Prof.Dr. Tolga Yarman: KILIÇDAROĞLU NE YAPMAK İSTİYOR? NEDEN YAPAMAZ?

ÖZEL HABER 10.04.2024 - 20:05, Güncelleme: 10.04.2024 - 21:03 16324+ kez okundu.
 

Prof.Dr. Tolga Yarman: KILIÇDAROĞLU NE YAPMAK İSTİYOR? NEDEN YAPAMAZ?

Bizim TV Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Şaban Sevinç katıldığı bir programda Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili bir kulis bilgisi paylaşmış ve gündeme bomba gibi düşmüştü. Bu videoyu CHP Kurultay Onur Üyesi Prof.Dr. Tolga Yarman’a ileterek konu ile ilgili düşüncelerini sorduk.

Prof.Dr. Tolga Yarman konu ile ilgili düşüncelerini kaleme alarak bize iletti. Geçmişten bu yana verdiği mücadeleden de bahseden Prof.Dr. Tolga Yarman ‘’geç anlaşıldık olsun, her halükarda anlaşıldık’’ önemli olan bu dedi. Prof.Dr. Tolga Yarman’ın konu ile ilgili yazısı: Önce şunu söyleyeyim: Kemal Kılıçdaroğlu, arkadaşımdır. Şu ki, O’nun genel başkan olarak geliştirdiği tasarruflar karşısında, en köşeli çıkışları yapan her halde Omuzdaşlarımız’la beraber geliştirdiğimiz hareket, olmuştur… Geç anlaşıldık, olsun, her hal-u kârda anlaşıldık… İkinci olarak, şunu dikkate getirmek ihtiyacındayım: Geçen gün Sevgili Gülbin Aybar yana yakıla aradı. Kılçdaroğlu’nun, Değerli Gazeteci Şaban Sevinç’e intikal eden sözlerini işaret etti ve benden o çerçevede bir yazı yazmamı rica etti… Bir süredir doğrusu, akademik çalışmalarımın büyüleyici atmosferinden çıkamamış, yazamamıştım. Fırsat bu, yazıyorum… Sevgili Gülbin Aybar’ın, bana aktardığı süreci, şuradan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=2n4edaZn7PM... Kısacası, 31 Mart Yerel Seçiminde önce, Kılıçdaroğlu: - Seçimi CHP, kaybediyor, sonrasında biz geliyoruz!, diyor… Komik, ama gerçek, sanıyorum… Değerli Gülbin, bana olayı aktarınca, yatılı okul çocuğuyum ya, dayanamadım, latifeyi yapıştırdım: - Kemal’e, Gazeteciler olarak bu durumda, 31 Mart’ta, oyunu kime verdiğini sormanız gerekmez mi?, dedim ) … Kahkahayı patlattık  … Şaka bir tarafa, yukarıda naklettiğim haber içeriği doğru mudur, bilemiyorum… Ancak bildiğim çok şey var ki, 26 Ağustos’ta, Üsküdar CHP İlçe Kongresi’nde özetlediğim şekliyle, burada aktarmak isterim… Yatık yazıyla aşağıya alıyorum, işaret ettiğim kongrede dediklerimi… Geldiğimiz noktada, üç yıl önce, 2020 Kurultayımız sürecinde işaret ettiğim gibi, iktidar bilhassa, ABD Temsilciler Meclisi’nin, 10 Ekim 2019’da aldığı malvarlığı soruşturması kararı dolayısıyla, tehdit altındadır. Bizse, buna dış baskıyla ve f’akat bilerek çanak tutuyoruz. Sebebine geleceğim… Dün “Google’da konuya dönük olarak tekraren yaptığım araştırmada afallayarak gördüm ki, dikkate getirdiğim soruşturmayla ilgili hemen tüm bağlantılar (linkler) iptal edilmiş, ya da erişim dışı bırakılmış… Bu, ABD Yönetimi ve iktidar arasında, yeni bir “söz birliğine” varıldığını gösteriyor ki, çok ürperdim… Esasen, ABD Yönetimi’nin bizden isteyip de, bizim yapmaktan uzak durabileceğimiz hiçbir yaptırım olmadığını düşünüyorum… Buna karşılık Y-CHP; söylerken içim acıyor, “emperyal bir projedir”, yani Ora’nın projesidir ve bu olguyu da, üç yıl önceki Kurultay sürecimizde, telaffuz ettiğim hatrınızda olacaktır… Niye diyorum, pekiyi, dediğimi? Y-CHP neden emperyal bir projedir? o CB’nın diplomasızlığın üstüne, 2014’te de, 2018’de de, en son 2023’te de katiyen, gitmemiştir, Y-CHP!.. Bundan, Y-CHP Yönetimi olduğu kadar, maatessüf bütün ilgili milletvekili, giderek parti meclisi heyetlerimiz sorumludur ve günü gelince yargılanacaklardır!.. Bu konuda mecburen ve omuzdaşlarım adına, Yüksek Seçim Kurulu’na 25 Temmuz 2022 tarihli bir dilekçe yolladım. İlçemiz Yönetimi’nin bilgisi tahtındaki, bu dilekçeyi, bütün milletvekillerimize, bütün, eski yeni, parti meclisi üyelerimize yolladık. Vallahi, tık yok… Dilekçeyi arşiv bilgisi olarak, birazdan Divan Başkanlığımıza sunacağım. o Y-CHP Yönetimi; 2017’de Rejim değiştirilirken, o da seçim esnasında, sahte oy pusulalarının geçerli olarak kabul edilmesine ilişkin YSK kararına, gerekli tepkiyi, katiyen vermemiştir… Hatta susmuştur, ya hu!.. Yani 2017’de; “bunun sonrasında Parlamenter Sistem’e tekrar dönüş” sloganları yükseltmiş olsa da, rejim değişikliğinde, yani “tek adam rejimine geçişte”, iktidar kadar bizim de vebalimiz, büyüktür… Şu ki, bu bir emperyal projedir ve emperyal bir proje olan Y-CHP Yönetimi’nin yaşadığımız türden, bir “seçim ahlaksızlığına”, ses çıkartması, maateessüf beklenemez. o Y-CHP Yönetimi, 24 Temmuz 1923 Lozan Anlaşması’nın, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu’nun