Ana Sayfa Yazarlar 2.08.2020 244 Görüntüleme
SORUMLULUK VE LİYAKAT

SORUMLULUK VE LİYAKAT

*SORUMLULUK VE LİYAKAT.. *


İstanbul… Yıl sanırım ,1990..sabah saat 7.30… kurumun anlaşmalı otelinde, lobide tek başıma kahvaltı mı yapmış çay içiyorum…
Camilerimiz Belgesel filmini hazırlayan arkadaşım Rahmetli O. Tuncel midesini tutarak yanıma geldi.. Ve
-Taşkın, midem çok, kötü, hastaneye gideceğim,.. Bu gün randevulu son bir, süresi 10 dakika olan, çekimim var, iptal edemedim, çünkü, akşama uçakla ekip, dönüş biletlerini aldık.. Lütfen, benim için, bu çekimi yönetir misin.. .onunla Ankara’da, aynı odada, oturmaktayız,
oda arkadaşıyız. O benden daha kıdemli.. Son derece çalışkan, ve işini iyi bilen bir yapımcı, yönetmen… Yani hayır demem imkansız,benim işim, iş planına göre, o gün öğleden sonra saat 15 te… ve ekip, yarım gün dinlenecek.yani vaktim var…Bizim meslekte, herkesin kendine özgü bir tarzı ve yönetim biçimi vardır, zaten onun için yapımları farklıdır… Yani *her yiğidin, kendine has bir yoğurt yiyişi vardır, *DEYİMİ bizim meslekte çok geçerlidir ve fark yaratmaktır bu. Kolay değildir kimseye benim işimi sen tamamla yada ben bıraktım sen yap… Biz buna, programda kişisel format deriz…farkındayım O bana güveniyor…yoksa ölse bırakmaz işini bitirir..kaldı ki yüzünden anlaşıldığı gibi, Mide ağrısı ve durumu belli ki hoş değil…çaresiz de üstelik..ve benim onun tarzını uygulayacağımı biliyor, özellikle, benden bunun için rica ediyor…
-ben ekiple konuştum, biraz sonra hazır olacaklar. Mekan yakın, Şehzadebaşı camii…
Ayağa kalktım.
-Elbette, merak etme hallederim, gel,önce seni taksiye bindiriyim, Orhan abi… dedim..Ve koluna girip, bir taksiyle, gönderdim..
Şimdiki gibi cep telefonu yok ki ilgili yerlerle hemen görüşesin…yinede yarım saat içinde hazırlanıp randevu yerinde oldum..
Bu öyle bir meslek ki Aziz dostlar, sizi, eğitiyor, öğretiyor, bilgi haznenizi dolduruyor, sizi özetle bir bilge, yani bilen kişi yapıyor…ve o gün ki bir kaç saatlik görev değişikliliği, bana bilgi dağarcığıma harika bir köşe daha açtı, buyurun size de yarasın…


Şehzadebaşı Camii..
Bir MİMAR SİNAN eseri…
Aracımızı park edip ekiple beraber indiğimizde,iskele kurulu ve restorasyon çalışmasının devam ettiğini gördüm. Senaryoya ve metne yolda göz atmış konuyu kavramıştım. Amacım açıları saptayıp, filme almaktı.. bizi bekliyormuş restorasyonu yapan yetkili. yandaki,şantiye binasından,yanınıza geldi ve bizi karşıladı..hoş geldiniz derken, Rahmetli Organı sordu, durumu anlattım… orta yaşlı, son derece Beyefendi, ve işini bilen bir mimardı…çay ikram etmek istedi, zaman darlığı var dedim ona çekim planımı kısaca özetledim… Ve o da bana çok önemli olan müthiş bir bilgi aktardı.. Aktardığı bu bilgi aynı zamanda bir haber niteliği taşıyordu..
Evet,
Şehzadebaşı Caminin o günler yani benim çekim yaptığın günlerde 1990’da. devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden, beni karşılayan Beyefendi , bir inşaat mühendisiydi… Anlattığına göre, , caminin restorasyon işlemi sırasında,inanılmaz bir olay yaşamıştı..hem çekim yaptık hemde bana bu son derece ilginç olayı nakletti.. .
*-Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu…
Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu… Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık…
Sonuç olarak kemeri alttan yakalayan bir tahta kalıp çakacaktı. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.
Kalıbı yaptık, Sökmeye de kemerin kilit taşından başladık…
Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık…

ŞİŞEDEN ÇIKAN MEKTUP
Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektuptu…
ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı…. Şunları söylüyordu:
“… *Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz…
İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.”
Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu. *

Bu mektup bir inşanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir…. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur…dedi..
Bu sözlere katılmamak mümkün mü.. Evet liyâkat buydu.. Sorumluluk duygusu ve geleceğe vurulan mühür buydu…öyle ya, dünya da her şey baki, insanlık ve ömür de öyle… Dedim ya, bana neler öğretiyorsun, mesleğim…anlayıp zenginleştiğim, araştırıp, bildiğim, ve okuyup öğrendiğim için
sana aşığım mesleğim. ,..okuyun dostlar, gençler, okuyun..okutun.. Zenginleşin… Dünyaya bırakacağınız tek miras,ev arsa,para değil, bilgi,ilim, fen, kültür, sanat, insanlık, ve uygarlıkla bezeli bir mutlu yaşam… Gerisi hikaye… Yarın ki bir başka öykümde buluşmak üzere, Kalın sağlıcakla…
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
02 Ağustos 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

http://ozgurifade.com.tr/bir-kirmizi-elma/
http://ozgurifade.com.tr/bir-aga-adam/
http://ozgurifade.com.tr/harranli-muhtar-ekrem/
Google News XX Sitesi

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:




Tema Tasarım |