Ana Sayfa Kültür, Yazarlar 21.12.2020 97 Görüntüleme
FOSFORLU

FOSFORLU

FOSFORLU
1960 lı yıllar…
kiradayız…
Niksar karşıbağ’ da evimiz..


Gönül gurbet ele gitme. Ya gelinir ya gelinmez, diye dillerde türküsüyle yer eden,sözünde olduğu gibi kendide gurbette kalan, Erzurumlu Şair Emrah’ ta orda yatar…
Her gün okula gidiş gelişimde mezarından, geçerim…
Yine günlerden bir gün,
Kasabanın tek sineması olan, Üngör sinemasında o hafta boyu oynayacak filmin afişlerini, sırtındaki kucaman tahtada taşıyan, ve aralıklı bi uygun yerde durup, şöyle bir soluklanıp,karşı bağdan,çarşıya, kaleye doğru tiz sesiyle,
-NİKSARLULAR.. FOSFORLU CEVRİYE … Bu akşam saat 8 de Üngör sinemasında… Diyerek ünlerdi bir adam.. ..
Çoğu kez, böyle çağrı ile yapılırdı,filme davet…güya bir çeşit, zamana göre reklam yani…
Ve herkes bilgi sahibi olur, akşama hazırlığını yağar, saatinde Üngör sinemasında yerini alırdı.. Kasabanın en büyük sosyal kültürel aktivitelerinden biriydi bu, Ve artık rutinleşmişti… Anadounun orta yerinde bir kasaba… , düğün dernek, sünnet, mevlit ten başka neyi vardı ki…. Ha birde şehre Yılda bir kere,gelen, tiyatora,. Dansözlerin,şarkıcı türkücülerin ,Tülaatçıların,yer aldığı, PANAYIR… yöresel deyimle, 18 yaşından küçüklerin pek, yanaştırılmadığı, bir diğer adıyla Tiyatora kısmı …
Meşhur Niksar ayvaz suyunun çıktığı,bizim her hafta en az 2 kere, çimdiğimiz AYVAZ ,Hamamı ve parkına konuşlanırdı bu panayır…
Hey gidi günler, hayali bile gerçekten bir ömre bedel,sınıf arkadaşlarım, rahmetli Suat Ben ve Oktay, ilk orda, görmüştük, gizlice yere yatıp, çadır arasından zillerle, sahnede oynayan çıplak dansözü….
ve müzik danseden kadına fosforluyu çalıyordu…
Küçük bir Kasaba… çağına, ve iletişim ağına göre böyle haberleşebilyordu ancak…Bir diğer şeyse, kasabayı baştan başa, olaylar, duyuru ve ilanlardan haberdar eden, belediye hoparlörü …
O gün sırtında ilan tahtası, Niksarlı ya FOSFORLUCevriye filmini müjdeleyen adamın, ünleyişini,yani çağrısını dinleyip, akşam üngör sinemasının yolunu tutmuştum…
İlkkez filmde izledim Neriman Köksalın oynadığı FOSFORLU CEVRİYEYİ…
Ve nice yıllar sonra öğrendim, FOSFORLU’nun gerçek yaşam hikayesini…

TARİH 1930′,
Fosforlu Cevriye,
Suat Derviş’in 1944-1945′ de tefrika edilen, ilk defa 1968 yılında yayımlanan bir romanının adı… 1930’larda İstanbul’un Galata semtinde yaşayan sokak kızı Cevriye’nin polisten kaçan bir adama olan aşkını konu alır roman…
CEVRİYE; bir hayat kadınıdır aslında; her gün bir veya birkaç adamla birlikte olarak, hayatını kazanmaktadır…
yine böyle bir gün, birlikte olduğu adam tarafından çok kötü dövülerek gecenin bir yarısında sokağa atılır…
baygın bir vaziyette kaldırımda yatarken bir başka adam bunu fark eder.. ve yardımcı olmak için Onu yerden kaldırmaya çalışır, Cevriye baygındır, her yeri yara bere içindedir, adam Cevriye’ yi kucağına alır, evine götürür, adamın evi tek oda ve bir mutfak ve banyolu ufak bir bekar evidir,….
odanın bir köşesinde tek kişilik bir yatak, pencere kenarında küçük bir çalışma masası ve sandalye, masanın üzerinde kitaplar, kalemler bir de daktilo ve kağıtlar bulunmaktadır… , Adam kendi yatağına Cevriye’yi yatırır…
kendisi de masada uykular…
sabah olur adam kalkar bir çorba yapar… Sonra Eczaneye gider, ilaç ve merhem Alır …
Döner, Cevriye’yi kaldırır,