Lozan’da, taraflarca kabulünün, yıldönümlerini hiç hatırlamamaktadır, bile… O kadar böyledir ki, üç yıl önce, Ayasofya tam da 24 Temmuz’da açılırken ve Kılıç Kuşanmış Diyanet İşleri Başkanı, Mimber’den Atatürk’e söverken, hatta içimizden kimileri, takke, seccade ve Covit maskelerini kapıp, hâzır olan imamın arkasında Cuma namazına dururken – artık, “Allah kabul etsin!” diyemeyeceğim - CHP Yönetimi, çıtını çıkartmamıştır… Yazıklar olsun!.. o Bütün bunlar; üç yıl önceki Kurultayımızda, dikkate taşıdıklarım… o Atatürk’e sövülmesine seyirci kalmak demek, Cumhuriyet’in dinamitlenmesine seyirci kalmak demektir ki, bugün CHP Yönetimi’nin, Atatürk’le ve Cumhuriyet’le sorunları olduğunu, ifşa etmektedir… O zaman ne işi var, “şu resmin”, “şu altı okun”, burada Allaşkına!.. CHP Yönetimi, “samimi CHP Seçmeni” nezdinde, adım gibi eminim ki, “Atatürk Takiyyesi” yapmaktadır. Bunu şimdi söylüyor değilim… Basında yer aldı, bu sözüm… Bunları söylerken, Ankara Hükûmetlerinin, yuvarlak yarım asırdır, özellikle Doğumuzda ve Güneydoğumuzda sergilediği, idraksizliği, vebali, 1991 ve 1993 Kurultaylarımızda, çok ağır şekilde eleştirdiğimi, dikkatinize sunmak isterim… o Devam ediyorum… Bugünkü CHP Yönetimi bölgemizde ve yurdumuzda at koşturan, okyanusaşırı odağın projelerinin hepsine, sadakatle sahip çıkmıştır!.. Yukarıda saydıklarım, bir defa bu dediğimin, kanıtıdır. Y-CHP Yönetimi, iktidara payanda kılınmış, görevini yapmıştır. Neden mi? Anlatacağım… o Y-CHP Yönetimi, 14 Mayıs 2023 Seçiminde, Erdoğan’ın üçüncü defa CB seçilemeyeceğinin, üstüne, gitmemiştir. Dedim ya, “diplomasızlığının” üstüne gitmemiştir, ya hu!.. o Seçimin tarihinin anayasal ihlal teşkil ettiğinin, üstüne de, gitmemiştir. o “Seçim sırasında iktidar imkanlarının kullanılabileceğine” dair, açıkça “anayasaya aykırı”, kanunu, Anayasa Mahkemesi’ne, götürmemiştir. o O zaman Allaşkına, ne yakınıyorsunuz: O’nu, CB yapan sizsiniz!.. o Y-CHP, Suriyeliler konusunda, son seçimde, ikinci turun başına kadar gıkını çıkartmamıştır. Tersine “asimilasyon” yani, “Onlar’ı, nasıl olacaksa, bünyemize uyarlama” projeleri yapmıştır… Neden mi? Hayatı hepimize zindan eden bu proje de, Ora’nın projesidir de, ondan… Bu projeye oysa, hepimiz gibi, bilhassa yoğun işgale uğrayan, Doğumuz, Güney Doğumuz çok karşıdır… o Bir milyon Amerikan askeri Afgan, sınırlarımızdan ellerini kollarını sallaya sallaya, geçip yurdumuza girerken, bir soruşturma önergesi vermemiştir, Y-CHP Meclis’te... Acı, ama böyle… Bu konuda, İlçe Yönetimimizin bilgisi tahtında olup, basında yer alan “çığlık” niteliğindeki bir yazımı, birazdan Divan’a sunacağım. o Nerede bir Amerikan Projesi varsa, bugünkü CHP Yönetimi ya sesini çıkartmamış, ya da açıkça o projenin arkasında durmuştur. o Buna, Rusya’ya karşı, Ukrayna’nın yanında ve açıkça yer alması, dahildir… Y-CHP Yönetimi, Ukrayna ve Rusya arasındaki krizde, numaracıktan olsun, iktidar kadar, tarafsız durmayı başaramamıştır. o Rusya – Ukrayna krizi, gerçekte, Rusya’nın Avrupa’ya doğal gaz pazarlamasının önüne, “Okyanus aşırı odağın” yatması ve Pazar ihtiyacını tam karşılayabilemeyecek olmasına rağmen, Avrupa’ya, “Rusya’yı pazardan kovun, gerekli enerjiyi size ben sağlayacağım”, demesinden başka bir şey değildir. Ancak bu kadarını dahi Y-CHP Yönetimi’nde, anlayan, çıkmamıştır. Buradan bakınca, derinde ne görüyoruz: “Serbest piyasa ekonomisi, bir palavradır!.. Egemen olan, piyasaya kimin gireceğine kimin girmeyeceğine, kimin neyi kaçtan satacağına müdahalede bulunabilmektedir!” o Y-CHP Yönetimi, 8 Haziran 2016’da, milletvekillerinin dokunulmazlıkların kaldırılmasına çanak tutmuştur; sonrasında bir milletvekilimiz tutuklanınca, “Hak, Hukuk, Adalet” diye yürümüşüzdür. Hepimiz bu “ayağı” yemişizdir. Oysa, akılsız başın cezasını ayaklar çekmiştir. Bakın, dokunulmazlığı kaldırılan, tek bir iktidar milletvekili yoktur. Selahattin Demirtaş, tam da Y-CHP Yönetimi’nin iktidara dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda, yardaklık etmesiyle beraber tutuklanmıştır. o Y-CHP Yönetimi, 13 Mayıs 2020 Cumhuriyet Gazetesi haberi itibariyle, Adalarımız, Yunanistan tarafından işgal edilirken, milletvekillerine, “Soruşturma önergesi vermeyeceksiniz”, diye talimat yollamıştır. o Y-CHP Yönetimi, 2015 öncesi, laikliğin yoğunlamasına katledildiği evrelerde, milletvekillerine, “laiklik vurgusu yapmayacaksınız”, diye talimat yollamıştır. o Nerede bir okyanus aşırı proje varsa, Y-CHP Yönetimi orada hazır ve nazırdır. o 17 