Ana Sayfa Uncategorized 26 Kasım 2020

MAYIN – Hüseyin TAŞKIN

MAYINYıl 1915. Marmarisli bir çoban keçilerini otlatırken, denizde boncuk gibi dizili karartılar görür.. Muhtara haber verir, oradan…

MAYIN
Yıl 1915. Marmarisli bir çoban keçilerini otlatırken, denizde boncuk gibi dizili karartılar görür.. Muhtara haber verir, oradan Kaymakama, oradan komutana giden haber İstanbul’a ulaşır. Bu karartılar bir Fransız gemisinin,
limanda gördüğü Alman denizaltısına karşı döşediği mayınlardır.

İstanbul’dan mayınları toplamak üzere bir deniz subayı ve üç asker gelir. . Mayınlar uzmanlar ve Marmarisli sünger avcılarınca sahile çıkarılır. Uçaklar görmesin diye üzerleri ağaç dalları ile örtülür.
Mayınları taşımak için “lök” denilen develer bulunur. Ancak mayınlar develere nasıl yüklenecektir ?

Görgü tanığı İsmail Hakkı Kutay anlatıyor ;
“Çözümü Marmaris’li denizciler buldu. Mayının tepesine halattan bir simit yaptılar. Bir de altına aynından yaptılar. Aşağıdaki simitle yukarıdakini birbirine bağladılar. Develere yüklediler. “
Mayın kervanı uzun bir yolculukla Gökova’ya gelir. Arabalara yüklenir, Aydın’a götürülür, oradan trene yüklenir ve İstanbulun yolunu tutar. Doğru Haydarpaşa. Haydarpaşa’dan mayın gemisine yüklenir rota Çanakkale’dir.. O mayınların öyküsü orada bitmez.

“Ne Batı cephesindeki Alman topu, zehirli gazı, ne de onların dahiyane planları bize o kadar tesir etmedi. Nispetine göre en etkili şey neydi bilir misiniz : Türklerin Çanakkale Boğazı’na attıkları ve demir bir tel üzerinde sallanan 20 adet mayın.. Bu, bize yüz binlere mal oldu..” (Churchill)

Winston Churchill ‘in şikayet ettiği bu mayınları döşeyen gemi bilindiği gibi Nusret veya diğer adı ile Nusrat gemisidir. 17 Mart günü Nusrat ,müttefik savaş gemileri boğaza girmek için beklerken,mayınlarını serin sulara çoktan bırakmıştır. Bırakmıştır bırakmasına ama ;
Akşama doğru bir uçak geçer boğazın üstünden. Bu uçak “Ertuğrul” isimli bir Türk keşif uçağıdır. Uçakta iki kişi vardır. Pilot Yüzbaşı Cemal Bey ve yanında yer alan makinist-montör Mehmet Bey.Çok önemli bir tespit yaparlar. Boğaza döşenen mayınlar yoktur.. Boğaz temizdir. Müttefik mayın tarama gemileri boğaza dökülen mayınları temizlemiştir !

Hemen harekete geçilir ve Nusrat gece yarısı ikinci defa boğaza sessizce süzülür ve yirmi altı kadar mayını sulara
bırakır. İşte boğaza giren İngiliz ve Fransız zırhlılarını birer alev topuna dönüştürüp Çanakkale Boğazının derinliklerine gönderen mayınlar Marmaris’ten gelen o mayınlar dır ve Ordu’nun elindeki son mayınlardır. Bunca eziyet ve emek yerini bulmuş, Marmaris’e bir Fransız gemisinden dökülen o mayınlar dönüp dolaşıp Çanakkale boğazına giren kendi zırhlılarını onlara mezar etmiştir..

Bu keşifi yapan uçak Kaz dağlarında düşüp hurdaya dönen ama Pilot Cemal ve yardımcısı Mehmet Bey tarafından büyük bir gayretle onarılıp hurdadan uçar hale getirilen ve onların koyduğu isimle “Ertuğrul “ adını alan iki kişilik bir pırpırdır.. Onlar, mayınların temizlendiğini görmeselerdi savaşın kaderi çok farklı olacaktı. Pilot Cemal Bey ve Rasıt (gözlemci) Mehmet Bey’e rahmet ve minnet dualarımız ulaşsın.. Rasıt Mehmet Bey diğer adı ile adlı kişiye yanıt olarak
Vahran Bey. .Evet Rasıt Mehmet Bey’in asıl adı Vahran’dır ve Ermeni bir Osmanlı vatandaşıdır.. Ruhları şad olsun..
Bu vatan için kim ne yapmışsa, Allah da biz bu ülke insanları da ondan razıyız…
Çünkü onlar sayesinde biz bu topraklara ayak basmakta ve varlığımızı sürdürmekte, geleceğimizi de yine onlar sayesinde garantiye alabilmekteyiz..
Zîrâ ülkenin tapusunu onlar bize verip emanet etmişlerdir…
Bakmayın öyle arada bir kanı bozuk. Hainler çıkar bu insanının, kanında, yaratılışın da vardır.. Ama, hiçte önemli değillerdir, baki olan vatandır…
Birlik ve beraberlik, bizim geleceğimizdir.
Hoş kalın hoşça kalın
Sağlıkla kalın…

