Ana Sayfa Yazarlar 24.01.2021 125 Görüntüleme
ZAMANLAMA, yani TAYMİNG

ZAMANLAMA, yani TAYMİNG

1960′ ı, 1961′ e bağlayan yıl… Yer, Tokat.. il belediye parkı önü..
Sabahın yedisi,..
Parkın içindeki çay ocağı açılmış, önünde bi kaç yaşlı çay içmekte…. Niksar ‘dan birlikte geldiğim okul arkadaşlarımdan ayrılıp,
parkın önündeki banka iliştim..
O yıl, Niksar Orta Okulunu bitirip diplomalarımızıalmışız…
Elimizde, gelecek, hayatımıza, yön vermek için, bir iki seçeneğimiz var…
Öğretmen okuluna kayıt ile öğretmen olmak ,
liseye devam,
veya,
askeri okulların Sınavlarına girip, yatılı okumak için sınavını kazanmak. ..
Bizler, ortahalli bile olmayan,
hemen ve çok tez ekmeğini kazanmak zorunda olan,Onbeş , yaşlarında zamane gençleriyiz…
İmkanlar, hal ve durum bu..
Başka seçenekler yok..
Çünkü biz Anadolunun köy, kasaba ve ilçelerinde doğup büyümüş, akıllı, zeki, yarın için hazırlanmak durumunda olan, , yeni yetmeleriz…
– Gevrek, yağlı çörek,
diyen sese döndüm oturduğum banktan..
Cebimde çok az bir harçlığım var…
Sabah çok
erken saatte ve bişey yemeden çıkmıştık, sözleşip , arkadaşlarla yola…
Zaten yalnız kalıyordum Niksar’daki kıralık odamda..
Uyuyakalır, otobüse yetişemem, diye uyur uyanık geçirmiştim sabahı zor olan geceyi…
-Bi gevrek ver dedim…
aldım.. .
Isırdım…
Niksar’ da sırtında, heğle satış yapan, Deve’nin susamlı sıcak simidi gibi değildi…
Çok sertti ve boğazdan kolay geçmeyen bişeydi bu Tokat gevreği… Ben azimle gevreği kemirirken,
Yanımdan, fötr şapkalı,çok şık ve modern giyimli, elinde bastonu olan, orta boylu bi adam geçti ve yandaki banka oturdu….
Bir daha ısırdım, genç dişlerimle gevrekten…
Adamın bana baktığını farkettim…
göz göze geldik..
Bastonunu yere bir iki kez vurup, park içindeki Çaycıya seslendi..
-Osman efendi buraya iki çay,…
Bana döndü,
Severim emme serttü gevrek.. çaysız yiyemem yeğen dedi..
Halbu ki o almamıştı yani yoktu gevreği..
Çaylar geldi
-Biri yeğenimin,ona ver,
bitinci bi daha getü…
Teşekkür ettim ..
-Önemlü değel yeğenim afiyet ossun.
Doyur garnını…
Çay ve gevrek, şimdi tadı gelmişti gevreğin…Bir yudum çaydan, bi gevrekten derken,
Sordu yine
-Hep gençler burda, imtahan var ellam. Dedi..
-Evet dedim Öğretmen okulu
Sınavı var efendim…
-Sen nerdensin dedi..
-Niksar ortaokulunu bitirdim efendim.
-lise yok Niksar’da değelmi dedi..
-Evet yok efendim dedim.
-Senin konuşma tarzın, dilin bizim buralara bek benzemiyor. Çok düzgün bi Türkçen var dedi..
-Ben, ilkokul 5 nci sınıfa kadar Ankara ve İstanbul’da okudum efendim dedim
-Şimdi anlaşıldı dedi..
Sonra onun, Yöresel Konuşma tarzı değişti…
-Demek öğretmen olacaksın öylemi.. ?
Diploman diye sordu,
-Pekiyi, takdirim var efendim..
Hımm dedi ve
Devam etti,
-Niksarın içinden mi yoksa,
Sözünü kestim.
-Köyünden. Akıncı dan..
-Hımm, köyde araziniz varmı yeğen,?
-Var, ama az…
-Peki.. Diyelim ki Öğretmen oldun, verdiler seni bi köye, daha sonra başka bir köye, zaten köy çocuğusun, senin için değişen ne ki.. elbette önemsiz…
Ama sen, başarılı Bi öğrenciymişin dediğine göre, dili, düzgün, büyük şehirlerde okumuşun üstelik.
belli ki, çok da zeki bi çocuğa benziyorsun …
Hiç mühendis, Doktor, Hakim, Avukat filan olmayı niye düşünmedin ki…
-Düşündüm ama malum, babamın gücü yok. ..zaten beni dayım okuttu..
Onun altı çocuğu vardı..
kızının biri, Dil Tarih Coğrafya fakültesinde, bir kızıda Fen fakültesinde, Oğulları, biri Ziraat, biri Madem mühendisi, oldu.. . Büyük kızı ilkokul müfettişi… zaten,hepimizi o okuttu. şimdi onlar Ankara’da lar.. Ben Niksar’a geldim…