Ağustos 2023’te İlçe Binamızda anlattım… Devasa Şemsiye Proje’nin adı şudur: Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) (İrak’ın İşgali / 2003), Yeni Osmanlıcılık (Ayasofya Camii’nin müze olmaktan çıkartılıp, bütünüyle ibadete açılması / 2020), Ilımlı İslam (Yatkalktan ibaret, hakkaniyetsizliğe, adaletsizliğe karşı, has, kadim, baş kaldırı doğasından uzaklaştırılmış, şekle icbar olunmuş ve İran’la yani Şii İslam Dünyası ile, “şekilde” karşıtlaştırılmak istenen, asıl, “İran’a karşı Saddamlaştırılmak istenen”, betahsis kurgulanmış, sözde, bir inanç sistemi … Devam ediyorum… 2011 Arap Baharı, aynı bağlamda, Bölge’de Mezhep Savaşları… Türkiye’nin, Nusayri, yani Alevî Şam’a, azmettirilmesi… Baş aktör, İktidar… Proje destekçisi Y-CHP Yönetimi. Arada, cılız sesler çıkartmadık değil… Ancak meselenin özünü toplumun önüne katiyen koymadık!.. Koyamadık!.. o Bakın, o kadar böyle ki, bu Devasa Proje için, Silahlı Kuvvetler’in edilginleşirilmesi gerekince, sahte deliller üretilmiştir. Ordumuz biçilmiştir… O zaman bizden, “Silivri’den ne kadar uzak durursak, o kadar demoktratikleşiriz”, diyen, “süzme gabiler” çıkmıştır, ortaya… Şimdi söylemiyorum, 2016 İl Kongremizde söyledim… o Türk Silahlı Kuvvetleri, asrın görmediği bir iftiraya tâbi tutulurken, Y-CHP Yönetimi suspustur. o Ergenekon ve Balyoz davalarının birer “tezgah”, delillerin ise “çakma” olduğunun ortayçıkmasına teknik birikimlerimizle omuz vermenin kıvancını taşıyorum… Nedir ki, ondan sonra, söz konusu delil üretim merkezlerinin, giderek bu merkezlerde çalışan sahte delil üreten ajanların maskelerinin düşürülmesine dönük, bir soruşturma önergesi vermez mi, insan!.. Biz vermedik… İktidarın bunda vebali yok mudur? Elbette çok vardır. Ya bizim? Bizim de çok vebalimiz var! o 15 milletvekili ikram ettiğimiz partinin, Telekom’u Ziraat Bankası’ndan verilen, sonrasında ise geri dönmeyen krediyle satan genel başkanı var ya, altılı masanın göbeğinde, Balyoz ve Ergenekon Davalarına dönük olarak, şunu söyleyivermişir: “Bu davalara FETÖ’cü hakimler ve savcılar karıştı demek, davaların içi boştur demek, değildir, davalar tekrar görülmelidir”. Böylesi bir beyan, çok hukuksuzdur, çok yadırgatıcıdır, en başta da sürecin nkurgusu itibariyle çakma delillere mıhlandığı, şeksiz şüphesiz ortaya çıkmış olup; demek ki, çok hakkaniyetsiz bir savla, gündeme getirilmiştir… Bunun üzerine, Cumhuriyet Gazetesi’nde 12 Nisan 2022’de, Omuzdaşlarım adına bir yazı yazdım ve şu meymenetsiz sözlere çıt çıkartmayan Y-CHP Yönetimi’ni ve altılı masanın öteki rükünlerini, kıyasıya eleştirdim… Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, sağ olsun, bana 13 Nisan 2022 tarihli bir mektup yolladı ve haklı olduğumu, sorunun, “iktidarımızda” çözüleceğini haber etti. Şu ki, tuhaftı, bu yaklaşım… Bir defa, neden Gazetede dediklerimi Y-CHP Yönetimi söylemekten kaçınıyordu? Ayrıca bırakın iktidar olamadığımızı bir yana, şu münasebetsiz lafları eden genel başkanın partisine, hediyesi 15 milletvekili, ikram ettik… Neden? Çünkü o da bir okyanus aşırı projeydi… Yok efendim, demokrasi adına öyle yapmışmışız!.. Neden, öyle ise, Memleket Partisi’ne gidenleri eteklerine kuka takıp yolladıktan sonra, onların kapısına gidip, sıkılmadan, “Halil İbrahim Soframızı genişletmeye geldik”, dedik, ama, altılınının yanından hiç geçirmedik, bile onları? Hadi Canım sen de… o Genel Başkan’a bunun üzerine genişçe bir mektup yazdım… Tarih, 8 Mayıs 2022. Özeti şu, mektubun… 17 Ağustos’ta İlçe Binamızda yaptığım konuşmada anlattım… “Kemalcim, CB’na adaylığın gündemde. Buna, seni, içeride ve dışarıda teşvik eden, odaklar var. Çoğu, bir defa, benim gördüğüm, gayrı samimi... Aday olursan, keşke yanılsam, katiyen şeçilemeyeceksin... Hile hurda diz boyu olacak... Sığınmacılara oy kullandırılacak... Bütün bunları dahi geçiyorum. Türkiye, adım gibi eminim, dış odaklı stratejilerde mezhebî bir yırtılmaya sürüklenmek ve İran’a karşı Saddamlaştırılmak isteniyor... Yıllardır yazıyor, söylüyorum... Bize, TÜMÖD’e, 2 Ağustos 2011’deki ziyaretin sırasında yaptığım sunumda dilim döndüğünce, sana ayrıca, anlatmıştım...  