BEN EKONOMİSTİM DEMEKLE EKONOMİST OLUNMUYOR…

ÖZEL HABER 13.04.2024 - 20:55, Güncelleme: 14.04.2024 - 13:04 22674+ kez okundu.
 

BEN EKONOMİSTİM DEMEKLE EKONOMİST OLUNMUYOR…

Ülkemizde ekonomik olarak hiç olmadığı kadar kötü günler yaşıyoruz. Ülke olarak adeta bir kısır döngünün içine girdik. Enflasyon, pahalılık, vatandaşa nefes aldırmayan ardarda gelen zamlar… Ve bu kaos ortamında ülkemizi terkeden yabancı yatırımcılar... Domino etkisiyle ülkemizi daha da çıkmaza sokuyor.

Yaşanan ekonomik krizin etkisiyle Türkiye’de yaşamak gittikçe zorlaşıyor. Aslında büyük bir kesim için yaşamak değil de hayatta kalmak desek daha doğru olacak. Vatandaş umutsuz. Esnaf tükendi. Herkes kendince bir müddet nefes alabilmek için de olsa çözümler üretmeye çalışıyor. Araştırmacı Gazeteci, İş İnsanı Erdal Direğin’e sorduk. Nedenleri, çözümleri konuştuk. Türkiye bu krizden nasıl kurtulabilir?   ÖZGÜR İFADE :  Ekonomi son yıllarda giderek kötüye gidiyor. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?   Erdal Direğin ERDAL DİREĞİN : Şöyle başlayalım ; “Nas” faturası en ağır sözlerden biri oldu. Hatta en ağırı denebilir. Nas ne demek? “Allah’ın hükmü, peygamberin buyruğu” demek. Çok pahalı sözlerden biri de, ne oldu dersiniz? “Ben Ekonomistim” . Bir sözü daha aklıma geldi Erdoğan’ın, “Faiz sebep, enflasyon netice” Bu sözler ekonomik olarak çöküşümüzün başlangıcı oldu. Konuya girmeden çok ağır faturaları olan eskilerden bir iki söz daha örnek olsun. Önceki Cumhurbaşkanlarımızdan tonton Turgut Özal’da “Aman canım, anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz” demişti, bir şey daha ekleyivermişti. Memur sürekli zam istiyordu o dönemde, tonton Özal yapıştırmıştı o tarihi sözü “Benim memurum işini bilir”. İşte bu sözler taşları yerinden oynattı. Bu sözleri fırsata çeviren ahlaksızlar, hemen harekete geçtiler. Rüşvet olayları arttı. Hayali ihracat patladı, güzel ülkemi soydular, hortumladılar. Şimdi tekrar bugünlere dönelim. Dünya ekonomi literatüründe görülmemiş bir söz, ekonomiyi batırmaya yetti. “Faiz sebep, enflasyon neticedir” bunu doktrin gibi sunan Erdoğan, faizi baskıladıkça, hem döviz, hem de enflasyon fırladı. Dışa bağımlı ve borçlu olduğumuz için fakirleştikçe fakirleştik. Borç ödemek için dünyadan para aramaya başladık. Bulamadık, bulduysak da yüksek faizli borcun altına girdik. Yetmedi swap anlaşmaları yaptık. Yani geçici olarak TL verdik, karşılığında dolar aldık. Elbette bunlar bedava paralar değil, karşılığı da ağır olacaktı. Merkez Bankasına bakıldığında, yedek akçe dahil paralar harcandı. Ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez’e göre 1 Mart 2024 itibariyle swaplar hariç -47.8 Milyar dolar rezervimiz var. Yani maalesef eksideyiz. ÖZGÜR İFADE: Ekonomiyi ve hatta ülkeyi bir kişi yönetiyor. Bir kişi her alanda kendisini yetkin görebilir mi? ERDAL DİREĞİN :  Aslında “bu kardeşinize verin yetkiyi, faizle nasıl mücadele ediliyor, görün o zaman” dedikten sonra ekonomi geri gitmeye başladı. Politika faizi %19’dan, tedricen %8.5’ a düşürülünce ekonominin freni boşaldı. Fed faiz artışı yaparken bizimkiler faizi aşağı çekti. Küresel ekonomiyi takip etmezseniz, uyum sağlamazsanız sonuç bu oluyor işte. Sokaktaki vatandaş bu durumu tam anlamadı. Faizin düşürülmesi ne anlama geliyordu? Merkez bankaları bu faiz oranını belirleyerek iktisadi faaliyet ve fiyatlar genel seviyesini etkilemeyi amaçlar. Bu nedenle bu faiz oranına politika faiz oranı denilmektedir. Politika faizi, Merkez Bankası ile piyasalar arasındaki faiz anlaşmasıdır. Merkez Bankasından % 9 ile satın alınan para, gariban halka % 25- 30 bandında satıldı. Bankalar inanılmaz kar sağladılar. Hep fakirleşen halk oldu. Bir de enflasyon durdurulamadı. Zaten