Ana Sayfa Gündem, Teknoloji, Yazarlar 7 Ocak 2021

BİYOKÜTLE ENERJİ SANTRALLERİ BİLİNMEYENLERİ

Eğercili, Hamzalı, Kahyalı, Kerpiçli, Kışla ve Büyüklü köyler ile Tekkeköy ilçesini bekleyen tehlike

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu tarafından yayımlanan Bilim ve Teknik dergisinin Temmuz 2020 sayısında BİYOKÜTLE ENERJİSİ başlıklı çok önemli bir makale yayınlanmıştır. Makalede özetle biyokütle enerjisi tarif edilerek son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda, bu enerji türünün aslında telafisi zor zararlar vereceğinin belirlendiğini açıklamıştır.

Avrupa Birliği, biyoyakıtları karbon nötr olarak tanımlıyor. Birleşik Krallık, pek çok termik santralde kömür yerine odun topakları kullanıyor. 2017 yılında Bonn’da düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na katılan, toplam nüfusu dünya nüfusunun yaklaşık yarısına denk gelen 19 ülke, enerji üretiminde kömür yerine odun kullanımını artırmayı planladıklarını açıkladılar.

Biyokütle mikroorganizmaların, bitkilerin ve hayvanların büyümesi sonucu ortaya çıkan malzemelerdir. Biyoyakıtların üretiminde kullanılan biyokütlenin kaynağı ormancılık, bahçıvanlık ve gıda bitkisi üretimi gibi faaliyetlerin atıkları olabileceği gibi özel olarak üretilmiş bitkiler de olabilir. Bu malzemelerin tamamı karbon içerir. Dolayısıyla yakıt olarak kullanıldıklarında atmosfere karbondioksit salımı olur. Ancak karbondioksit bir sera gazıdır. Hatta küresel ısınmanın ana nedeni insan faaliyetleri sonucunda atmosferdeki karbondioksit miktarının artmasıdır. Peki öyleyse biyokütleden elde edilen enerji nasıl çevre dostu olabilir? Neden Avrupa Birliği ve çeşitli ülkeler biyoyakıtları karbon nötr olarak sınıflandırıyor?

Biyoyakıtların karbon nötr olduğu iddiası iki varsayıma dayanır. Birincisi yakıta dönüştürülen biyokütle zaten atıktır. İnsanlar tarafından kullanılmasa bile doğal olarak karbondioksit salımına neden olacaktır. İkincisi biyoyakıt kullanan enerji santralleri tarafından salınan karbondioksit anında büyümekte olan bitkiler tarafından tüketilir. Bu varsayımların her ikisinin de doğru olduğu söylenemez.

Birincisi, biyoyakıt üretiminde her zaman atıklar değil özel olarak üretilmiş bitkiler ve ormanlardan kesilen ağaçlar da kullanılır.
İkincisi, biyoyakıt kullanan enerji santralleri tarafından salınan karbondioksit büyümekte olan bitkiler tarafından anında değil yavaş yavaş tüketilir.

Dolayısıyla biyoyakıtlar ancak uzun vadede karbon nötr olabilir. Atmosferdeki karbondioksit miktarının azalmasına katkıda bulunmalarıysa ancak hâlihazırda bulunandan daha fazla biyokütle oluşmasına sebep olurlarsa mümkündür. Yani daha fazla orman alanı oluşturulmalıdır.

Odun topaklarının ve diğer biyoyakıtların kullanımının çevreye ve iklime olan etkilerini değerlendirmek için cevap bulunması gereken iki temel soru var.
Birincisi, belirli bir miktarda enerjinin üretimi sırasında fosil yakıtlar mı yoksa biyoyakıtlar mı daha çok karbondioksit salar?
İkincisi, biyokütlenin yeniden büyüme sürecinin dinamikleri neler?

İlk soruyu ele alırsak, odun ve kömür içerdikleri enerjiye oranla hemen hemen aynı karbon yoğunluğuna sahiptirler. Ancak odunun yanma verimliliği kömüre göre daha düşüktür. Bu yüzden birinde odun, diğerinde kömür yakılan iki santralde aynı miktarda enerji üretildiğinde odun yakılan santral kömür yakılandan daha fazla karbondioksit salımı yapar. Ayrıca, tahminlere göre odunun tedarik ve nakliye sürecindeki kayıplar da kömürün tedarik ve nakliye sürecindeki kayıplara kıyasla daha fazladır.

Bu yüzden doğadaki biyokütlenin kendi hâlinde çürümeye bırakılmak yerine termik santrallerde hızla tüketilmesi kısa vadede atmosfere salınan karbondioksit miktarının artmasına sebep olur. Uzun vadede atmosfere salınan toplam karbon miktarı değişmeyeceği için, kömür yerine odun kullanılmasının, zamanla geri ödenecek bir “karbon borcu” oluşturduğu söylenir. Peki, bu borç ne kadar sürede geri ödenir?

Biyokütle ile enerji üretiminin karbon döngüsüne etkileriyle ilgili bugüne kadar yapılmış önemli çalışmalardan biri 2018 yılında Environmental Resource Letters’ta yayımlandı. John Sterman ve arkadaşları tarafından yapılan bu çalışmada Dünya’daki karbon rezervleri ve bu rezervler arasındaki madde alışverişi diferansiyel denklemlerle modelleniyordu. Araştırmacıların vardığı sonuçlar, biyokütle enerjisinin zannedildiği kadar çevre dostu olmadığına işaret ediyor.

