Ana Sayfa Yazarlar 3.11.2020 203 Görüntüleme
YORGUN EMMİ

YORGUN EMMİ

*YORGUN EMMİ *
Yazılarımın pek Çoğunda Sözünü Ettiğim , benim iç karadenizde Kelkit vadisinde,yer, alan, Niksar kasabasına bağlı, Akıncı köyünde gerçekten yaşanmış, bunu bizzat, yaşayanından,olayın bizzat sahibinden dinlemek için birkaç saat yalvarmış, ve sonunda onu ikna, edebilmiş biriyim dostlar…

Bir yaman adamdı Bu, yorgun nam yiğit Ahmet Emmi…
70 yaşlarında olmasına rağmen, dur Durağı olmayan, zamanla adeta yarışan, ordan oraya koşan , bahçeden, bağa, bağdan, tarlaya tarladan dağa oduna, mekik dokuyan bir yorulmaz adamdı…
Her köye gittiğinde, onu mutlaka görür, köylü cigarasını verir, çakmağımla yakar,
-Hele Bi soluklan emmi der, adeta onu eğler, ormanda, ayıyla boğuşmasından tutunda,
yazın tarlası daki Mısırını domuzlardan korumak için neler çektiğini anlatışı yaşanmış,ve gerçekten bir masal güzelliğindeydi..
.anlatırken o anı adeta yaşıyor ve size de yaşatıyordu…
Bi usta orta oyuncusu gibiydi…
o yöre şivesiyle, dokunmayan küfürlü, anlatımıyla beni kahkahaya boğuyor, tarif edilmez bir keyf veriyordu… Yöre deyimiyle muksllit Bi adamdı rahmetli…
gece sayvanda, mısır beklerken, domuzların arasında kalıp, ölümle burun buruna gelişi, yaralı şekilde kurtuluşu, inanılmaz bir film konusuydu… Mesleğim gereği bu öyküleri dinleyip, not alırken, duyduğum, yaşadığım dehşetin yanında, zevki anlatmam zor dostlar…
Onu ve maceralarını bizzat ondan onun anlatımıyla dinlemek ve yaşamak gerek… Onu,ondan dinlemekte büyük bir keyf verirdi bana ve herkese…
Onun, Yorgun Ahmet Emmi’nin bir başka özelliği Daha vardı, ilk karısı ölünce , 6 kez evlenip boşanmış,ilk hanımı hariç öteki evliliklerinden, yani hiçbir kadından, çocukta yapmamıştı..bir defasında ona bu evlilik ve boşanma işini nasıl yaptığını bir türlü aklımın almadığını, şaka yollu söylediğimde,
-Üseyin efendi,köylük yerde kadının mandası başa bela…
sade aşa ortaktır…
Şansıma kimi çemkirdi, kimi bana, erkek Olmaya kalktı, , kimi de manda cinsi çıktı,yan geldi yattı… çektim gelmediler çektim gelmediler, bıraktım sırtüstü düştüler… Senin anlıyacan insan olanını bulamadım hery …
şimdiyse Onlar sağ ben selamet dedi…
Düşündüm, köyde nikah filan, hak getire…öyle ya, dengini bulamamış Ahmet emmi…bırakmış, yada kovmuş, gitmişler… Neyse bir başja özelliği daha vardı Ahmet Emmi’nin Omuzunda, sopasına asılı, çıkınıyla, her yere, kasabaya Bile yaya gitmek…
Evet, lakabı yorgundu ama, yorulma onun kitabında yoktu….
Bırakın tarla bağ bahçeye gidişi 29 km. Lik Kasabaya bile hafta günleri ihtiyaç gidermek için yaya gider ve gelirdi….
Ne kağnı, ne, kamyon, ne traktör, ne binek hayvanı,ne yağış, ne kar, ne soğuk, ne yaz ne kış, hep böyleydi.. Araçlardan, ne kadar ısrar edilse, edilsin hiçbirini asla kullanmazdı…
O çok yorgun biriydi ama, yorgun olduğunu bilmeyende biriydi. Yoksa köy ona niye yorgun lakabı taksın ki…
Yine, Ankara’dan köyüme, Ana Babamı görmek için fırsat yakaladığım, bir yaz günü,yol düşürdüm. hemen köyün çıkışında, çıkını omzunda, kasabaya giderken yakaladım,kapı komşumuz Yorgun, Ahmet Emmiyi…
Arabayla önünü adeta kestim ve inip durdurdum…
bulunmaz bi fırsat yakalamıştım.
İndim arabadan ve hemen eline uzandım öpmek için… Vermedi çekti elini ve
-Hoşgelmişin üseyin efendi dedi..
-Hoş buldum Ahmet Emmi, dedim ve huyunu bildiğim için birazda yalvarırcasına
-Kasabaya oradan da Ankara’ya gideceğim.
Buyur senide götüreyim,
emmi..
arkadaşlık et bana, hem yorulmazsın, yol uzun dedim.
Kestirip attı.
-Ben arabaya binmem bilmiyon mu üseyin Efendi dedi..
O binmem dedi ben ısrar ettim..
Nasıl bir ısrarda bulundum ve ne dediysem inanın bilmiyorum sonunda peki dedirtip Yorgun Emmiyi arabaya bindirdim..
Birde filtreli ciğarasını verip yakınca, tedirginliği gitti…
hareket ettikten sonrada iyice rahatladığını gördüm… Bir kaç nefes çekip sigaradan keyfle dumanını dışarıya ağzından burnundan savurduktan sonra kendi anlattı, niye arabaya binemediğini…
-Ben çocukken babamınan,
ihtiyaç İçin, yada mal alıp satmaya, giderdik Niksar’a… , Reşadiye’ye mecburen…. araba bek yoktu, yaya olarak tabi, babamla kasabaya giderdik üseyin efendi…bi keresinde, bi kamyona bindik babamınan, Ceğ köyü bükmesine geldik sonrasını hatırlamıyom… Kafamda, hala öten bi böyük korna, sesi kaldı.
Bi başka kamyonla kafa kafaya çarpışmışız…ölmedik ama,o korku bana yetti…o gün bu gündür kafamda, korna, sesi, çınlar durur bende bi daha da arabaya heç binemedim…
70 yaşına geldim … hayatımda, ikinci kere Bi senin arabana şimdi bindim… Seni çocukluğundan beri severim…okudun devlette koca bir adam oldun.. Senin sözünü kıramadım…
-Sağol Emmi sağol.denekno korna, sesi hala kulağında öylemi.

