Ana Sayfa Gündem, Kültür, Türkiye, Yazarlar 9.04.2021 181 Görüntüleme
HAYALİ CİHAN DEĞER

HAYALİ CİHAN DEĞER

BU GÜNKÜ TAŞKIN’CA KÖŞE YAZIMIN ADI,

HAYALİ CİHAN DEĞER

YIL 1980…yer Türkiye Radyo Televizyon Kurumu… Kavaklıdere..
kiralık Tarko binası… Kuzeyimizde ABD Büyükelçiliği , Güneyimizde, o zamanki adıyla SSCB yani şimdiki Rusya BÜYÜKELÇİLİĞİİki elçilik arasında,
Ülkenin En önemli Kurumu… TRT…
Nasıl, neden, niçinini ne siz sorun ne ben söyleyim.. sormayın, çünkü bilmiyorum… Hem gerekte yok… Çünkü onların binaları, adeta dört duvar arası ve sonderece korunaklı… Kuş uçurtmuyorlar… biz mi… Biz açıkta ve korkusuz, bir iletişim Kurumu…kapımızda iki koruma memurumuz var yeterde, artar bile… Dediğim gibi sene 1980…
O yıl 1981 yılı yayın ve çalışma planı hazırlanmış, biz prodüktörler, hazırlığa başlamış, projelerimiz doğrultusunda,iş ve çalışma plan, bütçe ve takvimlerimizi, hazırlamaktayız.zira Kurucu Liderimiz, M. Kemal Atatürk’ün 100 ncü doğum yılı 1981… Devlet önemli bir kutlama programı istiyor merhaba TRT den..
Görevimiz, elbette en iyisini yapıcağ ız…
Önerimiz, onaylanmış..
adı
Atatürk’le yolculuk.
Atatürk evleri ve Müzeleri alt başlığıyla… Rahmetli Prodüktör Orhan Tuncel’in önerisiydi bu, ve ben ona destek verecektim…
Yani, 60 bölümlük diziyi,
İki kişi hazırlıyacağız…M.K. Atatürk’ün o meşhur beyaz treni ile ziyaret ettiği, devrimlerinin izlerini taşıyan,konakladığı yer ve müzeler ki sayısı yurt genelinde 60 adetti,bu illere gitmek, çekimler yapmak,kurucu lider ulu, önderi, yer ve mekan göstererek,inkilaplarını anlatmamız gerekiyordu…
Malum, kılık kıyafet, şapka devrimi için önemli bir ilimizdir Kastamonu…
Bu belgeseli ben yapıcaktım…
Gerekli hazırlıkları yapıp, çekim takvimini hazırladım…
Müdürlükten yola gitme olurunu alıp,
Kastamonu Güven Seyahatle,Ankara ‘dan hareket ettik…
3 gündü çekim planım. Kameraman, rahmet diliyorum, Hikmet koç,rahmetli sesci, Orhan Tamer ve ben Kastamonu’ya şehirlerarası Otobüsle hareket ettik… 3 saatlik bir yol… Kastamonu da büyük bir Keyifle çalıştık,16 mm siyah beyaz, film çekiyorduk…
planladığımdan bir gün önce bitti işimiz… akşam dı, dönmek istedim..
teknik ekip, sabah gündüz gidelim dediler, ısrar ettim…. kabul etmediler..
O gece kaldık… Ben, ertesi güne sabah 09.00 otobüsüne yer ayırttım…
Sabah puslu ve yağmurlu, sıkıcı bir hava vardı Kastsmonu’da..devamlı yağıyordu… Benim solda pencere kısmındaydı yerim…
aynı sırada sağımda ise Hikmet ve Orhan oturuyordu..
yol ve koltuk, arkadaşım,kaşları, ve sakalı bembeyaz, hayli yaşlı, üzgün bakışlı, aslında nur yüzlü, bir amcaydı. … Başında, el örgüsü, bir papak, vardı.. ceketi hayli yıpranmış, gömleğinin yakası yırtıktı. ..içine giydiği, rengi sokuk,
örme bir kazağı vardı…
Yanımda koridor tarafındaydı..
Hareket ettik…
Pek konuşmadık..
Gözlerini kapadı, sessiz bireyler mırıldandı… Dua ediyor sandım.. Yüzüne baktım, gözleri kapalı dudakları titriyor,ama gözlerinden yaşlar süzülüyordu…
hiç birşey sormadım…
O da uzun bir süre gözlerini açmadı….devsmlı Dudakları kıpırdadı ve sadece gözlerinden yaşlar geldi… Görmemek için hep pencereden dışarı baktım…
Sonra dayanamadım baktım ve göz göze geldik…
yaşlı gözleriyle, Öyle yorgun öyle çaresiz baktı ki bana, dayanamadım..konuşma ihtiyacı duydum, sordum… “Amca,yolculuk nereye kadar..” boğuk bir sesle “Angara, Haymaniya..” dedi…içini çekti, devam etti.. Oğlum vardı burda Gastamonu ‘da öğretmen, . Anası vefat edince de bu yıl, yalnız galdım,torunlarını çok severim, oğlumun yanına geldiydim…