ordan da buraya…
-Anlaşıldı şimdi Vehbi ‘nin kerrakesi dedi ve ayağa kalkıp karşıma dikildi
-Bak oğlum, sen okumalı, yüksek tahsil yapmalısın, Dayının evinin telefonu varmı..
Var dedim.
Ezbere Biliyormusun,
-Evet
De yürü posta neye gidelim dedi.. Önceki gibi
Yöre, ağzıyla konuşmuyor daha düzgün cümle kuruyordu… Postane 100 metre ilerdeydi..Onu takip etim. .kapısına geldik.. Bastonuyla 4 kez vurdu kapıya…
Açıldı..
Ve bi adam
-Buyrunnn Müdürüm diye büyük bir saygıyla karşıladı…
Postane Müdürüymüş meğer..
-Kusura bakma Mehmet efendi, henüz açılmadan seni rahatsız ettim ama acil Bi telefon etmem gerekti de.
Adam.
-Estağfurullah Müdürüm ne demek siz edin telefonu ben temizlik yapıyorum zaten…
Daha açılmaya , bi saat var..
Müdür Oturdu koltuğa, Numarayı istedi
Verdim.
Çaldırdı..
Bekledi..
-Açılmadı dedi..
Kmbvub
Bana dikti gözlerini.
-Bak yeğenim. Senin gibi çocukların mutlaka okuması yüksek tahsil yapması lazım.. Ki ülkemiz ileri gitsin…onun için Dayından senin adına bi ricada bulunacaktım, ama olmadı..
Atıldım, Abim var Ankara’da Çimento Fabrikasına yeni İşe girdi dedim.
Büyük abimin
Eşi doğum üzerine vefat etmiş, abim dört küçük çocuğunu bize anneme babama bırakıp, çalışmak için Ankara’ya gitmiş ve işe yeni girmişti…
-işte şimdi daha eyi oldu dedi…
varmı fabrikanın telefonu…
-Var dedim verdim.
Aradı, buldu abimi… fabrikada yeni iş başı yapmış meğer, yakaladı..
Ne konuştu neler konuştu abimle,inanamadım,
-Okutalım bu gençleri. Vatana daha çok faydaları olsun o da senin çocuklarına örnek olur okurlar hepsi Kıymayalım Hamdi kardeşim bu gençlere..
abim ne cevap verdiyse karşıdan, müdür bey
-Gözlerinden öperim senden de bu beklenirdi Hamdi bey dedi ve ayağa kalktı…
O çok yakıştığı masasından, bana baktı…kendimigördüm sanki o masada…büyümüş ben oturuyordum sanki
-Zaten abin seni ve oğlu Receb’i isteyecekmiş yanına dedi.. İşin rasgitti yeğenim, inşallah Dr. Hakim,Yada Mühendis olur ve yine beni burda ziyaret edersin..
Gülümsedi..
-Hadi bakalım yolun açık olsun…
Yıllar sonra, bir tv kursunda öğrendiğim ,
İngilizlerin *tayming* yani *zamanlama* dedikleri o müthiş an burada tecelli etmişti…
Tayming, sebep, neden ilişkisi ve anında karar verme…
Evet yada, hayır demek.. İstemek, istememek.. Bu size ya kazandırıyor yada
kaybettiriyordu… Telefon la abimle o an görüşüp, Recebi al ve ikiniz hemen bana gelin kardeşim..okullar açılıyor geç kalmayın. Kimseyi din leme, seni ben okutacam…
Sözüne, tamam abi dediğimde, o günden sonra ki hayatıma. Geleceğime yön vermiştim…
Ve bu kararıma,
şu karşımda gülümseyerek bana bakan fötr şapkalı adam, müdür adam neden olmuştu…
Elini arka cebine attı, cüzdanını çıkardı ve bana 50 TL. lik bir banknot uzattı. Çok büyük paraydı o zamanlar 50 TL,..
almak istemedim zorladı..
-Daha yeğenini alacan, ta Ankaraya gideceksiniz, sana bi katkım olsun, al yeğenim .
helal olsun. Borç değil..
al çekinme..
Boynumu büktüm.. iyi paraydı ve de çok gerekliydi.. – Hadi güle güle işin rastgitsin yeğenim… Bir gün büyük bir makamda görmek isterim seni..Hadi, .
yolun açık olsun… Sınavı filan unutmuş, sevinçten uçuyorum. Gelecek bana neler gösterecek hiç düşünmedim. Eline uzandım öpmek için, beni arnımdan öptü.. Bastonun ucuyla kapıyı gösterdi…
-Hadi git oğlum dedi… Sebepti. ..
ufkumu açmıştı ve geleceğimi planlamada ki en önemli kişi olmuştu.. ..
Onu, o iyilik sever, öngörüsü mükemmel insanı, saygıyla anıyorum…
