Ana Sayfa Gündem, Politika, Türkiye 19 Şubat 2021

İŞÇİ TEMSİLCİLERİ KONSEYİ’NDEN BELEDİYE GREVİ AÇIKLAMASI

Kadıköy Özelinde Yaşananlarda Aslında iki Sınıf Karşı Karşıya Gelmiyor; Burjuva Sınıfın Maskeli Yüzleri Yan Yana Geliyorlar.

İTK – İşçi Temsilcileri Konseyi Hazırlık Komitesi Kadıköy Belediyesi Grevi Üzerine değerleme ve açıklamalarda bulundu. Yapılan açıklamada şunlar söylendi.

Dün yaptığımız açıklamada şu şekilde belirtmiştik ; “…Komitemizden ve işçi dostlarımızdan gelen bilgiler doğrultusunda Genel- İş’in merkezi “sosyal demokrasi” ile birlikte oynamayı sevdiği uğursuz rolü oynamaya yine aday olabilir. İşçi temsilcileri ve işçiler böylesi bir ayak oyununa karşı uyanık olmalılar. Merkezin bürokratik oyunlarının belediyeye fırsat yaratacak hamlelerine karşı tabandan sıkı bir barikat kurulmalı.”
Sürecin tam olarak böyle ilerlediğini söyleyebiliriz. Gece yarısı Genel-İş Merkez’le belediye yöneticileri masaya oturdular ve imza attıkları söyleniyor. Genel İş 1 No’lu şubenin çağrısı ile işçiler belediye binasının içinde toplanıyorlar. Artık mücadele Şube etrafında kenetlenen işçilerle belediye yönetimi ile kol kola giren sendikal bürokrasi arasında sürecek. Şube’nin tavrı hem Kadıköy hem de başlaması beklenilen diğer belediye grevlerindeki güven duygusunun şekillenmesi açısından önemli. Bir sınav bu!

İŞÇİ TEMSİLCİLERİ KONSEYİ HAZIRLIK KOMİTESİNDEN AÇIKLAMA
(1) Sendikal bürokrasi aşılması gereken bir engel olarak orta yerde duruyor. Bu engel onu tarif ederek aşılamaz. Birincisi sendikaları tabandan çevreleyen komite örgütlenmesini oluşturmak gerekiyor, ikincisi sendikacılığın sınırlarını bilen öncü işçileri yanyana getirebilmek gerekiyor. Belki de en önemlisi ufkunda siyasal hedefleri taşıyan bir işçi kitlesinin kritik eşikleri zorlayabilecekleri özgürlüğü yaratabilmek gerekiyor. Bir örgütlenme biçimi olarak komite ve konseyler bu özgürlüğün güvencesi durumunda. İşçiler özgürlüğe özgür mücadele araçları ile koşabilirler.

(2) CHP’nin yönettiği belediyeler, AKP’ye karşı elde edilmiş bir zaferle(!) “nefes alabilmemizi” sağlayacak bir yaşam alanı gibi sunuluyor. Koşulları itibari ile işçi sınıfa yabancı olan bu sahiplenme refleksi sınıfsız bir muhalefetçiliğin tutarsız yüzünü göstermekte başarılı diyebiliriz. Bu nedenle emek sömürüsüne karşı mücadelenin paralel hattında, hizaya getirilmesi gerekilen sınıftan kopuk, aydın kibrine bulanmış liberal bir hatta var. Üç günlük grev dahi söz konusu hattın konfor alanına yönelmiş, sınıf mücadelesini kendileri açısından “rahatsız edici” bir boyutta da olsa gündemlerine alabilmelerini sağlamıştır. Modern dünyanızı, boyalı, gösterişli duvarlarınızı, sürekli tazelenmeye muhtaç kent merkezli imajınızı avucunun içinde tutan bir işçi sınıfı var. Bilin!..

