Ana Sayfa Kültür, Politika, Yazarlar 18.01.2021 306 Görüntüleme
YANLIŞSINIZ, İttifak-I CUMHUR’un BAY YANLIŞLARI !!

YANLIŞSINIZ, İttifak-I CUMHUR’un BAY YANLIŞLARI !!

Ve,
Atatürk’ü hiç okumadıkları,
anlamadıkları,
yada anlamak işlerine gelmedikleri,
o’kapasitenin yokluğu,
… ki nankörlüğe kadar uzar bu liste!

“Neden?” mi böyle diyorum,
çünkü
18 yıldır,
hata, kusur, yanlış,hakaret ve her türlü liyakatsizliği yaparak,
Atatürk ve kurucu zihniyete saldırarak,
hakaret ederek,
kurumlarını yıkıp, satıp
öç almak için her yola başvururken
ki bu işleri de
“beraber yürüdükleri yol arkadaşı” seçtikleri fethullahçı-nurcu vb. teröristlerle icra ederken, …
Devlete karşı
kanlı yıkma-darbe girişimine bile sözde farkında olmadıkları halde, yol açabilmişlerdir;

Sonradan ve her biri olup bitince,
bunun ve yapageldikleri tüm yanlışların
farkına vardıklarını
beyan edip de hepsi için
TÜRK HALKI’ndan
özür ve af dilemiş olsalarda
ve
Atatürk ve
Laik Cumhuriyet’in
Can Simit’ine sarılarak kurtulsalarda(!),
hata ve yanlış yapmaya doymuyorlar!

ATATÜRK,
kendisinin kaleme alıp yazdığı
NUTUK ile
Bugün yapılan yanlış ve yanlışlığı yapabileceklere de ait uyarı ve tespitleri yapmış; nasıl bir davranış ve yol izlenmesi gerektiğini ta O’zamanlardan bu günleri ve olabilecekleri görüp, söylemişti (!) :

“Türk Milletinin Takip Etmesi Gereken Siyasi İlke: Milli Siyaset

Efendiler, Meclis’in açıldığı ilk günlerde, Meclis’e, içinde bulunduğumuz durum ve şartları açıklayarak takip edilmesini ve uygulanmasını yerinde bulduğum görüşlerimi arz ettim. Bu görüşlerin başlıcasıTürkiye’nin, Türk milletinin takip etmesi gereken siyasî ilke ile ilgiliydi.

Bilindiği gibi, Osmanlılar zamanında, çeşitli siyasî ilkeler takip edilmiş ve edilmekteydi. Ben, bu siyasî ilkelerin hiçbirinin, yeni Türkiye’nin siyasi şekillenmesinde ilke olarak kabul edilemeyeceğine inanmıştım.Bunu Meclis’e anlatmaya çalıştım. Bu nokta üzerinde daha sonra da çalışmaya devam edilmiştir. Bu hususla ilgili olarak, öteden beri söylediklerimin ana noktalarını, burada hep birlikte hatırlamayı yararlı bulurum.

Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele ve müsademe demektir.Hayatta başarı kazanmak, mutlaka mücadelede başarı kazanmaya bağlıdır. Bu da maddî ve manevî güç ve kudrete dayanır hir husustur.Bir de, insanların uğraştığı bütün meseleIer, karşılaştığı bütün tehlikeler,elde ettiği başarılar, toplumca yapılan genel bir mücadelenin dalgalarıiçinden doğa gelmiştir. Doğulu kavimlerin Batılı kavimlere taarruzve hücumu tarihin belli başlı bir safhasıdır. Doğu milletleri arasında, Türklerin başta geldiği ve en güçlüsü olduğu bilinmektedir. Gerçekten de Türkler, İslâmlıktan önce ve İslâmlıktan sonra Avrupa içerisine girmişler,saldırılar, istilâlar yapmışlardır. Batı’ya saldıran ve İspanya’yı zaptederek Fransa sınırlanna kadar uzanan Araplar da vardır. Fakat Efendiler, her saldırıya, daima bir karşı saldırı düşünmek gerekir. Karşı saldırı ihtimalini düşünmeden ve ona karşı güvenilir bir tedbir bulmadan saldırıya geçenlerin sonu, yenilmek, bozguna uğramak ve yok olmaktır.