karşılıksız para basarsanız yokuş aşağı gidersiniz, biz de öyle olduk. ÖZGÜR İFADE : Nas dendi, sonra geri adım atıldı. O gün ile bugün arasında neler oldu. Niçin Nas’tan vazgeçildi? ERDAL DİREĞİN :  Asıl önemlisi, üzerinde durulması gereken konu, Allah’ın buyruğu referans verilerek “Nas var, sana bana ne oluyor” dedikten sonra bu unutuldu ve faizler her ay yukarı doğru seyrediyor. Hani Nas? Olur mu böyle bir şey? Bunu halkımız sorgulamadı, değerlendirmedi, bu çelişkiyi hiç konuşmadı. Oysa bu hükümet dini duyguları hep öne çıkarmıştı. Hatta bazı açık hava toplantılarına Kuran-ı Kerim ile çıkmıştı Erdoğan. Dün Nas vardı, bugün unutuldu. Bugüne kadar herhangi bir öz eleştiri de duymadık. Olan Türk ekonomisine oldu. Biz fakirleştik, enflasyon karşısında inim, inim inliyoruz. Alım gücümüz yerlerde, emekliler bir çay bile içemiyor dışarıda, parklarda boş, boş oturup, için için ağlıyorlar. Ortalama 15 bin TL kiranın olduğu yerde, 10 bin TL emekli maaşı alan emeklilerin geçinme ihtimali var mı? Hatta hayatta kalma ihtimali var mı? Varsa evlatlarından destek ile yaşamaya çalışıyorlar. Asgari ücret alan milyonlarca emekçinin de durumu farklı değil. Evi kira, çocuklar okuyor. Çocuklarının beslenme çantasına kuru ekmek koyan anne babaların sayısı sandığınızdan çok daha fazla. “Çocuklarımıza bir öğün yemek verelim” diyoruz, kampanyalar düzenleniyor. “Olmaz” diyorlar. Her şeye para bulunuyor da, çocukların karnı doyması için mi para bulunamıyor. Bu böyle devam edebilir mi? Sürdürüle bilir mi? Tabii ki hayır. ÖZGÜR İFADE :  Ekonomideki çöküşün yerel seçim sonuçlarına etkisi olduğu kesin, peki bundan sonrası için ne bekliyorsunuz? ERDAL DİREĞİN :  Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sıkı para politikasının uygulanacağını söyledi. Başka da çare görünmüyor. Fakat halk buna dayana bilir mi? Emekli ve dar gelirliye daha ne kadar yüklenilecek. Seçimlerde gördük ki, halk bu durumu onaylamadı. “Kadercilikte bir yere kadar” dedi. Açlık seviyesine gelen milyonlar yerel seçimlerde AKP’ye ikinci kez sarı kart gösterdi. Halkımız uyandı demek için erken, fakat az da olsa bunun işaretleri görüldü. Benim tavsiyem tasarruf tedbirleri en tepeden başlamalı ve halka bu gösterilmeli. Batı ülkelerinde bisikletle, toplu taşıma ile işlerine giden başbakan ve bakanları gördükçe “biz neden böyleyiz” demeden edemiyoruz. Şu makam araçlarını satın, hem devlete irat kaydedilsin, hem de bunlara yapılan masraflardan kurtulalım. Sadece bunlar mı? Yazmama gerek yok, siz, yukarının harcamalarını zaten biliyorsunuz ! ÖZGÜR İFADE : Bugün ekonomi üzerine görüşlerinize başvurduk. Son soru olarak erken bir seçim bekliyor musunuz? ERDAL DİREĞİN : Bu böyle 4 yıl daha sürdürülemez. Ekonominin ana unsurlarından biri de güvendir. Bu da Hukukun üstünlüğü ve adalet ile sağlanır. Bugün yabancı yatırımcının gelmemesinin başlıca sebebi hukuk düzenimizdeki sıkıntılardır. Ülkemiz yatırım yapılacak ülkeler arasında maalesef son sıralarda. Mehmet Şimşek bu durumu değiştirmeye çalışıyor. Fakat bu şartlarda bu kolay değil. Ben seçimlerin en erken 2 yıl sonra yapılacağını düşünüyorum. ÖZGÜR İFADE : Gelecekle ilgili hep kaygılarınızdan söz ettiniz, umudunuz yok mu? ERDAL DİREĞİN : Olmaz mı, var elbette. O zaman Büyük Atatürk’ün bir sözü ile bitirelim. “Umutsuz durumlar yoktur, Umutsuz insanlar vardır” O halde “umutsuz olmaya hakkımız yok” diyelim. Sağlıcakla kalın…  
Ülkemizde ekonomik olarak hiç olmadığı kadar kötü günler yaşıyoruz. Ülke olarak adeta bir kısır döngünün içine girdik. Enflasyon, pahalılık, vatandaşa nefes aldırmayan ardarda gelen zamlar… Ve bu kaos ortamında ülkemizi terkeden yabancı yatırımcılar... Domino etkisiyle ülkemizi daha da çıkmaza sokuyor.