Hüseyin Taşkın
Özgür İfade Gazetesi 2020

, Dün, 00:39 gönderdi
Gülbin Aybar, Dün, 00:39 gönderdi

, Dün, 00:39 gönderdi
BU GÜNKÜ TAŞKIN’CA KÖŞE YAZIMIN başlığı :

ÇİÇEK PASAJI

TRT ci olupta, görevli olarak İstanbula yolu düşen biz yapımcı, yönetmen ve kameraman takımının, mekan ve uğrak yeriydi, İstanbul’daki ÇİÇEK PASAJI.
Günün yorgunluğunu, atmak, dostlarla ve sanat çevresiyle buluşma mekanımızdı 1978 lerde…
TRT kurumuna, Prf. Faruk Erem’in, BİR CEZA Avukatının anıları’ adlı kitabından, yazdığımız senaryoları, filme almak için görevliydik… Prodüktör, Serpil Akıllıoğlu, Rahmetli Prd. ve oyuncu Çetin Öner,Prd. Ziya Öztan ve ben,Prd Hüseyin Taşkın…
Yeşilçam’ın değerli Yönetmenleri ile TRT prodüktörleri işbirliğinde TRT kurumuna, diziler çekilmekteydi… Türk yazarlarının ünlü eserlerinden tutunda, sanat, edebiyat, kültür, müzik eğlence,çocuk programları,spor, olmak üzere her alanda büyük bir atılım içindeydi TRT…Ve halkın TRT si ünvanı ile de iletişim dünyamızın adeta lokomotifi olmuştu…
SON derece saygın bir kurum, güvenilir haberciliğiylede, gözde bir kurluştu….
Görevimiz gereği, Sıraselvilerde bulunan anlaşmalı otele yerleşmiş, hemen bitişikte bir büro kiralamış, ve ekip olarak çalışmalara başlamıştık.
Aynı büroda, Rahmetli Ünlü Yönetmenlerden
Ömer, Serim’in yapımcısı olduğu ve Halit Refiğ’in yönettiği,(ihtilal günlerinde yakılan film,) YORGUN SAVAŞÇI*
Bizim yapımcılığımızda Rahmetli Ustam,
Ö. LÜTFİ AKAD’ın yöneteceği, BİR CEZA AVUKATININ ANILARI
Yine, Yönetmen *METİN ERKSAN’IN *n’ın,
Yönettiği, İBİŞİN RÜYASIgibi dizi TV filmlerinin çekim hazırlıkları sürüyordu.. . büroda, günün stres ve Yorgunluğu hayli fazlaydı. Çünkü bu tür ortak yapıların bir diğer özelliğide, biz prodüktör lerin Usta yönetmenler yanında şişmesi olgunlaşması hedeflemiş, ve geleceğin yönetmenleri hazırlığı TRT ce usta çırak ilişkisi çerçevesinde kuruma yönetmen yetiştirilmesi için de bir adım atılmış olmasıydı… Nitekim maya tuttu, Örneğin Ben bu usta çırak eğitimi ve bilgi birikimi ile, TRT de Köroğlu Dizisi dahil, bir çok TV dizisine imza attım. ZİYA ÖZTAN ,
Cumhuriyet, Ateşten Günler, Bu günün Saraylısı gibi bir çok TV dizilerine ve dönem filmlerine imza attık….
Dediğim gibi, büro ve çekim hazırlıklarının yapıldığı taksimdeki iş yerimiz,aynı zamanda meslektaş ve iş arkadaşlarımıxında haberleşme buluşma yeriydi…
İstanbul bir bakıma biz Ankara’lılar için gurbet gibiydi. Çünkü biz bu sanatın beşiği olan yerde gurbette gibiydik ve uzun zamanda iş bitene dek,orda kalmak zorundaydık…
Çünkü, sorumlu ve de iş gereği zorunluyduk, biz olmadan, çekim yapılmadı yada, sonuç alınması pek mümkün değildi…
Zaten meslek ve kadro olarak ta, öyle yetiştirilmiştik…
Her, an teftiş ve denetim, gözetim takip kontrol vardı. İşin selameti açısından bunlar çok gerekliydi…
hata asla, afolmuyordu, işinizi kaybedebilir ceza bile alabilirdiniz…
