Ana Sayfa Yazarlar 27.02.2021 186 Görüntüleme
KAZIM KARA BEKİR PAŞA

KAZIM KARA BEKİR PAŞA

DOĞU CEPHESİ KOMUTANIMIZ…
MİLLİ MÜCADELENİN KADERİNİ DEĞİŞTİREN KAHRAMAN…
KAZIM KARABEKİR PAŞAYI VEFATININ 73. YILINDA SAYGI, MİNNET VE RAHMET DİLEKLERİMİZLE ANIYORUZ.
..Tarihçi yazar, Nurten Aslan’ın kaleminden…

TARİHTEN BİR YAPRAK
TRT’deki ilk, çektiğim, dramatik, dizi belgesel di..
TÜM kurtuluş savaşı kahramanlarımız, milli mücadelede, aldığı rolleri , ve kişilikleriyle, anlattığım filmler..Yıldırım Kemal, Miralay Reşat, ve Kazım Katabekir Paşa..

Ankara gar, müzesi çekim mekanımdı… Rahmetli, Devlet Tiyatrosu Sanatçılarından,….. paşayı oynadığı, ve şöyle başlıyordu ilk görüntü, ve replik… M. Kemal paşayı Tutuklayacak sanılırken o,Asker selamını çakıyor, ve

*.. Emrinizdeyiz paşam! Siz, bundan evvel olduğu gibi, bundan sonra da bizim kumandanımızsınız. Ben, subaylarım, erlerim, kolordum, hepimiz emrinizdeyiz!

Karar!
İstanbul’dakiler kararlarını vermişler.
Ya Mustafa Kemal Paşanın kararı!
Saray onun İstanbul’a dönmesini istemektedir.
O ise Anadolu’da kalmayı!
Saray belli ki vazgeçmeyecektir.
O da vazgeçmek niyetinde değildir.
O zaman!
O zaman bir karar gerekmektedir.
Birdenbire aklına gelen ihtimalden irkilmiştir.
Oysa o, bu kararı; “Gerekirse!” çoktan vermiştir.
Gerekirse!
Gerekirse askerlikten ayrılmak!
İşte bu, hesapta yoktur.
Hapisler, sürgünler görmüştür.
Yıldız’ın zindanlarında aylar geçirmiştir.
Trablus çöllerinde ölüme gitmiştir.
Çanakkale’de Azrail’le koyun koyuna yatmıştır.
Muş’un ovasında, Bitlis’in dağlarında, Suriye’nin çöllerinde kanla yoğrulmuştur.
Bütün bu felâketli günlerde bile; “Askerlikten ayrılmak!” bir an aklına gelmemiştir.
Ya şimdi!
Kaderi telgraf tellerinin ucunda.
Şu an Anadolu’nun yarısına hükmederken ordudan atılmak, bir sivil adam olmak?
Bir misafir olmak; üstelik istenmeyen bir misafir.
Telgraf telleri çok insafsız!

1919 Temmuzunun 8’ini, 1919 Temmuzunun 9’una bağlayan meş’um gece!
Erzurum geceleri nemli ve soğuk.
Bu gece daha soğuk!
Askerlikten ayrıldığı takdirde sadece Mustafa Kemal Bey yahut efendi olacaktır.
Acaba Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Bey veya efendiyi kabul eder mi?
Hüseyin Rauf teminat veriyor;
“Kâzım Karabekir Paşaya güvenebiliriz. O sizin zekânıza, tecrübenize hay­randır.”
Rauf’un söylediği doğrudur. Kâzım Karabekir Paşayı Selânik’ten beri tanır. Pek çok ölüm-kalım savaşında feleğin çemberinden birlikte geçmişlerdir. Azrail’in tırpanından birlikte kurtulmuşlardır.
Kâzım Karabekir Paşa İstanbul’dan hareket etmeden önce kendisini hasta yatağında ziyaret etmiş ve; “Burada yapılacak hiçbir şey kalmadı paşam. Ben Erzurum’a gidiyorum. Ne yapacaksak orada birlikte yapalım.” demiştir.
Evet öyle demiş ve onu Anadolu’ya davet etmiştir.
Hatta Er­zurum’da yapılacak kongreye gelmesi için kendisini telgraf yağmuruna tutmuştur.
Fakat!
Kâzım Karabekir Paşa; “III. Ordu Müfettişi ve Fahrî Yaver-i Hazret-i Şehriyârî Mustafa Kemal Paşayı” çağırmıştır.
Gerçi Karabekir’e güvenilebilir. O, dostunu düşmanına tes­lim etmez; fakat en nihayet o da bir askerdir, o da bir emir kuludur.
Padişah ona; “Mustafa Kemal Paşayı ordudan attım. Rütbele­rini, nişanlarını söktüm. O, artık asker değildir. Sana emrediyorum, kendisini derhâl tevkif et. İstanbul’a gönder.” der­se?
Padişah böyle buyurursa ve Kâzım Karabekir Paşa bu emri yerine getirirse hiç kimse ona kızamaz.
Hüseyin Rauf’a dert yanmadan edemiyor;
“Sivil olursak her şey biter Rauf.Makam ve rütbenin önemi büyüktür. İstiklâlimizi elde etmek için savaşmak mecburiyetinde kalacağız. Bu mücadelede emir vermek için resmî salâhiyet gerekir.”