Yaşanan ekonomik krizin etkisiyle Türkiye’de yaşamak gittikçe zorlaşıyor. Aslında büyük bir kesim için yaşamak değil de hayatta kalmak desek daha doğru olacak. Vatandaş umutsuz. Esnaf tükendi. Herkes kendince bir müddet nefes alabilmek için de olsa çözümler üretmeye çalışıyor. Araştırmacı Gazeteci, İş İnsanı Erdal Direğin’e sorduk. Nedenleri, çözümleri konuştuk. Türkiye bu krizden nasıl kurtulabilir?
 

ÖZGÜR İFADE :  Ekonomi son yıllarda giderek kötüye gidiyor. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

 



Erdal Direğin

ERDAL DİREĞİN : Şöyle başlayalım ; “Nas” faturası en ağır sözlerden biri oldu. Hatta en ağırı denebilir. Nas ne demek? “Allah’ın hükmü, peygamberin buyruğu” demek. Çok pahalı sözlerden biri de, ne oldu dersiniz? “Ben Ekonomistim” . Bir sözü daha aklıma geldi Erdoğan’ın, “Faiz sebep, enflasyon netice” Bu sözler ekonomik olarak çöküşümüzün başlangıcı oldu. Konuya girmeden çok ağır faturaları olan eskilerden bir iki söz daha örnek olsun. Önceki Cumhurbaşkanlarımızdan tonton Turgut Özal’da “Aman canım, anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz” demişti, bir şey daha ekleyivermişti. Memur sürekli zam istiyordu o dönemde, tonton Özal yapıştırmıştı o tarihi sözü “Benim memurum işini bilir”. İşte bu sözler taşları yerinden oynattı. Bu sözleri fırsata çeviren ahlaksızlar, hemen harekete geçtiler. Rüşvet olayları arttı. Hayali ihracat patladı, güzel ülkemi soydular, hortumladılar.

Şimdi tekrar bugünlere dönelim. Dünya ekonomi literatüründe görülmemiş bir söz, ekonomiyi batırmaya yetti. “Faiz sebep, enflasyon neticedir” bunu doktrin gibi sunan Erdoğan, faizi baskıladıkça, hem döviz, hem de enflasyon fırladı. Dışa bağımlı ve borçlu olduğumuz için fakirleştikçe fakirleştik. Borç ödemek için dünyadan para aramaya başladık. Bulamadık, bulduysak da yüksek faizli borcun altına girdik. Yetmedi swap anlaşmaları yaptık. Yani geçici olarak TL verdik, karşılığında dolar aldık. Elbette bunlar bedava paralar değil, karşılığı da ağır olacaktı. Merkez Bankasına bakıldığında, yedek akçe dahil paralar harcandı. Ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez’e göre 1 Mart 2024 itibariyle swaplar hariç -47.8 Milyar dolar rezervimiz var. Yani maalesef eksideyiz.

ÖZGÜR İFADE: Ekonomiyi ve hatta ülkeyi bir kişi yönetiyor. Bir kişi her alanda kendisini yetkin görebilir mi?

ERDAL DİREĞİN :  Aslında “bu kardeşinize verin yetkiyi, faizle nasıl mücadele ediliyor, görün o zaman” dedikten sonra ekonomi geri gitmeye başladı. Politika faizi %19’dan, tedricen %8.5’ a düşürülünce ekonominin freni boşaldı. Fed faiz artışı yaparken bizimkiler faizi aşağı çekti. Küresel ekonomiyi takip etmezseniz, uyum sağlamazsanız sonuç bu oluyor işte. Sokaktaki vatandaş bu durumu tam anlamadı. Faizin düşürülmesi ne anlama geliyordu? Merkez bankaları bu faiz oranını belirleyerek iktisadi faaliyet ve fiyatlar genel seviyesini etkilemeyi amaçlar. Bu nedenle bu faiz oranına politika faiz oranı denilmektedir. Politika faizi, Merkez Bankası ile piyasalar arasındaki faiz anlaşmasıdır. Merkez Bankasından % 9 ile satın alınan para, gariban halka % 25- 30 bandında satıldı. Bankalar inanılmaz kar sağladılar. Hep fakirleşen halk oldu. Bir de enflasyon durdurulamadı. Zaten karşılıksız para basarsanız yokuş aşağı gidersiniz, biz de öyle olduk.