Şimdide geri köye dönüyom…”
“köyde kimin var” diye sordum…
“kimsem yok oğul.. Yaş 78… sığamadım oğlumun evine.. Gelin istemedi..dönüyom . ”
Anladım neden ağladığını, belli ki zoruna gitmişti…
Ve de
Tek başına bu yaşta zordu yaşam..sığınmıştı oğluna.. ama…aması bu işte….
Hani nası derler İşte öyle..
Ne kötüydü, yaşlılık, vede şu yalnızlık… Üzüldüm ihtiyara, beni ve yaşlılığımı düşündüm…
Sonuç, Yaşam, böyle bişeydi kimileri için…
Bir kaç saat sonra,
Bir mola yerinde durduk…
Ben indim o inmedi…
hava hala yağıyordu.. . Yer yer pus, vardı,
Geri geldiğimde, bana, “müsaade edersen, cam tarafında ben oturabilirmiyim yeğenim” dedi…
Kırmadım:
“tabi amca geç dedim..” İşime de geldi, çünkü yandaki arkadaşlarımla konuşarak gitmek, bana göre daha iyiydi…
Yer değiştirdik.. biz koyu sohbete daldık, Hikmet ve Orhanla…
Bir acı fren sesi, kayma sonucu, tam benim oturduğum pencereden, camın patlamasını ve damperli kamyonun, kasasını içeri girerken gördüğümü,hatırlıyorum…
Birde yaşlı amcanın üstüme geldiğini…
Sonrası yok…
Hatırladığım, şey, Kendime gelirken, dişimde kum tanesi varmış, onu çıkarmaya uğraşıyorum güya..
Bir ses duydum.,
kameraman, Hikmet, “Hüseyin, Hüseyin..” diye bana sesleniyordu… Koltukların altına, sıkışmıştım ve göğsümde, ihtiyarın, kan içindeki başı üstümdeyse koltuklar vardı…ihtiyarın başını üstümden yana kaydırdım ve sordum,
” Noldu dedim. Hikmet’e
“Kaza yaptı, damperli bir kamyonla çarpıştı, otobüs,
elini uzat seni çekeceğim” dedi.. .
Ve sağ kolumdan yakaladı, asıldı iyice, belime kadar çıktım… ama, hissetmiyordum
Nbacağım gelmiyordu…
Bu kez Orhan’ı duydum..
“Hikmet dur,çekme bacağına demir girmiş,” dedi..
son olarak,bu sözü hatırlıyorum.
Gözlerimi açtığımda, otobüsün arka tekerleğine sırtımı dayamış, karşımda toprağa bağdaş kurmuş, elleri ve yüzlerinde kurumuş kan olan ve beni izleyen, gözleri dolmuş, Hikmet ve Orhan’ı, gördüm…
yanıma geldiler, kollarından, tutup beni, kucaklayıp, yol kenarında duran bir taksiye götürüp, ön koltuğa koyup,
Arkaya iki yaralı daha yerleştirdiler… Çok çabuk olmuştu tüm bunlar..hareket ettiğimizde,taksinin dikiz aynasında yüzümü gördüm…bu ben değildim,suratım darmadağın, sol gözüm kan içinde ve kapalı, alt sağ dudağım iki yerden kesik ve üst ön dişlerim le alt ön dişlerim, dudak yok, tamamen açıktaydı…
Sonrasını yine hatırlamıyorum…
Soğuk,bir yerde yada bir buzdolabının içinde hissettim kendimi… titreyerek açtım gözlerimi… Elinde büyük bir şırınga olan, beyaz önlüklü bir kadın ve erkek, yan tarafta sedye üstünde tamamen çıplak, olduğunu sandığım, bir kadının, üstündeki beyaz örtüyü, yarım indirip, belinden şırıngayla kan alışlarını izledim… Çıktılar..
Tek gözümle çevremi,izledim..
bulunduğum yeri morg olarak düşündüm…ölüm böyle bişey miydi acaba… Ve Gerçek böylemiydi bilmiyorum,… zorkadım kendimi, ama, kıpırdıyamıyordum…
Korktum.. Hemde çok korktum.. Soğuyordum, Tekrar kapandı tek gözüm…
Soğuk.. Çok soğuk.. Sanki, kutolardayım… Şve buzdan bir eskimo evindeyim …
donmuş gibi ve kıpırdıyamıyorum…
Bir dokunmayla tek gözümü araladım.
Yüzümü iki,sımsıcak, el avuçlarına aldı…
iliklerime dek bir sıcaklık yayılmaya başladı, önce yüzüme sonra da vucuduma ,
O, iki el parmaklarıyla yüzümü sıkı sıkı tutuyor ve adeta bana ısı veriyor… fısıldıyor, aralıklarla, “Hüseyin, Hüseyin… Hüseyin Taşkın…
Hadi uyan…uyan…” uyanıyorum,
Bu, Ses çok iyi tanıdığım birine ait… Tek gözümü açtığımda görüyorum onu, tanıyorum …
