bu sorumluluğun hareket hâlindeki kısımlarını düdük sesiyle idare edecek.

İbrahim Süreyya’yla Mazhar Müfit ellerindeki defterlere harıl harıl bir şeyler yazıyorlar.
Bu defterler çok kıymetli.

Kemal Paşa onlara yazdırdığı bazı şeyler için; “Zamanın geçip zihnimizin zayıfladığı durumlarda bu defterlere çok ihtiyacımız olacak!” demiş.

İbrahim Süreyya yazmaya devam ederken Mazhar Müfit çabuk pes etmiş.
Aslında onunki pes etmek değil; sıkıntı! Para sıkıntısı, ya Banka Müdürü Oskar yarın da gelmezse?

İşte perdenin arkasındaki gizli kahramanlar; Yaverler Yüzbaşı Cevat Abbas’la Yüzbaşı Muzaffer’le yazışmalardan sorumlu Üsteğmen Hayati.

Kemal Paşanın emriyle Samsun’dan itibaren yazılmış bütün telgrafları, beyannameleri resmî yazıları, raporları dosyalamışlar.
Yazılan mektupların ve gönderilen telgrafların birer kopyası da muhafaza edilmiş.
Amasya tamimi, Erzurum ve Sivas Kongre kararları ayrı ayrı zarflar içinde korunmuş.

Kemal Paşanın nezdinde önemli veya önemsiz evrak yok.
Yazılı her şey tarihî birer belge.
Belli ki sabaha kadar çalışacaklar.

Kemal Paşa, binanın girişindeki kahve ocağı olarak kullanılan küçük odada yatıyor.
Ankara’ya doğru yola çıkacak olanlar ya çalışır, ya yazar, ya da düşünürken Kemal Paşa uyuyor.
Aylardır hiç uyumayan adam, bu gece uyuyor.
Böyle bir fırsatı yıllardır bulamamış ve belki de bir daha bulamayacakmış gibi mışıl mışıl uyuyor.
Yapılabilecek her şeyi yapmış olmanın verdiği huzurla yastık üzerindeki sağ eline başını koymuş.
Sarı saçları alnına dökülmüş.
Kalın kaşları tatlı bir yayılmayla gözlerinin üzerine eğilmiş. Samsun’a çıktığından beri yüzünden hiç eksik olmayan sert çizgiler yumuşamış.

İşte Sivas’ta son gece de sona ermek üzere.
Birazdan sabah ezanı okunacak.
Sis zerreleri, sırtına dağlar gibi karı yüklenmiş sabahın olmasını bekliyor.
Her şeye rağmen sabah oluyor.
Güneşin baskısına dayanamayan sis, şehri terk ederek Ankara yolu üzerinde karargâh kuruyor.

18 Aralık 1919!
Perşembe!
Don kesen bir sabah.
Kar havası var.
Sivaslılar, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte lise binasının çevresinde tek tük görülmeye başlamışlar.

Sivas Lisesi binasının içi bir başka telâşlı, dışı bir başka hareketli.
En telâşlı olan Mazhar Müfit!
Yanına sivil giyinmiş Yüzbaşı Bedri’yle sabah yedide bankaya koşturuyor. Günlerdir yolunu gözlediği Banka Müdürü Mr. Oskar nihayet teşrif buyurmuşlar.
Hemen; “Eski Bitlis Valisi Mahzar Müfit.” adına bir borç senedi düzenlenerek kefil isteniyor.
Yanındaki arkadaşı Yüzbaşı Bedri; “Eşraftan biri olarak,” kefil oluyor.

Lisenin avlusunda üstü açık, ikisi dolma, biri şişirme lâstikli üç otomobil.
Kalın yün başlıklarla başlarını kapatmış, uzun yün atkılarla boyunlarını sarmış Sivaslılar avluya girmeye başlamışlar.

Yaşlı bir Sivaslı, bir yağmak üzere olan havaya, bir yerde buz tutmuş toprağa, bir de üstü açık otomobillere bakarken hayıflanıyor; “Bu havada bunlarla Ankara bulunur mu? Kurtlar adamı yer.”

Başka birisi; “Kemal Paşa akıllı adamdı, bu havada yola çıkılmaz?” diye düşünüyor.

