Ana Sayfa Yazarlar 23 Haziran 2020

SÜPÜRGELİ KALEM- Köşe Yazısı-1- ACI KAYBIM…

SÜPÜRGELİ KALEM- Köşe Yazısı-1-ACI KAYBIM… Tam on yedi yıl önce bir arkadaşımın sayesinde, o dükkanda tanıştık onunla……

SÜPÜRGELİ KALEM- Köşe Yazısı-1-
ACI KAYBIM…


Tam on yedi yıl önce bir arkadaşımın sayesinde, o dükkanda tanıştık onunla… Görür görmez içim,
kanım ısındı bir anda…
“İşte buuu! Hayatıma yeniden anlam kazandırabilecek bir yol arkadaşım var artık.” dedim, kendi
kendime…
O andan itibaren, gözlerimi alamadım kendisinden. Artık, onsuz hiçbir şeyin anlamı yoktu. Kör
olmuştu sanki gözlerim. Onsuz yaşayabilmemin mümkün olamayacağını hissettirdi bana. Birbirimizle
bütünleştiğimiz o günden sonra, hiç yalnız bırakmadı beni. Taa ki düne kadar…
Evet… Taa ki düne kadar, hiç ayrılmadık birbirimizden. Gerçi son zamanlarda, benden kopmak
istediğinin hissini uyandırmaya başlamıştı. Ara ara, beni terk etmişliği oldu ama, her nereye gitttiyse
bulup getirdim onu. O dönemlerde bile yine her an, her dakika birlikte olduk. Herhangi bir mutsuzluk,
bıkkınlık ifadesi hissettirmedi bana. Çok iyi anlaşıyor olmamıza rağmen, beni terk etmesinin sebebini
hiç anlamadım, anlamayacağım. Anlamak istemiyorum çünkü…
Halbuki onunla ne günler, ne geceler geçirdik. Ne acılar, ne sevinçler yaşadık birlikte. Gözlerimden
akan yaşlara az engel olmadı, kendini siper edip…
Ne çok terk edildik, sevdiklerimiz tarafından; zor zamanlarımızda sorgusuz sualsiz…
Kaç ihanet meleği gördük, sayısı belirsiz…
Ne çok okuduk, yazdık, çizdik içimize hapsettiklerimizi…
Nasıl da sardık sarmaladık ve sevdik çok derinlerden, hak etmemiş hunhar yürekleri…
Ne kadar da körleştik riyalara, ihanetlere, aymazlıklara ve kaç kez, her şeyleri affedip “Haydi sil
baştan!” dedik…
Kimlere ayna tutmadık ki silkelene bilip, pürüzsüz görüne bilsinler diye… Ve ne çok ayna kırdık,
bıkkınlıklarımızın yansımasını görmemek, hayata yeniden tutunabilmek için.
Nasıl da vefasızlıkların açmış olduğu yaralardan, içimizde bir mezar oluşturup üzerine papatyalar
diktik, neşeli görünelim diye…
Ne kadar da küstah gördük, aslında bir “hiç” olup, hiçliğini fark etmeden, sadece “ben” diyen…
Aslında iki büklüm olmuş dizlerimizin, dirseklerimizin ve boynumuzun dik durabilmesi için, ne kadar
da görmemezlikten gelişlerimiz oldu, “Hayatın gelişine…!” diyerek.
Ve her şeye rağmen,
Ne fidanlar yeşerttik, “Kurumalarına ramak kaldı.” diyenlere inat…
Ne nakışlar işleyip, renklendirdik ilmek ilmek; adını “ömür” koyduğumuz o rengi solmuş etamine…
Ne de güzel kahkahalandık, aynı çatı altında cümbür cemaat…
Ne kadar da çok insan tanıdık, kazandık; yürekleri sıcacık ve yapmacıklıktan uzak…
Ne sofralar kurduk güle oynaya, kocaman bir kase dolusu sevgiyi çalakaşık yerken…
Çocuklarımı büyütürken, nasıl da güzel bakıyordun onların öpülesi, koklanası endamlarına…
Ne çok izledik seninle dolunayı, aynı hüzüne ya da aynı sevince, kadeh kaldırırken…
Sırt çantamın cebine bıraktığın hatırayı görünce, tarafından terk edildiğimi anladım ve çok ağladım.
Ama yarım saat sonra, yeni bir yoldaş buldum kendime…. Ne yazık ki bunu yapmak zorundaydım.
Kendine ihanet olarak algılamayacak kadar zeki olduğunu biliyorum. Şu an, nerede ve ne yapıyor
olduğunu düşünmek istemiyorum; çünkü bu bana acı veriyor. Seni asla unutmayacağım, çünkü son
on yedi yılda, yaşadığım her saniyenin tek tanığı sendin. Tanrı, sen ve ben biliyoruz her şeyi.
Evet, sevgili Kırmızı Gözlüğüm…
Artık sen yoksun ve ben bundan sonraki hayatıma, Mavi Gözlük’le devam edeceğim. Olur da vefalı
çıkarsa, bir gün birlikte yumarız gözlerimizi gün ışığına… Ama, giderken hatıra olarak bıraktığın sol
camı asla yanımdan ayırmayacağım çünkü, geçmişte birlikte gözlemlediğimiz hatalarımdan
çıkardığımız ibret karelerini unutursam, bakıp hatırlamak ve yola öyle devam etmek isterim.

Seni hep sevdim ve asla unutmayacağım, sevgili Kırmızı Gözlüğüm…
Sevgiyle…
Dilek Uyar
23 Haziran 2020 / ÖZGÜR İFADE

Google News
Etiketler:



Tema Tasarım |