ÖZGÜR İFADE : Nas dendi, sonra geri adım atıldı. O gün ile bugün arasında neler oldu. Niçin Nas’tan vazgeçildi?



ERDAL DİREĞİN :  Asıl önemlisi, üzerinde durulması gereken konu, Allah’ın buyruğu referans verilerek “Nas var, sana bana ne oluyor” dedikten sonra bu unutuldu ve faizler her ay yukarı doğru seyrediyor. Hani Nas? Olur mu böyle bir şey? Bunu halkımız sorgulamadı, değerlendirmedi, bu çelişkiyi hiç konuşmadı. Oysa bu hükümet dini duyguları hep öne çıkarmıştı. Hatta bazı açık hava toplantılarına Kuran-ı Kerim ile çıkmıştı Erdoğan. Dün Nas vardı, bugün unutuldu. Bugüne kadar herhangi bir öz eleştiri de duymadık. Olan Türk ekonomisine oldu. Biz fakirleştik, enflasyon karşısında inim, inim inliyoruz. Alım gücümüz yerlerde, emekliler bir çay bile içemiyor dışarıda, parklarda boş, boş oturup, için için ağlıyorlar. Ortalama 15 bin TL kiranın olduğu yerde, 10 bin TL emekli maaşı alan emeklilerin geçinme ihtimali var mı? Hatta hayatta kalma ihtimali var mı? Varsa evlatlarından destek ile yaşamaya çalışıyorlar. Asgari ücret alan milyonlarca emekçinin de durumu farklı değil. Evi kira, çocuklar okuyor. Çocuklarının beslenme çantasına kuru ekmek koyan anne babaların sayısı sandığınızdan çok daha fazla. “Çocuklarımıza bir öğün yemek verelim” diyoruz, kampanyalar düzenleniyor. “Olmaz” diyorlar. Her şeye para bulunuyor da, çocukların karnı doyması için mi para bulunamıyor. Bu böyle devam edebilir mi? Sürdürüle bilir mi? Tabii ki hayır.

ÖZGÜR İFADE :  Ekonomideki çöküşün yerel seçim sonuçlarına etkisi olduğu kesin, peki bundan sonrası için ne bekliyorsunuz?

ERDAL DİREĞİN :  Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sıkı para politikasının uygulanacağını söyledi. Başka da çare görünmüyor. Fakat halk buna dayana bilir mi? Emekli ve dar gelirliye daha ne kadar yüklenilecek. Seçimlerde gördük ki, halk bu durumu onaylamadı. “Kadercilikte bir yere kadar” dedi. Açlık seviyesine gelen milyonlar yerel seçimlerde AKP’ye ikinci kez sarı kart gösterdi. Halkımız uyandı demek için erken, fakat az da olsa bunun işaretleri görüldü. Benim tavsiyem tasarruf tedbirleri en tepeden başlamalı ve halka bu gösterilmeli. Batı ülkelerinde bisikletle, toplu taşıma ile işlerine giden başbakan ve bakanları gördükçe “biz neden böyleyiz” demeden edemiyoruz. Şu makam araçlarını satın, hem devlete irat kaydedilsin, hem de bunlara yapılan masraflardan kurtulalım. Sadece bunlar mı? Yazmama gerek yok, siz, yukarının harcamalarını zaten biliyorsunuz !

ÖZGÜR İFADE : Bugün ekonomi üzerine görüşlerinize başvurduk. Son soru olarak erken bir seçim bekliyor musunuz?

ERDAL DİREĞİN : Bu böyle 4 yıl daha sürdürülemez. Ekonominin ana unsurlarından biri de güvendir. Bu da Hukukun üstünlüğü ve adalet ile sağlanır. Bugün yabancı yatırımcının gelmemesinin başlıca sebebi hukuk düzenimizdeki sıkıntılardır. Ülkemiz yatırım yapılacak ülkeler arasında maalesef son sıralarda. Mehmet Şimşek bu durumu değiştirmeye çalışıyor. Fakat bu şartlarda bu kolay değil. Ben seçimlerin en erken 2 yıl sonra yapılacağını düşünüyorum.

ÖZGÜR İFADE : Gelecekle ilgili hep kaygılarınızdan söz ettiniz, umudunuz yok mu?

ERDAL DİREĞİN : Olmaz mı, var elbette. O zaman Büyük Atatürk’ün bir sözü ile bitirelim. “Umutsuz durumlar yoktur, Umutsuz insanlar vardır”

O halde “umutsuz olmaya hakkımız yok” diyelim.

Sağlıcakla kalın…

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.