(3) Belediyede temsilci bir işçi arkadaşımız sosyal medyada, grevi işçilerin haklarını elde etmek için bir mücadele biçimi olarak görmemek isteyen ve açık, gizli, mecburi, koşullu(!) CHP’ciliğin aynasından greve bakanlara yönelik şöyle yazmıştı; “Şu “AKP’ye yarar” sözüne de hastayız, bizler sizin tapulu seçmenleriniz miyiz kardeşim? AKP’ye yarayan sizsiniz asıl.”
Eylemini parlemanter takvime göre kurgulayan, siyasetini ise gelecek seçim dönemlerine havale eden bu kitlenin hissettiklerinin çok ötesinde, bizi varlık ve yokluk meselesine doğru çeken pek güncel yaşam koşullarımız var. Ve ekliyor işçi arkadaşımız; “Bu cihan da sizin partileriniz üzerinden değil, bizlerin emekleri üzerinden dönüyor.” Kadıköy’ün üç gün boyunca “dönmediğini” düşündüğümüzde tespitin doğruluğu -artan gücünü- emeğin kurucu hedeflerinde bulabilir. Bizim özgür dünyamızı düzenin partileri değil, kendi sınıf aklımız ve yürekli eylemimiz kurabilir.

(4) İşçi hareketinde var olan bir gelişmenin, işçilerin etkileyici çıkışlarının toplumun ileri kesimleri arasında yarattığı heyecanı gözlemlediğimizde şunu bir kez daha söyleyebiliriz. İşçi sınıfının hareketi sürükleyici olmakla birlikte, eylemi klasik okumanın dışında, pratik hedefleri sayesinde tüm renkleri ortaya çıkarıyor. Dünün demokratı artık sinsi bir sömürücü, dünün emek yanlısı diğerini aratmayan bir işçi düşmanı olarak bu karnavala katılıyor. Birbirinden yalancı siyasetçiler, işçiye şımarık diyen şak şakçı takımı, sponsorluğu partiye yanaşarak, şirin görünerek cepte tutan yazarlar… İşçi sınıfı kolektif gücünü emekçi halka, gençliğe taşıyor, eyleminin gönüllü birer parçası olarak bu güçleri sahaya sürüyor. Bu güçler, köleliği kutsayan ve kendi kapısının dışında tutmaya odaklı bir yabancılaşmanın politik saldırısını püskürtmeye adaylar. Bunu gerek sosyal medyada , gerekse sokakta işçilerin yanında durarak gösterdiler. Daha da gösterecekler. İçlerinden birinin yazdığı gibi; “Sizi sileceğiz, işçilerle birlikte biz kazanacağız!”

(5) Masanın bir tarafında Tunç Soyer’in başkanlığını yaptığı, bazı belediye başkanlarının yönetim kurulunda yer aldığı, genel sekreterinin ise Belediye- İş Sendikası’nın Karabük şubesinde geçmiş dönemde işçileri temsilen başkan sıfatı ile bulunmuş Cahit Korkmaz’ın olduğu Sosyal Demokrat Kamu İşverenleri Sendikası; diğer tarafında ise DİSK’in içerisinde delege sayısının fazlalığı ile belirleyici bir rol oynayan, sendikacılığı burjuva çizgide yürüten, aidatlar üzerinden sağladıkları ganimetin sıcaklığıyla sendikaya çöken, başını başkanı Remzi Çalışkan’ın çektiği Genel-İş sendikası. Burada iki sınıf karşı karşıya gelmiyor. Aslında burjuva sınıfın maskeli yüzleri yan yana geliyorlar ve emek hareketini kölelik koşullarında tuttukları gibi, onu prangalayarak düzene de bağlamış oluyorlar.
İşçi sınıfının mücadelesi çok yönlü olmak zorunda. Komite ve konseyler yaygın örgütlenmeleri ile bu maskeleri indirebilir, işçi iradesini çiğnemeyi iş eylemiş sahtekarların masalarını da tekmeleyebilir. İki sınıf var!.. Fiili bir mücadele bu. Her yerde örgütleyelim.