Senin aday olacağın, CB seçiminden - çok hakkaniyetsiz ancak öyle işte - kim çıkarsa çıksın, Türkiye, tam da şer biçimde tasarlandığı şekliyle, mezhebî bir yırtılmayla çıkar... Maksat, ağızdan yel alsın, hasıl olur.”  o Bu sözlerime cevabı, Genel Başkan’ın bir gazetecimize söylediklerinden öğreniyorum… “Adaylığım, benim dahi elimde değil!..” Pekiyi kimin elindeydi, Kemalcim? Söyleyeyim: Ora’nın!.. Altılı masanın mütabakat metninde, “1921 anayasasına” vurgu var… Bu vurgu, üstelik iktidarın aynı anayasaya vurgusuyla örtüşüyor… Vallahi pes… Böylesi bir fecaate, “Kurtuluşa yandaş, Kuruluşa muhalif” yakıştırması dahi, çok hafif kalıyor!.. o Mutabakat metninde “terör” yok. o Atatürk yok. o Anayasanın ilk dört maddesine kasıt var. o Mezhepsel ve (Lazika / Lazistan, demek ki, dahil olarak) etnik kimliklere “tam serbestiyet” anlayışı var. o Zafer Partisi ile yapılan mutabakat, tüyler ürpertici: ZP CHP’ye, “kurucu parti olduğunu” hatırlatıyor. 1924’ten geri düşemeyeceğini ihtar ediyor. o Kimin ne haddine Allaşkına; filmi; 1961 Anayasası’nı geçiyorum; 1924 Anayasası’nın da gerisine, Cumhuriyet’in ilanının,1923’ün de gerisine, 24 Temmuz 1923 Lozan’ın da gerisine, 29 Ağustos 1922, Büyük Taarruzun da gerisine, Ağustos – Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesinin de gerisine, 20 Ocak 1921’e kadar sarmak, ya hu? Kimsin sen ya?.. Sen mi döktün Yunan'ı denize, sen mi karış karış geri aldın yedi düvelden yurdu?.. Atatürk, giderek İsmet Paşa, ya da Bülent Ecevit, ya da Erdal İnönü, ya da Süleyman Demirel, orada olsa, bu yaptığınızın kırıntısına göz yumar mıydı? o Dedim ya, iktidar şantaj altındadır, muhalefetse içim parçalanıyor söylerken, dış talimatla çanak tutuyor, olup bitene... o Asıl soru şu: Y-CHP, başta da, Sevgili Kemal Kılıçdaroğlu, böylesi bir sürece neden boyun eğiyor? Bir defa şunu söyleyeyim, Kemal Kılıçdaroğlu ya da bir başka arkadaşımız, hangi acıyı, bizzat ya da anılarında yaşamışsa, o bizim de acımızdır. Fakat Hazreti Ali’nin Çocuklarının evlerinde, Hazreti Ali’nin ve Atatürk’ün resimleri yan yana yer alır… Onlar eksiksiz, Cumhuriyet’in ve laikliğin, yani akliliğin, yani akılcılığın, bekçileridirler… Atatürk’ün yoldaşları, omuzdaşlarıdırlar… Ama şimdilerde ne oluyor biliyor musunuz: Onlar’in baş uçlarında baş tacı ettikleri iki resimden biri olan Gazi’nin resmine kasdediliyor… O resimle ilgili, kuşkularla, dolduruluyor beyinleri… Sağcının Amerikancısı vardı. Dincinin vardı. Türkçü’nün vardı. Kürtçü’nün, Allah biliyor, var… Şimdilerde, tam da 2016 İl Kongremizde söylediğim şekliyle, Ali’nin Çocuklarından, Ora’dan, kerteriz tutanları peydahlamak istiyorlar… Peydahladılar, hatta çoktan… Niçin mi? Türkiye’yi atomlarına ayırmak, tozlaştırmak, yok etmek için… Bunda Ankara’nın elbette çok kusuru oldu… Ancak kültür zenginliklerimizle başbaşa, bir arada, omuz omuza, göz göze, diz dize yaşamak yerine, birbirine maazallah düşmanlaştırılmış eyaletlere bölünecek bir Türkiye, sonumuz olur… Buna alet ediyorlar bizi… Batılılar bunu, bizim için, istemiyorlar ki!.. Bölge’yi petrol itibariyle sağmak için istiyorlar… Ülkemizde, ne güzel, 39 dil konuşuluyor… 39’a mı bölünmeliyiz yani, şimdi, yurdumuzu… ** Bunları demişim, Omuzdaşlarım adına, 26 Ağustos CHP Üsküdar İlçe Kongremiz’de… Başka kimse de dememiş!.. Arkadaşlığımız bâkidir, ancak, Kılıçdaroğlu ve ekibi, üstüne üstlük, CHP ile yakundan uzaktan alakası olmadığı halde önümüze yatırdıklarıyla, bugün CHP Yönetimi’ne dönecek olsalar, yine karşılarına, dikiliriz. Dönemezler!.. Bir tek şey cevapsız kalıyor: - Kemal’i böylesi ucubeler yumağına kıskıvrak çeken etken nedir, acaba, öyle değil mi? Biliyorum, ama tadınızı daha fazla kaçırmamak için daha fazlasını söylemeyeceğim… ** Omuzdaşlarımızla birlikte olarak, Anadolu konuşmalarımıza, 27 Nisan’da Kastamonu ADD’nin davetine icabet ederek, devam ediyoruz… Yukarıda anlattığım denklemleri, enine boyuna konuşacağız yine, ortaya çıkan yeni yapısal özelliklerle beraber… Hepinizi bekleriz… Dev bir yürek, dev bir erek olalım, gücümüz yettiğince… Fırsat bu fırsat, CHP Yönetimi’ni, yerelde kıyamet kadar kuşatmayı aşıp, belediyen başkanlıklarını bihakkin kazanan, Sevgili Belediye Başkanlarımızı, bütün belediye başkanlarını, gönül dolusu sevgiyle, takdirle tebrik ediyorum… Türkiye, şükür rahatladı… Aynı bağlamda, bölgemiz de… AKP seçmeni dahi rahatladı, ya hu!.. Halk, ülkemiz ve bölgemiz üzerinde at koşturmak isteye şer güçlere de müthiş bir şamar attı… Kocaman Kocaman Bravo, Sana, Türkiye!.. Nice sağlıklı, huzur dolu, mutlu bayramlara Arkadaşlarım… Özlemle…
Bizim TV Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Şaban Sevinç katıldığı bir programda Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili bir kulis bilgisi paylaşmış ve gündeme bomba gibi düşmüştü. Bu videoyu CHP Kurultay Onur Üyesi Prof.Dr. Tolga Yarman’a ileterek konu ile ilgili düşüncelerini sorduk.