Akıllı adam Kemal Paşa şu anda kongre salonunda.
Duvarlara, kürsüye, tavana ve henüz sınıflara taşınmamış olan öğrenci sıralarına bakıyor.

Sivas Lisesi Kongre salonu!
Öyle bir salon ki burada alınan kararlarla Damat Ferit Hükûmeti düşürülmüş.
Öyle bir salon ki burada alınan kararlarla dünyaya kafa tutulmuş.
Öyle bir salon ki burada alınan kararlarla Türk milletinin belki vahşîce yok edilebileceği; fakat esir edilemeyeceği dünyaya haykırılmış.

İstanbul’daki efendilerin tüm baskılarına rağmen bu salonda; “Manda ve himaye kabul edilemez.” diyerek meydan okunmuş.

Mustafa Kemal, salona duygusal nazarlarla bakarken Cevat Abbas kulağının dibinde bitmiş fısıldıyor; “Halk sizi bekliyor paşam!”

Halk onu bekliyor.
Binadan çıkınca büyük bir kalabalıkla göz göze geliyor.
Bu kalabalık onu Sivas’a girerken büyük bir coşkuyla karşılamıştı; şimdi suskunlar.
Şimdi “Ankara’da ne yapacaksın paşam, burada kal.” der gibi gözüne bakıyorlar; fakat bunu kimse dile getiremiyor.

Gitmeli Mustafa Kemal, Ankara’ya gitmeli.
Kan ağlayan İzmir’e el vermek, meclisin toplanacağı İstanbul’a güç katmak için Ankara’da olmalı.
Vedalaşma.
Sivaslılar onun adım attığı yöne doğru akıyorlar. Ancak en önde el uzatanlara dokunabiliyor, arkadakilerle hüzün dolu bir tebessümle vedalaşıyor.

Binbaşı Hüsrev’in taviz vermeye hiç niyeti yok; fakat hareket saatine beş dakika kaldığı hâlde Mazhar Müfit’le Yüzbaşı Bedri ortalarda görünmüyor.
Onları düşünmesiyle birlikte her ikisinin de nefes nefese kalabalığı yararak avluya girdiklerini görünce rahatlıyor.

Ankara yolcuları halkla vedalaşarak otomobildeki yerlerini almışlar.
Dışarıda sadece Hüseyin Rauf’la Mustafa Kemal kalmış.
Son vedalaşma Vali Reşit Paşayla.
Reşit Paşayla kucaklaştıktan sonra nihayet onlar da biniyor.
Otomobile biner binmez Binbaşı Hüsrev’in öttürdüğü düdükle birlikte tekerler yerinden oynuyor.

Saat 9.00!
Sivas Lisesi avlusundan çıkan otomobillerin önünde atlılar yol açarken, at arabalarına binmiş Sivaslı gençler peşlerinden gidiyor.

Lâpa lâpa inen kar, Ankara yolcularının arkalarından üflenen duaların üzerine yağıyor.
Gürültülü motor sesleri Sivas sokaklarında ilerlerken yol boyunca dizilmiş kadın-kız ve çocuklar onlara el sallıyor.

İşte Sivas’tan çıktılar.
Ankara yoluna karargâh kurmuş sis kitlesi; “Geçmek yasak!” der gibi duruyor.
Oysa bu yolcular başka tür bir yolcu!
Bu yolcular Ankara yolcusu!
Kar, kış, fırtına, sis, yürekleri ezen kurt sesleri onları bu yoldan alıkoyamaz.
İşte, uğurlayıcı atlılar Köprü Başına geldiler.

Paşa onlara haber yollamış; “Arkadaşlar Köprü Başında dursunlar!”
Duruyorlar.

Duran otomobilden çıkan paşa, atlılara sesleniyor; “Hava soğuk, lütfen dönünüz!”

Atlıların yürekleri burkuluyor.
Yeni bir vedalaşma.
Ciğerlere işleyen bir soğuk.
Soğuğun üstüne yağan kar ve hüzün üstüne hüzün.

Üstü açık, üç külüstür otomobil, yolu kesmiş sis kütlesinin içine dalarken Sivaslı atlılar arkalarından el sallıyorlar.
İstikamet Ankara…

(Nurten Arslan Dönemeç)
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
27 Aralık 2020 / ÖZGÜR İFADE

Google News



Tema Tasarım |