  • he ya heç getmedi… Dedi kulağını parmağıyla kaşıdı…
    Baktım o şoku, o anı sanki yaşıyor gibiydi.
    Hemen söze girdim.
    -beni kırmadın,
    tekrar sağol Emmi dedim..
    Bi nefes daha çekti sigaradan ve
    -Dedimya böyük adam oldun, seni kırmak olmaz hem biliyon mu, Biliyon mu Üseyin Efendi, dedi..
    Köylü olmak zor iş.. Bak ne güzel okudun, devlet adamı oldun, köyün zahmetinden, ağır iş güçten kurtuldun, bi elin yağda Bi elin balda… Allah daha çok versin. Biz çürüdük dağda bayırda, çile çekerek geldik bu güne…
    Sözümü kestim,
    -siz o çileleri çekmeseniz biz bu güne gelemezdik emmi,sayenizde, bizden sonrakilerde, çoluğumuz , çocuğumuz, daha iyi günler görecek…
    Bir nefes daha alıp savurdu dumanı pencereden dışarı, sonra hafif yan döndü bana doğru, tedirginliği gitmiş,belliki iyice rahatlamış tı…
    -Orası öyle yeğen, bak köyde şimdi, ebe var, öğretmen var maaşlı imam bile var…. Anasını satıyım,
    Deyip Bi kahkaha savurdu. Belliydi dilinin altında bişey vardı Yorgun Emminin…. Hemen gittim üstüne.
    -hemde hepsi memur, devletten maaşlı emmi dedim..
    Sözümü kesti,
    -He ya hemide maaşlı…. Eskiden öylemiydi, öğretmen, Hemşire yohtu, ama ben beni bildim bileli imam hep vardı, köyde.. biri getti biri geldi…
    Payını sırtımızdan çıkardılar …
    Bak sana bişey anlatacam ey dinle beni dedi
    Ve başladı söze…
    -Bak Üseyin yeğenim.:

*,,, Bir zamanlar köyün birinde ben gibi yorgun lakaplı biri yaşarmış…
yorgun denilmesi,gece,gündüz çalışması,işinden evine evinden işine gidip gelmesi,kimsenin etlisine sütlüsüne karışmamasıymış…O kadar çalışırmış ki,camiye uğrar, namazların farzını kılar,sünnetini es geçermiş…
Bunu gören köyün İmamı, bir gün kıstırmış köşeye yorgun emmiyi…
-Yahu emmi,dikkatimi çekti,telaşlı, farzı kılıp sünneti bırakıyon.. çalışmaktan telaştan,
koşuşturmaktan,
Allaha karşı olan görevlerini, noksan yapıyor, namaz borçlarını bile çoğaltıyorsun..Nedir bu kazanma hırsı…
kefenin cebi yoktur,bunu bilmiyon mu…
Yorgun emmi sallamış başını..

  • Ey imam efendi,demiş,
    vaazda sen demedin mi,..
    Yüce Allah Kul hakkıyla bana gelmeyin diyor diye..
    senden önce ki hoca da dedi,ondan önceki de….
    daha önce ki de..verdiler içimize korkuyu vede sızıyı..
    az önce yine dedin sen kul hakkı yemen diye … bu korkuyla ,gecemi gündüze katıyom kul hakkı kalmasın,kul hakkıyla allah katına çıkmayım diye..farzı eda ediyom mu , ediyom… sünneti de Allah kerim.
    Sen beş vakit ezan okuyup,namaz kıldırıyom deyi,fakir neyim demeden,hane başı hak topluyon para alıyon,.yetmiyor ramazanlarda, Bayramlara, cenazelerde, mevlitlere, kandillerde cer’e çıkıyon…
    kur’an okudum deyip ölü zabının gözüne bakıyon,almadan getmiyo ayet üstüne ayet okuyon..
    Senin çalışman ayette yazılı,allahın emri, keyfin gıcır,..ya ben ne yapam…varmı benim bi ayetim….her vaazda durmadan tekrarlıyon,,.kul hakkı yemen deyi..vermesem senin kul hakkı payını,nası çıkacam yaradan katına…
    bu çalışmayan bile ancak asıl borcu ödeyebiliyom …
    Faizine zaman mı kalıyo…
    şimci de bakem hoca,…çalışmayıp ne mok yesin yorgun emmin…
    Kahkahayı ikimizde aynı anda patlattık… keyifli gidiyordu yolculuk, anlattığı aslında, kendisiydi… bunu biliyordum,..
    Benim kahkahama gevrekçe Bi gülüşle katıldıktan sonra,
    -Sağol, yeğen,sağol dünya gözüyle bişey daha yaşadım..
    Sayende, Bi kere daha taksiye bindim
    demekki korkuda bi yere kadarımış… Onunda bi ömrü varmış… sayende o korkuyu kırdım…
    Hemde ta çocukluktan gelen kaç yıllık korkuyu, ,. Gözüm artık hiç kesmiyordu bunca yolu..
    Öyle ya herşeyin Bi vakti ve zamanı var,…
    beni şu petrolde bırak sana uğurlar ola…indi arabanın önünden geçip yanıma geldi eğildi açım camdan
  • Üseyin Efendi sayende kulağımdaki korna, sesi de getdi biliyonmu..
    Hadi Uğur ola…

Dikiz aynasından, baktığımda onun beni uğurlayıp arkamdan baktığını, gördüm, elini kaldırdı ve salladı…
Çıkın ve değneğini unutmuş…
sonra, gördüm. O yıl
Vermem nasip olmadı, o kış vefat etmişti..
Sonraki gidişimde mezar taşına koydum emanetlerini…Rahmet dilerim.
Işıklarda uyusun….
Bir yaşanmış ve benim de içinde olduğum bu öykü aynı zamanda bir kıssadan hisseydi sevgili dostlar…
Ona tekrar rahmet diliyorum,
anısı bende bir hoş seda olarak kaldı…
Kalın sağlıcakla, Hoş kalın hoşçakalın..
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
04 Kasım 2020 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makale ve Yazılarına Göz Atmak İster Misiniz!

http://ozgurifade.com.tr/ataturk-farki/
http://ozgurifade.com.tr/sarkilarin-dilinde/
http://ozgurifade.com.tr/turkiye-cumhuriyeti/
Google News XX Sitesi

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:




Tema Tasarım |