Prof.Dr. Tolga Yarman konu ile ilgili düşüncelerini kaleme alarak bize iletti. Geçmişten bu yana verdiği mücadeleden de bahseden Prof.Dr. Tolga Yarman ‘’geç anlaşıldık olsun, her halükarda anlaşıldık’’ önemli olan bu dedi.

Prof.Dr. Tolga Yarman’ın konu ile ilgili yazısı:

Önce şunu söyleyeyim: Kemal Kılıçdaroğlu, arkadaşımdır. Şu ki, O’nun genel başkan olarak geliştirdiği tasarruflar karşısında, en köşeli çıkışları yapan her halde Omuzdaşlarımız’la beraber geliştirdiğimiz hareket, olmuştur… Geç anlaşıldık, olsun, her hal-u kârda anlaşıldık…

İkinci olarak, şunu dikkate getirmek ihtiyacındayım: Geçen gün Sevgili Gülbin Aybar yana yakıla aradı. Kılçdaroğlu’nun, Değerli Gazeteci Şaban Sevinç’e intikal eden sözlerini işaret etti ve benden o çerçevede bir yazı yazmamı rica etti…

Bir süredir doğrusu, akademik çalışmalarımın büyüleyici atmosferinden çıkamamış, yazamamıştım. Fırsat bu, yazıyorum…

Sevgili Gülbin Aybar’ın, bana aktardığı süreci, şuradan izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=2n4edaZn7PM...

Kısacası, 31 Mart Yerel Seçiminde önce, Kılıçdaroğlu: - Seçimi CHP, kaybediyor, sonrasında biz geliyoruz!, diyor…

Komik, ama gerçek, sanıyorum…

Değerli Gülbin, bana olayı aktarınca, yatılı okul çocuğuyum ya, dayanamadım, latifeyi yapıştırdım:

- Kemal’e, Gazeteciler olarak bu durumda, 31 Mart’ta, oyunu kime verdiğini sormanız

gerekmez mi?, dedim ) …

Kahkahayı patlattık  …

Şaka bir tarafa, yukarıda naklettiğim haber içeriği doğru mudur, bilemiyorum…

Ancak bildiğim çok şey var ki, 26 Ağustos’ta, Üsküdar CHP İlçe Kongresi’nde özetlediğim şekliyle, burada aktarmak isterim… Yatık yazıyla aşağıya alıyorum, işaret ettiğim kongrede dediklerimi…

Geldiğimiz noktada, üç yıl önce, 2020 Kurultayımız sürecinde işaret ettiğim gibi, iktidar bilhassa, ABD Temsilciler Meclisi’nin, 10 Ekim 2019’da aldığı malvarlığı soruşturması kararı dolayısıyla, tehdit altındadır. Bizse, buna dış baskıyla ve f’akat bilerek çanak tutuyoruz.

Sebebine geleceğim… Dün “Google’da konuya dönük olarak tekraren yaptığım araştırmada afallayarak gördüm ki, dikkate getirdiğim soruşturmayla ilgili hemen tüm bağlantılar (linkler) iptal edilmiş, ya da erişim dışı bırakılmış…

Bu, ABD Yönetimi ve iktidar arasında, yeni bir “söz birliğine” varıldığını gösteriyor ki, çok ürperdim…

Esasen, ABD Yönetimi’nin bizden isteyip de, bizim yapmaktan uzak durabileceğimiz hiçbir yaptırım olmadığını düşünüyorum…

Buna karşılık Y-CHP; söylerken içim acıyor, “emperyal bir projedir”, yani Ora’nın projesidir ve bu olguyu da, üç yıl önceki Kurultay sürecimizde, telaffuz ettiğim hatrınızda olacaktır…

Niye diyorum, pekiyi, dediğimi? Y-CHP neden emperyal bir projedir?

o CB’nın diplomasızlığın üstüne, 2014’te de, 2018’de de, en son 2023’te de katiyen, gitmemiştir, Y-CHP!.. Bundan, Y-CHP Yönetimi olduğu kadar, maatessüf bütün ilgili milletvekili, giderek parti meclisi heyetlerimiz sorumludur ve günü gelince yargılanacaklardır!.. Bu konuda mecburen ve omuzdaşlarım adına, Yüksek Seçim Kurulu’na 25 Temmuz 2022 tarihli bir dilekçe yolladım. İlçemiz Yönetimi’nin bilgisi tahtındaki, bu dilekçeyi, bütün milletvekillerimize, bütün, eski yeni, parti meclisi üyelerimize yolladık. Vallahi, tık yok… Dilekçeyi arşiv bilgisi olarak, birazdan Divan Başkanlığımıza sunacağım.