(6) Genel-İş Merkez’in tavrı sendikal pratikte ortaya koyduğu benzer örnekler nedeni ile beklenilendi. Üstelik 12 Eylül ürünü olan sendikalar yasasının sunduğu imza yetkisini kullanması, onun, sadece bürokratik merkeziyetçiliği taşıdığını kanıtlamakla kalmadı. Aynı zamanda kendi belirlediği sınırların dışına çıkılmasını engelleyecek bir güvenceydi de. Mevcut düzenle uyumunun da tipik bir yansıması…
1 No’lu Şube’nin Merkez tarafından istenmediğini, üstelik geçen sene gidilen olağanüstü kongre ile indirilmeye çalışıldığını da biliyoruz. Bu “uyumsuzluğun” tabandan gelişebilecek bir hareket için faydalı olduğu da ortadaydı. Fakat, şube son açıklamasında da araya yerleştirdiği “sendikal mücadeleye daha doğru yaklaşım”ının yetmediğini görmek zorunda. Yaklaşım ile sınıf mücadelesini daha ileriye taşıyabilecek kararlı tutumun arasında gidip gelen, sarsak bir yürüyüşün hissedilen handikapları var. Birincisi işçi kitlesinde şubeye güvensizlik, ikincisi şubeyi bir irade olarak kabul etmeme, üçüncüsü ise diğer belediyelerde beklenen süreçlerde kırılmaya hazır inisiyatifler. Şube yönetimi sendikacılıkla, öncü/önder işçiler arasındaki ayrımın dağıtılan rolleri arasında net bir seçim yapmak zorunda. Şüphesiz bu ayrımın ikincisi İTK ve benzeri örgütlenmeleri şart koyuyor. Burada ise bir şube inisiyatifinden değil, komitelerin taşıdığı, şubeye de yansıyan inisiyatiften bahsedebiliriz. Bu ülkede sendikacı elbisesi sınıf bilinçli öncü işçilerin üzerine dar geliyor!
(7) Yürüdüğümüz yolu kendi öz örgütlenmelerimiz ile açabiliriz. Statükoya boyun eğen ve bizi yasal sınırlara hapsetmek isteyen bir işçi faaliyetini ancak aynı koşulları yaşayan ve bu koşulları değiştirmekten başka şansı olmayanlarla aşabiliriz. Aşağıdan yukarıdakilere bağırmanın ve doğruyu dile getirmenin haklılığı ile yetinmek istemiyoruz. Gerçek bir işçi hareketini aşağıdan örgütlenmenin gücüne ulaşmak istiyoruz. Sınıf bilinçli işçiler satanla, yarı yolda bırakanla aralarına sadece mesafe koymazlar. Aynı zamanda hesaplaşırlarda! Ama bunu keskin, kestirmeci ve çocukça laflarla değil, politik hedeflerle yaparlar. Bu olgunluk militan bir tutumla buluştuğunda aşağıdan gelen hareketin sesi tepedekileri ürkütür. Tepedekileri sendikadan “sınıfın malum dili” ile atmayı düşünen, doğru bulan bir işçi kitlesine sesleniyoruz; birliklerimizi, komitelerimizi kuralım! Lüks otomobillerin, tatil bölgelerindeki otelllerin, kanepeli, kadehli oturumların, seminerlerin sendikacılarına izinden yürüdüğümüz yüzlerce devrimci işçi önderimizi hatırlatacağız. Onların gür seslerini, güçlü yumruklarını… Ve bu mayalanan sarsıntı günlerine yeni bir işçi kuşağını müjdeleyenler olarak bir kez daha karşılarına dikileceğiz. Eşyaya adı ile sesleneceğiz. Ne diyordu yoldaşımız; “işçi düşmanları!”
Eyleme hakkını, greve hakkını, kavgaya hakkını vermek için, ileri!
19 Şubat 2021 / ÖZGÜR İFADE
Tema Tasarım |