O gün sınava girmedim. Niksar’a döndüm. Durumu ilettim babama.. Hiç uygun görmedi.. Ama yinede
-karar senin, Sen bilirsin deyip bir daha da hiç söz etmedi….
Birkaç gün sonra yeğenim Recebi de alıp Ankara’ ya indiğimde, okullar açılmış birçok lise kayıtlarını kapatmıştı.
Tek lise vardı kayıt kabul eden….
Ankara Ticaret lisesi… Mecburen kaydımı oraya yaptırdım.
Sonra gördüm ki İyiki öyle olmuş, meslek dersleri, daktilo, steno, muhasebe, zamanın en popüler kısa yoldan iş bulup memur olmada, aranılan vasıflardı..
İşte bu derslerin varlığı lise ikinci sınıftan sonra hem iş bularak, çalışmamı hemde aileme yük olmadan, okumamı sağladı…
Ankarada ünü olan, Çok önemli, öğretmenler geliyordu, 1962,1963, ve 64, 65yıllarında derslerimize… Edebiyatta Baba Şeref, tarihte Enver Behnan Şapolyo gibi. …
Liselerarası, bilgi yarışmaları,
kültür, spor faaliyetleri seminerler,münazaralar, kurslar, derken,zamana göre son derece iyi bir eğitim alıyorduk…
Yapım, tarzım, belkide yetiştirilmem gereği, sorgulayan bir öğrenciydim hep…
Bu halim başıma çok iş açtı..
İlk darbeyi Tarih Hocamız rahmetli,
Enver Behnan Şapolyo’dan aldım…
1071 Malazgirt savaşını anlatıyordu.. Öyle kaptırmıştı ki, Alpaslan ve esiri, Bizans imparatoru, Romen Diyojen arasındaki konuşmayı kelime kelime bize aktarıyordu ki, dayanamayıp hayatımın en ters lafını ediverdim birden.. .
-Hocam sanki oradaymış, yanlarındaymış duymuş, gibi anlatıyorsunuz dedim…
demiş bulundum…
Beni dersten attı ve bir daha da beni dersine almadı…
Okul müdürü ve edebiyatçı Baba Şeref’e durumumu, anlattım.
Güldü ve
-Ayıp etmişsin Koca tarih adamına ve hocaların hocasına karşı bu söylenir mi.? Biraz abartır hocamız, ama iyi bilir, sevdirir tarihi dedi..
ben konuşurum,.. gelecek derse gir..Diyerek odasına gitti. . Barıştık affetti beni, ve bana *Atatürk’ün Ankara’ya gelişi adlı kendi yazdığı kitabı hediye etti. Hala kitaplığımda olan o kitap TRT de, 1980 li yıllarda yapıp yönettiğim, *Tarihten Yapraklar *Adlı Dizi Drama çekimlerinde senaryosunu yazıp çektiğim dramatik belgesel film *Atatürk ‘ün Ankara’ ya gelişi*
adıyla ekranlarda,belki 10 yıl boyunca, 27 Aralıklarda tekrar tekrar yayınlandı…
Bir şeyi, ustasından öğrenmek,
İşini sevmek, ve taviz vermeden, bilgiyi uygulamak, zamanı iyi kullanmak ve *tayming*.
yani *zamanlama* anını iyi kullanmak…
Yaşam boyu uyguladığım ve benim başarılarımın temel taşı olmuştur, ve bu sayede, Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi,
sonra Gazi Üniversitesine aktarıldı, Ekonomi Maliye bölümünü, bitirdim.Bitirdimde, malesef, ne Bankalarda müfettiş, nede maliyeci, muhasebeci oldum…Sanat, kültür, Edebiyat sevgim ağır bastı , yine bir tam zamanında
*zamanlamayı*, yani *taymingi* yerinde ve iyi kullanıp, TRT ci oluverdim… Yaptığım, belgesel dizi drama, kısa film , eğitim, kültür, sanat yapıtlarımla, ülkem halkının gelişimine elinden geldiğince katkıda bulundum, bu gün bana her konuda yardımcı olan, liyakatli ve çok değerli yol göstericilerime sonsuz teşekkür ve minnetlerimi sunuyorum,
Herkesin elbette bir *taymingi* mutlaka vardır,marifet Onu yerinde ve zamanında kullanmaktır…
Hoş kalın, hoşça kalın
sağlıkla kalın…
TAŞKIN’CA – Hüseyin Taşkın
24 Ocak 2021 / ÖZGÜR İFADE

Yazarın Diğer Makalelerine Göz Atmak İster Misiniz!

KAYISI / Hüseyin Taşkın

SÜT TOZU / Hüseyin Taşkın

HİSSE! / Hüseyin Taşkın

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


Tema Tasarım |