Cevriye, uyanıp kendine gelir ve tanımadığı bir adam, bilmediği bir evde bulur kendini…
Adam,
-Lütfen rahat olun, korkmayın der,
ben sizi dün gece kaldırımda yatarken Buldum.
Durumunuz iyi değildi… alıp evime getirdim, çorba pişirdim, çorbanızı için sonrada yaralarınıza merhem sürelim.
der,
Cevriye birçok erkek tanımıştır, ama, hiç bir erkek, babası, erkek kardeşleri dahi kendisine böyle sevecen ve kibar davranmamıştır…
Adamdan etkilenmeye başlamıştır,..Öyle ya bir avuç sevgi, insana gösterilen değer, aslında çok büyük bir şey değil ki… Ama tatmayanlar için bu çok çok önemli..
önemli…
birkaç gün daha o evde adamla kalır Cevriye , adam kendisine yemekler pişirir, yaralarına merhem sürüp ilaçlar içirir onun iyileşmesini sağlar.. Günler geçer,
bir gün adam dışarı çıkmış, Cevriye evde kalmıştır, dolaşır kıyı köşeyi Cevriye..
masanın üzerindeki kitaplara bakar, daktilo ile yazılanları okur… yazılanlar çok hoşuna gider bayağı etkilenir.
bunları o yazmış olmalı, ne kadar duygulu şeyler yazmış, ne kadar ince ruhlu birisi diye düşünür…
bugüne kadar tanıdığı erkeklerden çok farklı, üstelikte baya yakışıklı ve çekici diye düşünür. . , Cevriye içinden kendi kendine,
-ne o, adama aşık mı oluyorum yoksa der,.. Aşık olsam acaba oda beni sever mi ki . Yarım kalır gülümsemesi..o kim ben kimim der..
böyle düşünceler içinde iken, akşam olmak üzeredir adam hala gelmemiştir,… adamı merak etmeye başlamıştır, kendi kendine mırıldanarak ilk defa bir erkeği böyle merak ediyorum, yoksa, aşk mı bu acaba der,.. Cevriye bu duygular içinde iken kapı açılır, gelen o adamdır. telaşlı bir şekilde selam verip, içeri giren adam, valizini çıkarıp eşyalarını içine koymaya başlar….
Cevriye sorar,
-Ne o, acilen bir yere mi gideceksin?
nedir bu telaşın,
adam,
-evet gidiyorum bir daha görüşemeyiz belki..
der,
Cevriye,

  • Nereye diye sorar,
    adam çok uzaklara diye cevap verir,..
    Cevriye,
    -Ya ben ne olacağım? diye sorar, adam,
  • Ben bu evin bir aylık kirasını vermiştim istersen bir ay burada kalabilirsin der.. ,
    adam valizini toplamıştır, telaşlı bir şekilde kapıya doğru yönelir Cevriye’ye,
    -Hoşçakal küçüğüm… kendine iyi bak der ve kapıdan çıkıp merdivenlerden hızla inerek sokağa çıka… , Cevriye, pencereden adamın arkasından sokaktan kaybolana kadar üzgün gözlerle bakar…
    Cevriye, hiç bu kadar kendini yalnız hissetmemiştim… Hayatında hiç bir erkek kendisini bu kadar etkilememiştir, böyle kederler içinde akşam yemeği bile yemeden yatağın içine ağlayarak! sabahı zor etmiştir.. Cevriye, artık iyileştiğini ait olduğu İstanbul sokaklarına geri dönmesi gerektiğini düşünerek evden çıkar, Tarlabaşı’ndan, Taksim’e doğru yürüyüp Emek sinemasın yanındaki kitapçının önünden geçerken, gözü gazete stantlarına takılır… Gazetenin birinde o adamın kocaman bir resmini görüp tam sayfa Vatan Haini NAZIM HİKMET Rusya’ya Firar Etti
    yazısını okur ve olduğu yere çöküp kalır….
    Umutlar tükendimi direnci kalmaz tenin…
    Çöker kalırsın,yanına düşer çaresiz ellerin.
    öyle böyle değil, yarı ölüm halidir bu…
    İnsan birkez yeterki tükenmeye görsün….
    Dudağınızda, yarım, Haniya da benim fosforlum, sende kara sevda var
    türküsüyle,
    Hoş kalın hoşçakalın sağlıkla kalın dostlar,..
    (kaynak. S. Derviş)
    TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
    21 Aralık 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

http://ozgurifade.com.tr/bilgi-husyin-taskin/
http://ozgurifade.com.tr/elmalili-m-hamdi-yazir/
http://ozgurifade.com.tr/turkun-kadini-huseyin-taskin/

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


Tema Tasarım |