o Y-CHP Yönetimi; 2017’de Rejim değiştirilirken, o da seçim esnasında, sahte oy pusulalarının geçerli olarak kabul edilmesine ilişkin YSK kararına, gerekli tepkiyi, katiyen vermemiştir… Hatta susmuştur, ya hu!.. Yani 2017’de; “bunun sonrasında Parlamenter Sistem’e tekrar dönüş” sloganları yükseltmiş olsa da, rejim değişikliğinde, yani “tek adam rejimine geçişte”, iktidar kadar bizim de vebalimiz, büyüktür… Şu ki, bu bir emperyal projedir ve emperyal bir proje olan Y-CHP Yönetimi’nin yaşadığımız türden, bir “seçim ahlaksızlığına”, ses çıkartması, maateessüf beklenemez.

o Y-CHP Yönetimi, 24 Temmuz 1923 Lozan Anlaşması’nın, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu’nun Lozan’da, taraflarca kabulünün, yıldönümlerini hiç hatırlamamaktadır, bile… O kadar böyledir ki, üç yıl önce, Ayasofya tam da 24 Temmuz’da açılırken ve Kılıç Kuşanmış Diyanet İşleri Başkanı, Mimber’den Atatürk’e söverken, hatta içimizden kimileri, takke, seccade ve Covit maskelerini kapıp, hâzır olan imamın arkasında Cuma namazına dururken – artık, “Allah kabul etsin!” diyemeyeceğim - CHP Yönetimi, çıtını çıkartmamıştır… Yazıklar olsun!..

o Bütün bunlar; üç yıl önceki Kurultayımızda, dikkate taşıdıklarım… o Atatürk’e sövülmesine seyirci kalmak demek, Cumhuriyet’in dinamitlenmesine seyirci kalmak demektir ki, bugün CHP Yönetimi’nin, Atatürk’le ve Cumhuriyet’le sorunları olduğunu, ifşa etmektedir… O zaman ne işi var, “şu resmin”, “şu altı okun”, burada Allaşkına!.. CHP Yönetimi, “samimi CHP Seçmeni” nezdinde, adım gibi eminim ki, “Atatürk Takiyyesi” yapmaktadır. Bunu şimdi söylüyor değilim… Basında yer aldı, bu sözüm… Bunları söylerken, Ankara Hükûmetlerinin, yuvarlak yarım asırdır, özellikle Doğumuzda ve Güneydoğumuzda sergilediği, idraksizliği, vebali, 1991 ve 1993

Kurultaylarımızda, çok ağır şekilde eleştirdiğimi, dikkatinize sunmak isterim…

o Devam ediyorum… Bugünkü CHP Yönetimi bölgemizde ve yurdumuzda at koşturan, okyanusaşırı odağın projelerinin hepsine, sadakatle sahip çıkmıştır!.. Yukarıda saydıklarım, bir defa bu dediğimin, kanıtıdır. Y-CHP Yönetimi, iktidara payanda kılınmış, görevini yapmıştır. Neden mi? Anlatacağım…

o Y-CHP Yönetimi, 14 Mayıs 2023 Seçiminde, Erdoğan’ın üçüncü defa CB seçilemeyeceğinin, üstüne, gitmemiştir. Dedim ya, “diplomasızlığının” üstüne gitmemiştir, ya hu!..

o Seçimin tarihinin anayasal ihlal teşkil ettiğinin, üstüne de, gitmemiştir.

o “Seçim sırasında iktidar imkanlarının kullanılabileceğine” dair, açıkça “anayasaya aykırı”, kanunu, Anayasa Mahkemesi’ne, götürmemiştir.

o O zaman Allaşkına, ne yakınıyorsunuz: O’nu, CB yapan sizsiniz!..

o Y-CHP, Suriyeliler konusunda, son seçimde, ikinci turun başına kadar gıkını çıkartmamıştır. Tersine “asimilasyon” yani, “Onlar’ı, nasıl olacaksa, bünyemize uyarlama” projeleri yapmıştır… Neden mi? Hayatı hepimize zindan eden bu proje de, Ora’nın projesidir de, ondan… Bu projeye oysa, hepimiz gibi, bilhassa yoğun işgale uğrayan, Doğumuz, Güney Doğumuz çok karşıdır…

o Bir milyon Amerikan askeri Afgan, sınırlarımızdan ellerini kollarını sallaya sallaya, geçip yurdumuza girerken, bir soruşturma önergesi vermemiştir, Y-CHP Meclis’te... Acı, ama böyle… Bu konuda, İlçe Yönetimimizin bilgisi tahtında olup, basında yer alan “çığlık” niteliğindeki bir yazımı, birazdan Divan’a sunacağım.

o Nerede bir Amerikan Projesi varsa, bugünkü CHP Yönetimi ya sesini çıkartmamış, ya da açıkça o projenin arkasında durmuştur.

o Buna, Rusya’ya karşı, Ukrayna’nın yanında ve açıkça yer alması, dahildir… Y-CHP Yönetimi, Ukrayna ve Rusya arasındaki krizde, numaracıktan olsun, iktidar kadar, tarafsız durmayı başaramamıştır.

o Rusya – Ukrayna krizi, gerçekte, Rusya’nın Avrupa’ya doğal gaz pazarlamasının önüne, “Okyanus aşırı odağın” yatması ve Pazar ihtiyacını tam karşılayabilemeyecek olmasına rağmen, Avrupa’ya, “Rusya’yı pazardan kovun, gerekli enerjiyi size ben sağlayacağım”, demesinden başka bir şey değildir. Ancak bu kadarını dahi Y-CHP Yönetimi’nde, anlayan, çıkmamıştır. Buradan bakınca, derinde ne görüyoruz: “Serbest piyasa ekonomisi, bir palavradır!.. Egemen olan, piyasaya kimin gireceğine kimin girmeyeceğine, kimin neyi kaçtan satacağına müdahalede bulunabilmektedir!”

