Ana Sayfa Dünya, Gündem, Sağlık, Teknoloji 13 Şubat 2021

ABD’NİN 2. DÜNYA SAVAŞINDAN HAARP PROJESİNE UZANAN 75 YILI

  ‘ABD Emperyalizminin Yeni Dünya Düzeni Projeleri; ECHELON Projesi, MANHATTAN Projesi, OMS Projesi, EMP Projesi, GWEN Projesi,…

 

‘ABD Emperyalizminin Yeni Dünya Düzeni Projeleri; ECHELON Projesi, MANHATTAN Projesi, OMS Projesi, EMP Projesi, GWEN Projesi, SPS Projesi, ARGUS Projesi, CHEMTRAİLS Projesi ve HAARP Projesi’

ABD uzayla, 2. Dünya Savaşı sırasın da ve sonrasında ciddi bir biçimde ilgilenmeye başladı. îonosfer ve stratosfer üzerine yapılan çalışmalar sonucu atmosferin bir parçası olan ve evrenden solar ve galaktik rüzgarlarla gelen protonlar, electronlar ve alfa parçacıklardaki gibi yüklü parçacıkları tutarak dünyayı koruyan “Van Allen Belts” (Van Allen Kemerleri) bulundu. Bu kemerler Amerika’nın ilk uydu operasyonu -Explorer I sırasında 1958’de keşfedildi.

Ağustos-Eylül 1958 arasında ABD, “Argus Projesi” adi altında 3 nükleer bomba ve 2 de hidrojen bombası deneyi yaptı. Bu projenin amacının, yüksek irtifadaki nükleer patlamaların elektromanyetik titreşim (EMP) nedeniyle radyo iletimlerine ve radar operasyonlarına etkisine değer biçmek, jeomanyetik alanlar ve onun içindeki yüklü parçacıklardaki daha iyi anlamak olduğu söyleniyor.

13-20 Ağustos 1961’de Amerikan ordusu ionosferde bir “telekomünikasyon kalkanı” yaratmayı planladı. Bu kalkan 3000 km yükseklikte kurulacaktı. Kalkanın ionosferde kurulma sebebi telekomünikasyonlara manyetik fırtınalar ve güneş ışınları tarafından zarar verilebilir olmasıdır.

9 Temmuz 1962’de Pentagon “Project Starfish” adi altında ionosferle ilgili bir dizi yeni deney yapmaya girişti. Bu deneyler alt Van Allen kemerine zarar verdi. 1968’de “Solar Power Satellite Project (SPS) ile günes enerjisiyle çalışan her biri bir ada büyüklüğünde olan uydular üzerine çalışıldı. 1975’de fırlatılan “Saturn V Rocket” atmosferde yandı. Bu yanma ionosferde büyük bir delik açti.

1978’de SPS Projesi üzerine yeniden çalışılmaya başlandı. Bu dönemde anti balistik füzeler için uydu isin silahları üzerine çalışıldı. Yüksek enerjili lazer ısınlarının bir “termal silah” olarak düşman füzelerini yok etmek için en uygun araç olduğu ileri sürüldü. SPS ayni zamanda psikolojik ve anti-personel bir silahı da ifade etmekteydi. Lazer ışınlı güç bataryaları bir SPS uydusundan diğer uydulara veya platformlara yayılabilecektir. SPS’in dünyanın herhangi bir yerindeki askeri operasyonda ihtiyaç olunan enerjiyi iletme kapasitesinden bahsedilmektedir. Bunların dışında, gözetim ve erken uyan sistemlerinde gelişmeler, düşman orduların yayınını bozma ve ionosferde fiziksel değişiklikler yaratma yeteneğine sahiptir.

SPS projesine Başkan Carter’m onay vermesine karşılık, projenin çok pahalı olması (Enerji Bakanlığı’nın tüm bütçesinden daha fazla bir bütçeye ihtiyaç duyuluyordu) nedeniyle program rafa kaldırıldı. Ta ki Ronald Reagen başkan olana dek. Proje Reagen, döneminde yeniden su yüzüne çıktı. Reagen projeyi, Pentagon’un bütçesinden daha büyük bir bütçe ayırarak “Star Wars” (Yildiz Savaşları) adi altında harekete geçirdi.