TRT de masamız yan yana,olan, yıllarca birlikte çalıştığım,her sabah ve günün her saatinde yüzyüze olduğum, sanat, kültür, edebiyat programları yapıp sunan, ünlü prodüktör, Neslihan Gence…
Daha bir yaklaşıyor bana, “kurtulacaksın.. dayan, Taşkın…”
bir türlü bırakmıyor, beni, iki eliyle başımı ve yüzümü sıkı sıkıya tutarken,sanki vucuduma, sonsuz bir sıcaklık veriyor…çocuklarım geliyor aklıma, daha çok küçükler, sonra tutunurcasına bir dala toparlıyorum kendimi…
Ölümden,yeniden, yaşama dönüşteyim sanki, Psikolojik mi, o anki ruh halim ve içinde bulunduğum, vahim durum mu, beni böyle düşündürüyor, bilmiyorum… Ama bir şey varki, bu yaşadığım herşey gerçek…yanıma gelen 2 beyaz elbiseli Doktoru görüyorum..
“Ayıldı tamam” diyorlar… “biri,Ortaya konuşuyor Dr.
” hiç merak etmeyin, çok estetik bir dikiş olacak. asla iz kalmıyacak yüzünde.. Buradanda, sol gözü için, göz bölümüne gidecek… 3 gün burda misafir edeceğiz, Taşkın beyi” diyor.. Öteki.
Neslihan,
Sesleniyor o harika sesi ve düzgün Türkçesiyle, dışarıya, “Arkadaşlar, Hüseyin yaşıyor, biriniz telefon etsin,TRT haberlere… çıkarsınlar, ölüm anonsunu…”
Ben, hiçbir şey anlamıyorum.alaşkınnve suskunum..
Tek anladığım,Neslihan’ın bana hayat veren o sımsıcak elleri..ve o güzel gülümseyerek, bana bakan yüzü….
ve beni uyandıran sesi…
Aradan, tam, 42 yıl geçmiş, şimdi Neslihan, o bir rahmetli..Hikmet Koç ve Orhan Tamer’de öyle… Onları Saygı ve sevgiyle yadettim, hiç unutmadım… hala belleğimde tazeliğini korur bu gerçek yaşadığım anı..
Yıllarca yazmak istedim ama Bi türlü yazamadığım bir özelimdir bu..
Çünkü öyküde adı geçen, kişilerin hiçbiri ben hariç şimdi yok hayatta…
Benim, onların yardım ve verdiği moralle, yeniden yaşama yolculuğumu içeren gerçek bir anı bu… dediğim gibi çok defa el attım, ama bir türlü içimden gelmedi yazmak…
çünkü, anılarına saygı duyduğum ve benim yaşam yolculuğumda önemli rolü polan,arkadaşım ,dostum, meslektaşım, ve hep borçlu hissettiğim insanlar,Onlar… yaşasalardı inanın yazmamı onlarda istemezdi…
biliyorum onların, naifliğini…
Ama yazmam gerekti.. Noksan hissettim kendimi… onları,
onların benim yaşam dünyamda ki yerlerini, belirtmem gerekiyordu…
kabul ettim, karar verdim..
Ve yazarken, onların sağduyusuna sığındım… Hepsine rahmet diliyorum. Çünkü onlar benim yaşamımda hep vardılar ve sonsuza dek varolacaklar…
anımdaki gerçek, tahtlarına, kurulmalılar… Dilerim mekanlarıda, aydınlıktır.. binbir renklerden oluşan ışık doludur….
hastalığım boyunca evine ziyarete gelen,3 yaşındaki, kızım ve oğlumla, ilgilenen,onları sevip,moral veren, oyuncak alan, Neslihan’ın, o dünya güzeli ğkadının,
göğüs kanseri olduğunu, bir bayan arkadaşımızdan duyduğumda, iliklerime kadar,dondum.. morgda üşüdüğüm gibi üşüdüm ve titredim….
Onun, Hastane günlerinde, kemoterapi ve diğer işlemlerinde, hep yanında oldum…
Tek beni istemişti . Evden alıp, hastahaneye götürüyor,bekliyor, evine getiriyordum…
ilerledi rahatsızlığı, o dünya güzeli kadın,illet, hastalığın, pençesinde, eridi tükendi… son defa, hastahanede beni yanına kabul edip, benim kişiliğimde, tüm sevenlerine,
“beni son gördükleri gibi hatırlasınlar..” dedi…görünmek istemedi..
bize, bana, kendine, yaşama, veda etti…
Mekanı cennettir biliyorum, sevgili Neslihan kardeşim yüreğimde yaşıyorsun…
Dostlar vefa bir semt adı değildir, sevdiğinizi, iyilik gördüğünüz insanlara gösterilen saygıdır.
onları hatırlamak,ve hayırla anmaktır …
Hoş kalın hoşçakalın, sağlıkla kalın.
Hüseyin Taşkın
Özgür ifade Gazetesi
09 nisan 2021.

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği: yazar




Tema Tasarım |