o Y-CHP Yönetimi, 8 Haziran 2016’da, milletvekillerinin dokunulmazlıkların kaldırılmasına çanak tutmuştur; sonrasında bir milletvekilimiz tutuklanınca, “Hak, Hukuk, Adalet” diye yürümüşüzdür. Hepimiz bu “ayağı” yemişizdir. Oysa, akılsız başın cezasını ayaklar çekmiştir. Bakın, dokunulmazlığı kaldırılan, tek bir iktidar milletvekili yoktur. Selahattin Demirtaş, tam da Y-CHP Yönetimi’nin iktidara dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda, yardaklık etmesiyle beraber tutuklanmıştır.

o Y-CHP Yönetimi, 13 Mayıs 2020 Cumhuriyet Gazetesi haberi itibariyle, Adalarımız, Yunanistan tarafından işgal edilirken, milletvekillerine, “Soruşturma önergesi vermeyeceksiniz”, diye talimat yollamıştır.

o Y-CHP Yönetimi, 2015 öncesi, laikliğin yoğunlamasına katledildiği evrelerde, milletvekillerine, “laiklik vurgusu yapmayacaksınız”, diye talimat yollamıştır.

o Nerede bir okyanus aşırı proje varsa, Y-CHP Yönetimi orada hazır ve nazırdır.

o 17 Ağustos 2023’te İlçe Binamızda anlattım… Devasa Şemsiye Proje’nin adı şudur: Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) (İrak’ın İşgali / 2003), Yeni Osmanlıcılık (Ayasofya Camii’nin müze olmaktan çıkartılıp, bütünüyle ibadete açılması / 2020), Ilımlı İslam (Yatkalktan ibaret, hakkaniyetsizliğe, adaletsizliğe karşı, has, kadim, baş kaldırı doğasından uzaklaştırılmış, şekle icbar olunmuş ve İran’la yani Şii İslam Dünyası ile, “şekilde” karşıtlaştırılmak istenen, asıl, “İran’a karşı Saddamlaştırılmak istenen”, betahsis kurgulanmış, sözde, bir inanç sistemi … Devam ediyorum… 2011 Arap Baharı, aynı bağlamda, Bölge’de Mezhep Savaşları… Türkiye’nin, Nusayri, yani Alevî Şam’a, azmettirilmesi… Baş aktör, İktidar… Proje destekçisi Y-CHP Yönetimi. Arada, cılız sesler çıkartmadık değil… Ancak meselenin özünü toplumun önüne katiyen koymadık!.. Koyamadık!..

o Bakın, o kadar böyle ki, bu Devasa Proje için, Silahlı Kuvvetler’in edilginleşirilmesi gerekince, sahte deliller üretilmiştir. Ordumuz biçilmiştir… O zaman bizden, “Silivri’den ne kadar uzak durursak, o kadar demoktratikleşiriz”, diyen, “süzme gabiler” çıkmıştır, ortaya… Şimdi söylemiyorum, 2016 İl Kongremizde söyledim…

o Türk Silahlı Kuvvetleri, asrın görmediği bir iftiraya tâbi tutulurken, Y-CHP Yönetimi suspustur.

o Ergenekon ve Balyoz davalarının birer “tezgah”, delillerin ise “çakma” olduğunun ortayçıkmasına teknik birikimlerimizle omuz vermenin kıvancını taşıyorum… Nedir ki, ondan sonra, söz konusu delil üretim merkezlerinin, giderek bu merkezlerde çalışan sahte delil üreten ajanların maskelerinin düşürülmesine dönük, bir soruşturma önergesi vermez mi, insan!.. Biz vermedik… İktidarın bunda vebali yok mudur? Elbette çok vardır. Ya bizim? Bizim de çok vebalimiz var!

o 15 milletvekili ikram ettiğimiz partinin, Telekom’u Ziraat Bankası’ndan verilen, sonrasında ise geri dönmeyen krediyle satan genel başkanı var ya, altılı masanın göbeğinde, Balyoz ve Ergenekon Davalarına dönük olarak, şunu söyleyivermişir: “Bu davalara FETÖ’cü hakimler ve savcılar karıştı demek, davaların içi boştur demek, değildir, davalar tekrar görülmelidir”. Böylesi bir beyan, çok hukuksuzdur, çok yadırgatıcıdır, en başta da sürecin nkurgusu itibariyle çakma delillere mıhlandığı, şeksiz şüphesiz ortaya çıkmış olup; demek ki, çok hakkaniyetsiz bir savla, gündeme getirilmiştir…

Bunun üzerine, Cumhuriyet Gazetesi’nde 12 Nisan 2022’de, Omuzdaşlarım adına bir yazı yazdım ve şu meymenetsiz sözlere çıt çıkartmayan Y-CHP Yönetimi’ni ve altılı masanın öteki rükünlerini, kıyasıya eleştirdim… Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, sağ olsun, bana 13 Nisan 2022 tarihli bir mektup yolladı ve haklı olduğumu, sorunun, “iktidarımızda” çözüleceğini haber etti. Şu ki, tuhaftı, bu yaklaşım… Bir defa, neden Gazetede dediklerimi Y-CHP Yönetimi söylemekten kaçınıyordu?

