Ana Sayfa Yazarlar 17.02.2021 113 Görüntüleme
GÖKOVA / 1982

GÖKOVA / 1982

Gökova / 1982
yıl, 1982,
Marmaris ve Köyceğiz’ deyiz. *Derinlerde ki tarih*adlı,
ülkemizde
benim çektiğim ilk sualtı filminin, jeneriğin de kullanmak üzere görüntüler çekeceğim.. Sonrada Gökova’ya, geçeceğiz.. Köyceğizde,
Kamera ekibimle o gece bir pansiyon bulup yerleştik…
akşam yemeğini yemek ve birazda, çevreyi görmek için, Marmaris,ve Köyceğiz’de tur atmak istedik…. nerde otursak, yada dolaşmaya çalışsak. sivrisinekler aman vermedi.. oldukça rahatsız olarak yinede geç vakitte,pansiyona geldik…
sabah Anahtarlarımızı bize verirken, vestiyer de ki pansiyoncu ,sıkı tembihte bulunmuştu…. lutfen,sağlığınız açısından, ben ilaçladım ama, pencereleriniz, ve
perdelerini, kapılarınızı,mutlaka kapalı tutun… sakın ışıkları açık bırakmayın beyler diye sıkıca tembihlemişti…
bizde dikkat etmiştik.. odalarımız ikişer kişilikti..
Söylenenleri harfiyen uygulayıp, odalarımıza karanlıkta girip, hemen kapımızı kapattık,…
valizlerimizi yerleştirdik.. hava oldukça sıcaktı… yatağım, pencereye yakındı…. dışarıda elektrik direğindeki yanan ampulden çıkan ışık, pencereye vuruyordu….
yarı karanlıkta, .
yatağıma oturdum uzanıcaktım ki, gözüm pencereye kaydı,… yatağımdan fırlayıp dehşetle,doğruldum…dışardan pencere camı üstünde binlerce sivrisinek,büyük bir iştihayla,birbirini çiğnercesine, gözlerini biz kurbanlarına dikmiş bekliyorlardı…. Ömrümde bu kadar sivriyi birada görmemiştim…Bi içeri girseler, yandığımızın resmiydi… tüketirlerdi bizi ve kanımızı.. .Bir numaralı sıtma taşıyıcısı… vucudumun titrediğini, midemin bulandığını hissettim… Durumu, kameraman Serhat’a gösterdiğimde,hiç önemsemedi ve bana
-Sen buraya geç, orda ben yatarım, onlar bana dokunmaz dedi.
-Nası yani dedim…
-Benim kanımı, sevmezler… vay be, üstelik seçiciydiler ha…
yer değiştirdik… çantasını açtı, ve ilk kez gördüğüm bir deodorantı odaya sıktı…
-o ne dedim..
-sivri kovar, dedi… Sen ilk geliyorsun buraya, biz kameramanlar tedbirliyiz..bu sinek savarı , yurt dışından almıştım…hayli etkili…
rahat ol dedi…
huzurla uyu…
gerçekten güzel uyudum…
yada öyle sandım, o kadar tedbire rağmen, bir tanesi nereden nasıl girdiyse, kolum ve yanağımdan şişlemiş payını almıştı… gün boyu kaşıdım soktuğu yerleri…
bizden küçüktü ama, hayli can yakıcı bir kan emiciydi… en çok ağrıma giden, sesli geliyor, ve gereğini yapıp yakalanmadan gidiyordu… günü saati, yeri belli olmayan bir garip kaşıntı veren gizli düşman….ortam ve doğa onlara elverişli ydi…her türlü tedbir alınıyor ve sıkı tutuluyordu ama, daha zamana ihtiyaç vardı…
Aradan yıllar geçti bir çok arkadaşım emekli olup oralara yerleşti… Ne sıcak ve nede sivrisinekten söz eden var… hepsi mutlular…
demek ki sineğin ince belini kırdılar…
*
Dün sabah, Facebouk sayfasında bir vefat ilanı gördüm…
*Prof Dr Şadan Gökovalı aramızdan ayrıldı…*diyordu ..
Yüreğim burkuldu , bu haberle…anlatamam…çünkü, yukarıdaki sivrisinek olayıyla dolaylı bir ilgisi vardı, Gökovalı’nın üstelik…Nasıl mı, Buyrun okuyalım görelim ilgiyi… Tarih 1938.. Yer Muğla Gökova..
O yıllar Ege’nin kuş uçmaz, kervan geçmez bir köyünde, bir muhtar halkla elele vererek önemli işlere imza atıyordu…
Muhtar aydın, çalışkan, çok sevilen, doğayı çok seven, çok bilge bir insandı.
Ancak, bölge bataklıktı…Tüm ova sivrisinek yuvasıydı..Bu nedenle sıtma gibi salgın hastalıklar köylüyü canından bezdirmişti..İnsanlar ölüyordu..
Muhtarın o güne kadar 8 kız çocuğu olmuş, 4’ü maalesef ölmüştü.
Ama bataklık kurursa, sıtmanın da kökünü kurutacaklardı..İnsanlar yaşayacaktı..
Muhtar ve köylüler valiye gittiler.
Bataklığı ve onun neden olduğu hastalıkları anlattılar.Vali, muhtarı ve köylüleri dinledi.
Bilim insanlarına danıştı..Sonunda çare bulundu…
Bataklığı besleyen sularını kesmenin tek yolu okaliptüs ağacıydı..Lakin ülkede bu ağaçtan yoktu..Yörede yaşayan dünyaca ünlü bir yazar girdi devreye..Avusturalya’dan yüzlerce Okaliptüs fidanı getirildi.Köylüler kadın erkek hep birlikte işe koyuldu.Fidanlar 3 kilometre boyunca tüm ovaya cetvelle çizilmiş gibi karşılıklı dikildi. Ve ağaçlar büyüdükçe bataklık kurudu
Sivrisineklerin ve hastalıkların da kökü kazındı..
Bugün Marmaris’e karayoluyla gelenler, Sakar’dan Gökova’ya indiklerinde iki tarafı dev okaliptüs ağaçlarıyla çevrili artık kullanılmayan uzun ince bir yolla karşılaşırlar.İşte o yolun iki tarafındaki okaliptüsler 1938 yılında Gökova köylülerinin diktiği fidanlardır…Şimdi birer dev oldular..
Bazılarının boyu 20 metreyi geçti..
O muhtar Gökova köyü muhtarı Mehmet Gökovalı..
O dönemin valisi Recai Güreli..
O fidanların Avusturalya’dan getirilmesi için devreye giren ünlü yazar Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı…
Peki, muhtarın oğlu kim biliyor musunuz?Şadan Gökovalı…
Muhtar Mehmet’in oğlu..
Halikarnas Balıkçısı’nın manevi evladı..
Bir bilge adam…Bir bilim insanı…Bir doğa aşığı…
Bir arkeoloji uzmanı…Bir yazar…Bir şair…Bir gazeteci…
Prof. Dr. Şadan Gökovalı…
vefat etti. Allah rahmet eylesin.. Huzur içinde uyusun..
hoşkalın , hoşçakalın, sağlıkla kalın…
araştırma.. (Sevim A.)
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
17 Şubat 2021 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makalelerine Göz Atmak İster Misiniz!

ZOUM VE BİR USTA YÖNETMEN

GENÇLERİN DERDİ

NERESİNDESİN ‘Köroğlu’

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


İlginizi çekebilir

GÜVEN DUYGUSU YOK EDİLDİ

GÜVEN DUYGUSU YOK EDİLDİ

Tema Tasarım |