1919 Temmuzunun 8’ini, 1919 Temmuzunun 9’una bağlayan meş’um gece!
Erzurum karanlıklar içinde.
Yanında Kâzım Karabekir, Hüseyin Rauf, Kurmay Başkanı Binbaşı Kâzım, yaverleri ve emir eriyle postaneye yürüyorlar.
Herkes içine kapanmış.
Çıktığı uzun yolculuk belki de kaldıkları evle postane arasında bitecek.
Belki de bu son yolculuk.
İşte postanedeler.
Yıldız Sarayı telgrafhanesi karşılarında.
Padişah makine başında hazırmış.
Kendisiyle padişah adına Harbiye Nazırı Ferit Paşa konuşacakmış.
Harbiye nazırı güvenilir bir adam değildir.
Hatta Kâzım Karabekir’e göre hainin biridir.
İlk hareket Yıldız’dan gelir.
Harbiye Nazırı Ferit Paşa, bir saray uşağı ağzıyla yazmıştır;
“Padişahımız efendimiz hazretlerinin selâm-ı şâhane­lerini tebliğ ederim. Muhabbet ve itimad-ı hümayunları­nı bildiririm.”
Tetiktedir.
Acaba bu iltifatların arkasında ne vardır?
Bekler; ama çok değil.
Yıldız, yayvan bir ağızla konuşur; “İstanbul’da onu nice büyük işler, mevkiler beklemekteymiş.”
Sonra ağzındaki baklayı çıkarır; “İstanbul’a dön!
“Dönmem!” cevabını alan Yıldız, hemen ağız değiştirir; “Erzurum’dan hastalık raporu al; fakat derhâl oradan ayrıl. İstediğin yere git!”
Cevap değişmez; “Hayır burada kalacağım!”
Konuşma büsbütün sertleşir.
Yıldız ısrar ettiği hâlde cevap aynıdır; “Katiyen reddediyorum İstanbul’a dönmeyeceğim!”
Yıldız’dan gelen son cevap bir balyoz gibidir; “O hâlde resmî vazifeniz sona ermiştir!”
İşte perde kapanmıştır.
Yıldız, Mustafa Kemal Paşaya; “Askerlik hizmetinden azledildiğini,”tebliğ ederken o, daha çabuk davranır.
8/9 Temmuz 1919.
Saat 22.50’de harbiye nazırına, saat 11.00’de de padişaha; “Tüm askerlik görevlerinden çekildiğini,” bildiren istifa dilekçesini yazar ve altını imzalar.
Dilekçesinin altına sadece; “Mustafa Kemal.” diye yazmıştır.
Bütün gemileri yaktığının, geri dönülmez bir yola girdiğinin farkındadır.
Hüseyin Rauf ile Kâzım Karabekir onu hararetle kucaklar tebrik ederler; fakat Kurmay Başkanı Albay Kâzım’ın suratı asılmıştır.
Çok geçmeden Yıldız’dan gelen telgrafta; “Zât-ı şâhanenin kendisini askerlik mesleğinden ihraç ettiği,” yazılıdır.

Anadolu’ya geçerken başında Çanakkale Zaferinin tacını ve çok geniş müfettişlik yetkilerini taşımaktaydı.
Oysa Samsun’a çıkışından sadece elli gün sonra rütbelerini, mevkiini, yetkilerini her şeyini kaybetmişti.
Sıfırdan başlayacaktı.
O artık bir sivildi.
Hiçbir resmî sıfatı olmayan, hiçbir yetkisi kalmayan, yersiz yurtsuz parasız Mustafa Kemal Bey, yahut Efendi.

9 Temmuz 1919 sabahı da büyük bir kasvetle üzerine çökmüştür.
O sabah Hüseyin Rauf’a der ki;
“Raufçuğum, her şey bitti. Böyle buhranlı zamanlarda makam ve rütbenin halk üzerindeki tesiri büyüktür. Bunlarsız ne yapılabilir?”
Rauf onu teselli eder;
“Bilâkis paşam. Asıl şimdi mevki ve itibarınızın bir kat daha arttığı kanaatindeyim. Vatanın kurtarılması davasına bir millet ferdi gibi nefsinizi vakfedişiniz üzerine gerek ordu, gerekse halk gözünde eskisinden fazla sevgi itimada mazhar olacağınızdan eminim.”