1970’lerin sonlarında Pentagon, düşmana ait nükleer çevrede iletişimin radyo ve televizyon teknolojisinde kullanılan geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilemediğini fark etti. 1982’de bir komuta kontrol elektronik alt sistemi geliştirildi. “Ground Wave Emergency Net-work (GWEN)” denilen bu sistemle roketler monitörden izlenip kontrol edilebiliyordu.

1981 yılında “Orbit Maneuvering System” (OMS) ile uzay mekikleri için SPS uzay platformları inşası planlandı. NASA’nin ürettiği uzay mekiğinin ionosfere enjekte ettiği gazların ionosfere etkisi üzerine çalışıldı. Deneyler sonu-cunda ABD ionosferik delikler açabildiğini gördü. 1985 yılında yeni mekik deneyleri yapılmaya başlandı. 1980’lerde ABD yilda 500-600 civarında roket fırlatıyordu. Bu sayı 1989’da zirveye (1500 adet) ulaştı. Bütün bu deneylerin atmosfere ciddi etkileri oldu.

1986’da, Çernobil faciasından hemen önce, ABD Mighty Oaks olarak bilinen Nevada’daki test bölgesinde hidrojen bombası deneyleri yapıyordu. Bu deneyler X ısınları ve parçacık isini silahlarının geliştirilmesi programının bir parçasıydı. ABD 1991’de Körfez Savası sırasında elektromanyetik titreşim silahları (EMP) olarak adlandırılan silahları test etti.

1993 yılında başlatılan HAARP projesi iste tüm bu deneylerin devamı ve Star Wars programının bir parçası durumunda.

ABD EMPERYALİZMİNİN YENİ DÜNYA DÜZENİ PROJESİ HAARP

HAARP’in gerçek amaçları söyle özetlenebilir: Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon sağlamak, geniş kitlelerin düşüncelerini ve ruhsal durumlarını kontrol edebilmek, istenilen ülkelerin iletişim sistemlerini çökertmek. Temel prensipleri, Tesla’nin 100 yıl önce geliştirdiği fikirlere dayanıyor.

Kısa adı HAARP (High Frequency Active Auroral Research Program) olan ve ABD tarafından İyonosfer’in özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da sürdürülen çalışmadır. İlk kez Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmış bir fikirdir. Bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar olmuştur. Çünkü HAARP projesi iklim kontrol ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.

HAARP, Pentagon’un kontrolünde ve ABD ordusunun hizmetinde olan önemli bir projedir. Alaska’daki merkezde şu anda, yüksek frekansta radyo sinyali yayımlayabilen toplam 180 adet anten bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, çok yüksek frekanstaki sinyallerle ilgili çalışmalarda kullanılacak olan bir radarın yapılması da planlanmaktadır. HAARP projesi kapsamında, iyonosferin ısıtılması yoluyla ELF (çok düşük frekans) dalgaları da üretilmektedir.

Elektromanyetik dalgalar üzerine birçok deneyin yapıldığı bu alan uçaklar için çok tehlikelidir. Bu yüzden HAARP tesislerinde, uçak kontrol sistemi kurulmuştur. Herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda antenlerin faaliyetleri otomatik olarak durdurulmaktadırlar.

HAARP öylesine bir güç haline gelebilir ki, elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olur. Projenin karşıtlarından biri olan, ülkenin en ünlü jeofizikçilerinden Prof.Gordon J.F.MacDonald’e göre, elektromanyetik teknoloji bakın daha neler yapabilir:

1-İklimleri değiştirebilir,

2-Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir,

3-Ozon tabakası ile oynayabilir,

4-Deprem yaratabilir,

5-Okyanus dalgalarını kontrol edebilir,

6-Dünyanın enerji alanları ile oynayarak, insan beynini kontrol altına alabilir,

7-Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir…

Bunlar yapabildiklerinin sadece bir kısmı.. Dehşet verici değil mi?