ARAŞTIRMACILARIN VARDIĞI SONUCA GÖRE:
Birincisi, biyokütleyi çevre dostu ve yenilenebilir enerji olarak sınıflandıran pek çok ülkenin varsaydığının aksine, biyoyakıtlar karbon nötr değil. Biyokütlenin toplanması, nakliyesi, yakıta dönüştürülmesi ve enerji santrallerinde tüketilmesi sırasında atmosfere salınan karbondioksit bitkiler tarafından anında tüketilmiyor. Tüm bu süreçler atmosferdeki karbondioksit miktarının artmasına sebep oluyor. Atmosferdeki karbondioksit miktarı çok uzun süre sonra azalmaya başlıyor.

İkincisi, odunun yakılma ve işlenme süreçlerinin verimlilikleri kömüre göre daha düşük. Bu yüzden termik santrallerde kömür yerine odun kullanılması başlangıçta atmosferdeki karbondioksit miktarını artırarak bir karbon borcu oluşturuyor.

Üçüncüsü, karbon borcu ödendikten sonra atmosferdeki karbondioksit miktarı azalacağı için biyoenerjinin uzun vadede yararlı olduğu iddia edilebilir. Ancak ara dönemde atmosferdeki karbondioksit miktarının artması küresel ısınmayı hızlandırıyor. Dolayısıyla, uzun vadedeki faydalardan önce geri dönülemez zararlar ortaya çıkması muhtemel.

Dördüncüsü, biyoyakıtların uzun vadede yararlı olması ancak kullanılan biyokütlenin yenilenmesine izin verildikçe mümkün olabilir. Ormanların plansızca kesilmesi, erozyon ya da küresel ısınmayla birlikte giderek artan aşırı sıcaklar, yangınlar ve bitkisel hastalıklar gibi etkenlerin yenilenmeyi sınırlaması durumunda karbon borcu hiçbir zaman ödenmeyebilir.

Beşincisi, biyoyakıta dönüştürmek için kesilen ormanların yerine hızlı büyüyen bitkiler ekmek, genellikle biyokütlenin yenilenmesi için iyi bir strateji olarak görülüyor. Ancak doğru değil. Çünkü bakımsız doğal ormanların karbon yoğunluğu bakımlı ve ekili alanlarınkinden çok daha yüksektir. Bu yüzden ekili bitkiler, hiçbir zaman kesilen ormanlardaki biyokütlenin yenilenmesini sağlayamaz. Üstelik ekilen bitkiler hiçbir zaman hasat edilmese bile bu durum değişmiyor. Ekilen bitkilerin periyodik olarak hasat edilmesiyse durumu daha da kötüleştiriyor. Ekilen bitkilerin daha hızlı büyümesini sağlamak için kullanılan gübreler, bir başka sera gazı olan N2O’nun salımını artırıyor.

Altıncısı, biyoenerji için orman hasadının giderek artması atmosferdeki karbondioksitin de giderek artmasına sebep olacaktır. Çünkü her bir yıl içinde ortaya çıkan karbon borcu o yılki ödemenin altında kalacaktır.

Yedincisi ve belki de en önemlisi biyokütlenin toplandığı alanlar yeniden ormanlaşsa, yangınlar ve hastalıklar biyokütlenin yenilenmesini engellemese, düşen fiyatlar sebebiyle kömür kullanımı artmasa, gübreler nedeniyle atmosfere salınan N2O miktarı artmasa bile elektrik üretimi için fosil yakıtlar yerine biyoyakıtlar kullanılması on yıllar boyunca atmosferdeki sera gazları miktarının artmasına neden olacak ve küresel ısınmayı hızlandıracaktır. Biyoyakıta dönüştürülen ağaçların türüne bağlı olmak üzere, karbon borcunun ödeme süresi 44 ile 104 yıl arasında değişiyor ve bu süre küresel ısınmanın hızı düşünüldüğünde çok uzun.

Eğercili’deki tesis için en önemli husus bu bölgede iki tanesi sülfürik asit üreten, iki tanesi sera gazı etkisi yaratan doğal gaz çevrim santrallerinin olmasıdır. Ayrıca yine yakın bölgede daha küçük kurulu güçte aynı kapsamda bir santralin daha yapılacak oluşudur.

Bilirkişilerin bu konuda İngiltere’nin baş belası DRAX firmasının 2016-2017 yılları arasında saldığı baca gazlarının yayılma analizlerini bulmaları ve benzer modelleme ile raporlarını oluşturmaları önemlidir. Bu çalışmaların diğer faaliyetteki gübre ve bakır tesisi ile iki doğalgaz çevrim santralinin beraberce çalışması anına yönelik olarak da yapılması önemlidir.

Bölgede çekilen videolardan sorunun artık sadece Eğercili ile kısıtlı kalmayacağı, Hamzalı, Kahyalı, Kerpiçli, Kışla ve Büyüklü gibi komşu köyler ile Tekkeköy ilçesini de etkileyeceği anlaşılmıştır.
07 Ocak 2021 / Gülbin Aybar-ÖZGÜR İFADE

 

Yazarın Diğer Makalelerine Göz Atmak İster Misiniz!

PANDEMİ İKTİDARIN PROTESTOLARI YASAKLAMA ARACI OLDU

PETROL BARONU ARAPLARIN İKİ YÜZLÜ DÜNYASI

MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR

Google News



Tema Tasarım |