Aynı gün Binbaşı Hüsrev, Dr. Refik, Özel Kalem Müdürü Hayati, Yaverler Cevat Abbas’la Muzaffer depaşalarıyla beraber askerlik mesleğinden istifa ederler.
İstifa etmeyi düşünmeyen tek bir kişi var; Kurmay Başkanı Binbaşı Kâzım.
Kurmay Başkanı Kâzım ellerinde büyük bir dosyayla kar­şısına dikilmiştir;
“Paşam, siz askerlikten istifa ettiniz. Benim bun­dan sonra emrinizde bu vazifeme devam imkânım kalma­dı. Evrakı kime teslim edeyim?”
İşte haklı çıkmıştır.
Acaba çözülme mi?
Cevabı hazin bir inilti olur;
“Yaa! Öyle mi efendim? Peki efendim. Lütfen uhdenizdeki dosyaları Hüsrev Beye veriniz.”
Kurmay Başkanı Binbaşı Kâzım; “Emredersiniz!” diyerek kendine has çalımlı yürüyüşüyle çıkınca Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf’la bakışır.
Gözlerinde hüzün, koltuğa yığılmıştır.
Yüzü sararmıştır.
Konuşmaya mecali yoktur; fakat konuşmadan edemez; “Rauf, gördün mü? Makam ve mevki önemlidir demiştim.”
Rauf da üzgündür.
Teselli için; “O adamın, tabiatını bir an önce açığa vurması bizim için daha iyi olmuştur; fakat diğer arkadaşlarımızın hepsi vefalıdır.” der.

Kurmay Başkanı Binbaşı Kâzım, akıllara ziyan çalımlı yürüyüşüyle çıkıp gitmiştir; fakat asıl XV. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşanın nasıl bir tavır alacağı önemlidir.
Kendileri bütün gemileri yakmışlardır; fakat Kâzım Karabekir Paşadan aynı şekilde rütbe ve nişanlarını feda etmesi ne beklenebilir, ne de istenebilir.
Kaldı ki Karabekir Paşa ordu kumandanlığından istifa edecek olursa nihayet hepsi hepsi on-on beş sivil adam olarak orta yerde kalakalırlar.
Ayrıca, Kâzım Karabekir Paşa, bundan böyle nasıl davranacaktır?
Padişah ona, görevden aldığı, askerlikten el çektirdiği adam için; “Onu tutukla, İstanbul’a gönder.” diyecek olursa, ne yapacaktır?
Galiba, gerçekten her şey bitmiştir.
Hüseyin Rauf’a döner.
Kendi kendine söylenir gibidir;
“İkimizin yapacağı tek şey kaldı Rauf. Emin bir yere çekilerek, ayakaltında ezilmemek.”
Ümitsizliğin getirdiği çöküntü!
Ve Yaver Cevat Abbas içeri girerek; “Kumandan Paşa geliyorlar. Arkalarında bir bö­lük süvari askeri var!” der.
Kâzım Karabekir ve ardında bir bölük süvari hayra alâmet sayılabilir mi?
Rauf’un kulağına eğilerek boğuk bir sesle mırıldanır; “Gördün mü Rauf? Dediklerim doğru değil miy­miş?”
Koltuktan kalkar, pencereye yürür.
Süvariler binanın etrafına dizilmiştir.
Bir süvarilere, bir Rauf’a bakarken tümden sararır.
Pencereden ayrılır, odanın ortasına doğru bir iki adım atar.
Kulakları giderek yaklaşan postal seslerindeyken gözleri kapıya kilitlenmiştir.
Kâzım Karabekir Paşanın cebinde İstanbul Hükûmetinin bir tevkif emri de olabilir.
Gel gitler.
Yoksa…
Ve kapıdan bütün ciddiyetini kuşanmış Kâzım Karabekir Paşa arkasında sekiz on subayla görünür.
Yüzünden bir şey anlamak mümkün değildir.
Üç, belki de beş sert adımdan sonra, bütün binadan duyulan bir topuk sesi ve arkasından sert bir selâm vaziyeti.
İki kumandan göz göze.
Ve Kâzım Karabekir Paşanın gürleyen sesi:
– Emrinizdeyiz paşam! Siz, bundan evvel olduğu gibi, bundan sonra da bizim kumandanımızsınız. Ben, subaylarım, erlerim, kolordum, hepimiz emrinizdeyiz!
Dönemeç?
Yol dönülmüş!
Doruk aşılmış!
Buhran çözülmüştür!
Mustafa Kemal Paşayla, vefalı, cesur, dürüst Kâzım Karabekir Paşanın sarılıp; kucaklaşması.
Sadece iki paşanın değil, onları seyredenlerin gözlerinde de yaş.
Kader!
Bir milletin kaderi.
Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşaya; “Emrinizdeyim!” derken, İstanbul gazetelerinde şu resmî tebliğ yayımlanır;
“III. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşanın memuriyetine son verilmiştir.
Harbiye Nazırı Ferit,
Sadrazam Vekili Mustafa Sabri”
Bu da kader!
Bir kahramanı, anmak, yadetmekle okur ve budur bence… hoş kalın hoşçakalın kalın sağlıcakla..
(kaynak..
Nurten Arslan/Dönemeç)
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
27 Şubat 2021 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makalelerine Göz Atmak İster Misiniz!

BİR PADİŞAH 4. MURAT

UZAY ARACI

MERDANELİ KOLLU MAKİNA

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


İlginizi çekebilir

CURA / Hüseyin Taşkın

CURA / Hüseyin Taşkın



Tema Tasarım |