Bu proje çok küçük sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulduğuna göre, Zbigniev Brezinski’nin 1970’lerde sözünü ettiği “İleri ki yıllarda teknolojiye bağlı daha kontrollü bir toplum olacağı ve elitlerin bu imkanı kullanacağı” cümlesi sanki gerçek oluyor…

ABD eski Başkanı George Bush, “Yeni Dünya Düzeni” cümlesini kullanırken, acaba sadece, siyasi anlamda mı bunu söyledi?

HAARP ile ilgili bir başka ilginç şey… Bu konuda Web’de açılan sayfalar, buradaki konuşmalar, gelen bilgiler, tartışılan konular sık sık esrarengiz eller tarafından silinip yok ediliyor. HAARP, bu konuyu inceleyenlere göre, 1994 yılından bu yana, en çok sansüre uğrayan konu durumunda…

ikinci Dünya Savaşından sonra, bugünlere kadar gelen süre içerisinde, çeşitli çevrelerde en çok tartışılan konulardan biri “kara bilim” oldu. “Kara bilim” basta ABD olmak üzere büyük devletlerin, dünyayı kendi hegemonyaları altında tutabilmek için yaptıkları bilimsel-teknik araştırmalara ve üzerinde çalıştıkları çeşitli projelerin toplamına verilen ad. Bu projeler büyük ölçekli ve büyük bütçelerle yürütülen, gizli veya yan gizli projelerdir. Saldin/savunma silahları üretimi, gözetim sistemleri ve düşünce kontrolü üzerine yapılan çalışmalar, doğayı maniple etme amaçlı araştırmalar, bu projelerin içeriğini oluşturur.

Bu projelerin ilki, 2. Dünya Savaşı sirasinda gerçekleştirilen Manhattan Projesiydi. 1941 yılında çalışmalarına başlanan Manhattan Projesi’nin konusu atom bombasının üretimiydi. Bu projenin gerçekliği Hirosima ve Nagazaki’de acı bir biçimde kanıtlandı.

Gerçek olduğu en son kanıtlanan girişim ise ECHELON Projesi oldu. 2. Dünya Savaşından sonra ABD önderliğinde, İngiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada arasında yapılan Ukusa Antlaşmasındaki uygulamalarının 1980’lere yansıması olan ECHELON sistemiyle; tüm e-postalar, “chat” tipin-de iletişim biçimleri, faks, teleks, tele-fon haberleşmeleri gözlenebiliyor. ABD ve diğerleri yıllardır bunun bir komplo teorisi olduğunu, ECHELON Projesi diye bir proje olmadığımı iddia ediyorlardı. Yakın zaman da basında ve İnternet de çıkan haberlere göre, ABD’nin yukarı da adi sayılı diğer devletler ile birlikte casusluk yapması ortalığı karıştırmıştı. 2000 yılın da Fransa, ABD ve İngiltere’ye karşı hukuki işlemlere başlatmış; Alman ve İtalyan parlamentoları ise konu hakkında araştırma girişiminde bulunmuştu.

Türkiye’de 9 Echelon merkezi bulunduğu ve bunların; Ağrı, Antalya, Diyarbakır, Edirne, Adana, İzmir, Kars, İstanbul ve Sinop’ta faaliyet gösterdiği söyleniyor.

HAARP üzerine en kapsamlı araştırmayı yapıp, çalışmalarını Angels Don’t Play Thîs HAARP-Advencis in Tesla Technology adli kitapta derleyen Dr. Nick Begich ve Jeane Manning’e göre, HA-ARP bir çeşit radyo teleskopunun geliştirilmiş hali. Antenler sinyalleri almak yerine, gönderiyorlar. Yazarlar HAARP’i ionosfer alanlarını, bir isini odaklayarak, isinin odaklandığı bu bölgeleri ısıtıp yükselten süper güçlü radyo dalgası, ışınlama teknolojisi için bir test olarak değerlendiriyorlar. Elektromanyetik dalgalar daha sonra dünyaya geri sıçrayacak ve her şeye nüfuz edecek.