Batı’nın Araplara yaptığı karşı saldırı, Endülüs’te acı ve ibret alınmaya değer bir tarihî felâketle başladı. Fakat orada bitmedi. Kovalama Kuzey Afrika’ya kadar sürüp gitti.

Attillâ ‘nın Fransa ve Batı-Roma topraklarına kadar yayılmış olan imparatorluğunu hatırladıktan sonra, bakışlarımızı, Selçuklu Devleti’nin yıkıntıları üzerinde kurulmuş olan Osmanlı Devleti’nin, İstanbul’da Doğu Roma İmparatorluğu’nun taç ve tahtına sahip olduğu devirlere çevirelim. Osmanlı hükümdarları arasında Almanya’yı, Batı Roma’yı zaptederek çok büyük bir imparatorluk kurma teşebbüsünde bulunmuş olanı vardı. Yine, bu hükümdarlardan biri, bütün İslâm dünyasını bir merkeze bağlayarak yönetmeyi düşündü. Bu amaçla Suriye’yi ve Mısır’ı zaptetti.”Halife” ünvanını takındı. Diğer bir sultan da hem Avrupa’yı zaptetmek,hem de İslâm dünyasını hüküm ve idaresi altına almak gayesini güttü.Batı’nın sürekli karşı saldırısı, İslâm dünyasının hoşnutsuzluk ve isyanı ve bu şekilde bütün dünyayı ele geçirme tasavvur ve emellerinin aynı sınırlar içine aldığı çeşitli unsurların uyuşmazlıkları, sonunda, benzerleri gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nu da tarihin sinesine gömdü.

Efendiler, dış siyasetin en çok ilgili bulunduğu ve dayandığı temel,devletin iç teşkilâtıdır. Dış siyasetin iç teşkilâtla uyarlı olması gerekir.Batı’da ve Doğu’da, başka başka karaktere, kültüre ve ülküye sahip biribirinden farklı unsurları tek sınır içinde toplayan bir devletin iç teşkilâtı,elbette temelsiz ve çürük olur. O halde, dış siyaseti de köklü ve sağlam olamaz. Böyle bir devletin iç teşkilâtı özellikle millî olmaktan uzak olduğu gibi, siyasî ilkesi de millî olamaz. Buna göre, Osmanlı Devleti’nin siyaseti millî değil, belirsiz, bulanık ve kararsızdı.

Çeşitli milletleri, ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu çeşitli unsurlardan oluşan kitleleri eşit haklar ve şartlar altında bulundurarak güçlü bir devlet kurmak, parlak ve çekici bir siyasî görüştür. Fakat aldatıcıdır. Hattâ, hiçbir sınır tanımayarak, dünyadaki bütün Türkleri bile bir devlet halinde birleştirmek, varılması imkânsız bir hedeftir. Bu,yüzyılların ve yüzyıllarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı olaylarla meydana koyduğu bir gerçektir.

Panislâmizm ve Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir.Irk ayrılığı gözetmeksizin, bütün insanlığı içine alan tek bir dünya devleti kurma hırslarının sonuçları da tarihe yazılmıştır. İstilâcı olmak hevesleri konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü şahsî duyguve bağlılıklarını unutturup, onları tam bir kardeşlik ve eşitlik içinde birleştirerek, insancı bir devlet kurma teorisinin de kendine göre şartları vardır.

Bizim, kendisinde açıklık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasî ilke, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların dimağlarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.

Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman kastetiğim anlam ve öz şudur : Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçekçek saadet ve refahına çalışmak… Genellikle milleti uzun emeller peşindede yorarak zarara sokmamak… Medenî dünyadan, medenî, insanî ve karşılıklı dostluk beklemektir.
/
Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk (Sayfa 309)”
Ne büyüksün SEN, ATAM.
EngelliSATAŞMALAR
Turushan MUNGAN
18 Ocak 2021 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makalelerine Göz Atmak İster Misiniz!

YAZI / Turushan Mungan

CUMHURİYET” demek yetmez Çünkü !

ENGELİ YIKAMADIKÇA, AŞAMADIKÇA, … HEPİMİZ ENGELLİYİZ!

Google News XX Sitesi

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


İlginizi çekebilir

 31 Mart Vakası

 31 Mart Vakası



Tema Tasarım |