zira harcadığınız her kuruşun hesabını vermek zorundaydınız. Devlet parasıydı…Ve siz karekter, liyâkat ve kadro olarak, kurm tarafından, özel seçilmiş kişiydiniz…
O gün yoğun geçmişti bürodaki işler, sabah sekizden gece 22 ye kadar işlerden, başımı kaldıramadım…
Filmin Başrolünü oynayan Rahmetli Kerim Afşar, biz yapım ve yönetim ekibini,
ÇİÇEK PASAJI ‘na davet etmişti.. Ben geç kalmıştım işler nedeniyle,davete katılmak için, alelacele toplandım.1978 in parasıyla 5. bin TL. Çok iyi bir para, Olan çantamı alıp
Aceleyle bürodan çıkıp bir taksiye binip
Beyoğlu, istiklal caddesinde bulunan çiçek pasajına hareket ettim .
Daha önce de gitmişliğim olan çiçek PASAJI olağanüstü bir yerdi o günlerde…
Çiçek Pasajı 1970’lerde
Çiçek Pasajı’nı sevenlerine “Madam Anahit’in Yeri’nde buluşalım mı?” derseniz bilinir ki, Çiçek pasajı ya da Hristaki Pasajı’na gel denilmektedir…
Orada tahta bir masaya, oturmuş bizimkilerin yanına iliştiğimde
Madam Anahit,in gülümsemesiyle karşılaştım… büyük gözlükleri, hüzünlü gözleri, kırık akordeonu ve gülümseyen dudaklarında henüz yeni sürülmüş gibi duran rujla Çiçek Pasajı’nın renkli emekçilerindendi madam Anahit…
Ekip daha yeni başlamıştı, yemeğe ve muhabbete, hem muhabbet, hem iş, derken, espriler, kahkahalar havada uçar,Anahit’ in Akordionu, notları birbir harcıyorken, , bizler demleniyor, stres ve yorgunluğu adeta tekmeleyip atıyorduk.. Zaman doldu, ne kadar oldu bilmiyorum. Hesap ödendi cebimizden, ve hep birlikte geç bir vakitte kalktık birlikte, ordan doğru işkembeciye… O da İstiklal caddesinde 400, 500 metre e ilerde..
Daldık kapıdan içeri..
Herkes yer beğenirken bende şafak attı..
Çantayı unutmuştum Çiçek pasaj da içinde 5000. – TL.. devlet parası… Eyvah ki eyvah… maaşım 675
.tl.. Mazlumun kaç katı… Yarın ödemeler var… Yandım ki ne yandım..ok gibi fırladım yerimden . Bir koluyorum ki istiklal caddesinde sorma gitsin. Yaşım henüz 27… genç, Tutabilene aşkolsun…
ulaştığımda, hemen hemen kimse kalmamış, garsonlar ortalığı topluyor, masa düzeltiyorlar..
Hızla oturduğumuz masaya yöneldim… Kalakaldım. Çanta koyduğum yerde yoktu.. Buz gibi bir ter boşaldı tepemden…çöktüm… Kalakaldım olduğum yerde…
Bir el dokundu omzuma, döndüm. Bize o gece bakan garsondu…
Çantam elindeydi…
-unutmuşsun, dedi…
Boynuna sarıldım teşekkür ettim.
-para varmıydı Bi bak dedi..
Açtım.. Para koyduğum gibi duruyordu…
Tekrar teşekkür ettim.
Bana,
-Bi teşekkür de ona et dedi..
Gösterdiği Akordionu kadın Anahit’ti..
Uzaktan gülümsedi bana, ve akordionu ile, bir cart çektiki sorma gitsin… Utandım,
Sadece sağol dercesine elimi göğsüme götürdüm…
-öğreneceksin gençsin dedi..
Bir gerçek öykümğndaha sizle paylaştım sevgili dostlar, hoş kalın hoşçakalın, sağlıkla kalın.
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
26 Kasım 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

İlginizi çekebilir

MATAŞ ve Besim Ünsaldı

MATAŞ ve Besim Ünsaldı

Tema Tasarım |