Begich ve Manning “HA-ARP tellaUari”nm, projenin komünikasyon sistemini geliştirmek için ionosferi değiştirme amaçlı, iyi niyetli akademik bir proje olduğu izlenimi verdiklerini; bu programın Arerico, Porto Riko, Tromsk, Norveç ve eski Sovyetler Biriliği’ndeki diğer tamamen güvenli ionosferik ısıtıcı operasyonlarından bir farkı olmadığını iddia ettiklerini, bununla birlikte askeri dokümanların meseleyi açıkça ortaya koyduğunu ifade ediyorlar. HAARP’m gerçek amaçlarından biri, Pentagon’un hedefleri için ionosferin nasıl sömürüleceğini öğrenmek. RF gücü ionosferi doğal olmayan aktivitelere götürecek. Bu proje ancak bir nükleer silahını yapabileceği boyutlarda tehlikeler içeriyor. Ayrıca bizi, ionize evrenin ve hiç durmadan bizi bombalayan yıldızlara ait radyasyonun zararlı etkilerinden koruyan gezegenin kalkanının doğasını değiştir-meye çabalıyor.

Bu teknoloji hakkında en çok anlatılan materyal, ünlü Zbigniew Brzezinski’nin (Carter’in eski ulusal güvenlik danışmanı) ve J. F. MacDonald’m (Johnson’m bilim danışmanı ve UCLA’da jeofizik profesörü) jeofizikal ve çevresel savaş için güç ışınlama transmiteri hakkında yazdıkları yazılarından gelir.

Brzezinski yıllar önce Kolombiya Üniversitesi’nde bir profesörken yazmış olduğu bir kitapta söyle diyor:

“Politika stratejistleri beyin ve insan davranışları üzerine yapılan araştırmaları sömürmeyi özendiriyorlar. Jeofizikçi G. J. F. MacDonald (savaş problemlerinde uzman) doğru olarak zamanlanmış, suni olarak uyandırılan elektronik darbelerin dünyanın belirli bölgeleri üzerinde göreceli yüksek güç düzeyleri üretecek sarsmalar kalıbına önderlik edebileceğini söylüyor. Bu yolda birisi, ciddi olarak, seçilmiş bölgelerde çok geniş nüfusun beyin performansını bozacak bir sistem geliştirebilir. Ulusal çıkarlar için davranışları maniple etmede çevreyi kullanma düşüncesinin ne kadar derinden rahatsız edici olduğu kimileri için sorun değil; böyle kullanıma teknolojinin izin vermesi, galiba gelecek birkaç on yıl içinde gelişecek.”

ABD’NİN ALASKA DA KURDUĞU YENİ DÜNYA DÜZENİ PROJESİ

Pentagon, Alasaka’da ,Anchorage’in 200 mil doğusundaki Arktik kompleksinde, bin gigawatt’tan fazla enerjiyi atmosferin üst katmanlarına yaymak için dizayn edilmiş güçlü bir verici inşa etti. HAARP Projesi olarak bilinen bu araştırma dünyanın en büyük ”iyonosfer ısıtıcısını içeriyordu. Bu prototip aygıt, dünyanın yüzlerce mil yukarısındaki gökyüzüne yüksek frekanslı radyo dalgaları göndermek için dizayn edilmiştir.

HAARP Projesi, ABD Hava Kuvvetleri, ABD Donanması, Alaska Fairbanks Üniversitesi ve Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı DARPA tarafından finanse ediliyor

HAARP kompleksi 23 ar’lık arazi üzerine Gakona kasabası yakınlarında izole edilmiş askeri üssün yakınlarında ve kimsenin girmediği özel bir alanda kurulmuştu. Peki neden burası seçilmiştir? Bunun iki temel amacı vardır. BİRİNCİSİ, Alaska dünyadaki elektromanyetik kuşakların özel bir kesişim bölgesinde bulunmaktadır. Dünyanın elektromanyetik alanlarına müdahale edebilmek için en iyi yerdir. İKİNCİSİ, ise insanlardan uzak, korunması kolay ve gözlerden mümkün olduğunca uzak bir yer olmasıdır.

1997 yılında projenin son safhası tamamlandığında, ordu, 3 gigawatt güçten fazla ,2,5-10 megahertz frekans aralığında ışınlama yapabilen ”yüksek frekanslı bazlı bir radyo vericisi ”kurmuş ve 21 metre yüksekliğinde üzerinde cross dipol anten bulunan 180 kule inşa etmişti.

1915’DE NEW YORK TIME DUYURMUŞ

8 Aralık 1915 yılında yayınlanan ikinci New York Times Tesla’nın en meşhur patentlerinden birini açıklıyordu ki; bu elektrik enerjisini herhangi bir uzaklığa yansıtıp, onu hem savaşta hem barışta saygısız amaçlar için kullanılabilecek bir vericiydi.

Nicola Tesla’nın ‘1935’deki kontrollü Depremi ,Teslaya göre ”telejeodinamikçilerin bir eseriydi. Tesla “yerin içinden hemen hemen hiç enerji kaybetmeden geçebilen ritmik titreşimlere neden olabilir ve bu mekanik etkileri karadan uzun mesafelere taşıyarak, çeşitli essiz etkiler üretebilirdi” diyordu. 1975 de Senatör Claiborne Pell tarafından yönetilen senato alt komuta oturumda şöyle söyleniyordu: “Şu anda bir anlaşmaya ihtiyacımız var…Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri değiştirmeden ve düşmanlarına karşı depremler oluşturmadan önce…” Senatör Pell , böyle bir teknolojinin varlığı konusunda bilgi sahibi olmadığı için 1975 yılında düşmanlar için deprem oluşturma kelimelerini telaffuz etmemiştir.

5 Haziran 1977 tarihli New York Times’da 28 Temmuz 1976 yılında Çin, Tangshan’da yaşanan ve 650.000’in üzerinde kişinin ölümüyle sonuçlanan depremle ilgili bir yazı yer aldı.

3:42’deki ilk sarsıntıdan hemen önce , gökyüzü gündüz gibi aydınlanmıştı. Tıpkı Gölcük’te olduğu gibi. Temelde beyaz ve kırmızı olan ışıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü. Birçok ağacın yaprakları yandı ve gelişmekte olan sebzeler sanki bir ateş topu tarafından kavrulmuştu.

Bazı araştırmacılar bu elektriksel etkilerin elektromanyetik plazma ve top şeklindeki aydınlatmayla bağlantı olduğuna ve garip parıltıların da Tesla tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığına inanıyordu. Bu renkli ışığın parıltısı Tesla’nın 1935’te belirttiği “her çeşit emsalsiz etki”den biri miydi? Yoksa bu deprem , hiçbir şüphe duymayacak Çin haklı üzerinde uygulanan bir sistem testi miydi? Cevap kesinlikle doğal bir deprem gibi görünmediği şeklindeydi.

ABD’Lİ ALBAYIN SÖYLEDİKLERİ HAARP SİSTEMİNİN ADETA İTİRAFI

1981 yılında nükleer mühendis ve Amerika’daki önde gelen Tesla araştırmacısı Albay Thomas Bearden ,Amerikan Psikotronik Derneğinde bir konferans verdi. Konuşmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978 Specula dergisinde de tartışılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Albay aslında HAARP’ın nasıl çalıştığını anlatıyordu:

“Yaptığımız şey frekansı değiştirmektedir. Eğer frekansı bir yönde değiştirseniz , enerjiyi dünyanın bir bölümünde hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize etmeye başladıkça, hava akış seyrini, jet gidişlerini vb. şeyleri değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinesidir. Eğer ani bir şekilde boşaltırsanız, bunun için küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve ateş topları dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak dünya çapında dev hava değişikliklerine yol açabilirsiniz.”

Albay Bearden bu ifadeleriyle 28 Temmuz 1976 Tangshan-Çini ve 17 Ağustos Gölcük-Türkiye depremleri hatırlatmıyor mu?

1 Ekim 1998 perşembe tarihli Hürriyet gazetesinin “Kıyamete Kadar Yetecek Enerji” başlıklı haberi aslında olup biteni özetlemiyor mu?. “17 ağustos gecesi dünya enerji bombardımanına uğradı. Eğer bu radyasyon depolana bilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek enerjiye sahip olacaktı.”

KAYNAKLAR: gi.alaska.edu, Alaska Conservation Foundation, globalpolicy.org, The Independent, xing.com, listelist.com, tevhidhaber, dunyavegercekler.com

13 Şubat 2021 / ÖZGÜR İFADE

Google News



Tema Tasarım |