Ayrıca bırakın iktidar olamadığımızı bir yana, şu münasebetsiz lafları eden genel başkanın partisine, hediyesi 15 milletvekili, ikram ettik… Neden? Çünkü o da bir okyanus aşırı projeydi… Yok efendim, demokrasi adına öyle yapmışmışız!.. Neden, öyle ise, Memleket Partisi’ne gidenleri eteklerine kuka takıp yolladıktan sonra, onların kapısına gidip, sıkılmadan, “Halil İbrahim Soframızı genişletmeye geldik”, dedik, ama, altılınının yanından hiç geçirmedik, bile onları? Hadi Canım sen de…

o Genel Başkan’a bunun üzerine genişçe bir mektup yazdım… Tarih, 8 Mayıs 2022. Özeti şu, mektubun… 17 Ağustos’ta İlçe Binamızda yaptığım konuşmada anlattım… “Kemalcim, CB’na adaylığın gündemde. Buna, seni, içeride ve dışarıda teşvik eden, odaklar var. Çoğu, bir defa, benim gördüğüm, gayrı samimi... Aday olursan, keşke yanılsam, katiyen şeçilemeyeceksin... Hile hurda diz boyu olacak... Sığınmacılara oy kullandırılacak... Bütün bunları dahi geçiyorum. Türkiye, adım gibi eminim, dış odaklı stratejilerde mezhebî bir yırtılmaya sürüklenmek ve İran’a karşı Saddamlaştırılmak isteniyor...

Yıllardır yazıyor, söylüyorum... Bize, TÜMÖD’e, 2 Ağustos 2011’deki ziyaretin sırasında yaptığım sunumda dilim döndüğünce, sana ayrıca, anlatmıştım...  Senin aday olacağın, CB seçiminden - çok hakkaniyetsiz ancak öyle işte - kim çıkarsa çıksın, Türkiye, tam da şer biçimde tasarlandığı şekliyle, mezhebî bir yırtılmayla çıkar... Maksat, ağızdan yel alsın, hasıl olur.” 

o Bu sözlerime cevabı, Genel Başkan’ın bir gazetecimize söylediklerinden öğreniyorum… “Adaylığım, benim dahi elimde değil!..” Pekiyi kimin elindeydi, Kemalcim? Söyleyeyim:

Ora’nın!..

Altılı masanın mütabakat metninde, “1921 anayasasına” vurgu var… Bu vurgu, üstelik iktidarın aynı anayasaya vurgusuyla örtüşüyor… Vallahi pes… Böylesi bir fecaate, “Kurtuluşa yandaş, Kuruluşa muhalif” yakıştırması dahi, çok hafif kalıyor!..

o Mutabakat metninde “terör” yok.

o Atatürk yok.

o Anayasanın ilk dört maddesine kasıt var.

o Mezhepsel ve (Lazika / Lazistan, demek ki, dahil olarak) etnik kimliklere “tam serbestiyet” anlayışı var.

o Zafer Partisi ile yapılan mutabakat, tüyler ürpertici: ZP CHP’ye, “kurucu parti olduğunu” hatırlatıyor. 1924’ten geri düşemeyeceğini ihtar ediyor.

o Kimin ne haddine Allaşkına; filmi; 1961 Anayasası’nı geçiyorum; 1924 Anayasası’nın da gerisine, Cumhuriyet’in ilanının,1923’ün de gerisine, 24 Temmuz 1923 Lozan’ın da gerisine, 29 Ağustos 1922, Büyük Taarruzun da gerisine, Ağustos – Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesinin de gerisine, 20 Ocak 1921’e kadar sarmak, ya hu? Kimsin sen ya?.. Sen mi döktün Yunan'ı denize, sen mi karış karış geri aldın yedi düvelden yurdu?..

Atatürk, giderek İsmet Paşa, ya da Bülent Ecevit, ya da Erdal İnönü, ya da Süleyman Demirel, orada olsa, bu yaptığınızın kırıntısına göz yumar mıydı?

o Dedim ya, iktidar şantaj altındadır, muhalefetse içim parçalanıyor söylerken, dış talimatla çanak tutuyor, olup bitene...

o Asıl soru şu: Y-CHP, başta da, Sevgili Kemal Kılıçdaroğlu, böylesi bir sürece neden boyun eğiyor? Bir defa şunu söyleyeyim, Kemal Kılıçdaroğlu ya da bir başka arkadaşımız, hangi acıyı, bizzat ya da anılarında yaşamışsa, o bizim de acımızdır. Fakat Hazreti Ali’nin Çocuklarının evlerinde, Hazreti Ali’nin ve Atatürk’ün resimleri yan yana yer alır… Onlar eksiksiz, Cumhuriyet’in ve laikliğin, yani akliliğin, yani akılcılığın, bekçileridirler…

Atatürk’ün yoldaşları, omuzdaşlarıdırlar… Ama şimdilerde ne oluyor biliyor musunuz: Onlar’in baş uçlarında baş tacı ettikleri iki resimden biri olan Gazi’nin resmine kasdediliyor… O resimle ilgili, kuşkularla, dolduruluyor beyinleri… Sağcının Amerikancısı vardı. Dincinin vardı. Türkçü’nün vardı. Kürtçü’nün, Allah biliyor, var… Şimdilerde, tam da 2016 İl Kongremizde söylediğim şekliyle, Ali’nin Çocuklarından, Ora’dan, kerteriz tutanları peydahlamak istiyorlar… Peydahladılar, hatta çoktan…

Niçin mi? Türkiye’yi atomlarına ayırmak, tozlaştırmak, yok etmek için… Bunda Ankara’nın elbette çok kusuru oldu… Ancak kültür zenginliklerimizle başbaşa, bir arada, omuz omuza, göz göze, diz dize yaşamak yerine, birbirine maazallah düşmanlaştırılmış eyaletlere bölünecek bir Türkiye, sonumuz olur… Buna alet ediyorlar bizi… Batılılar bunu, bizim için, istemiyorlar ki!.. Bölge’yi petrol itibariyle sağmak için istiyorlar… Ülkemizde, ne güzel, 39 dil konuşuluyor… 39’a mı bölünmeliyiz yani, şimdi, yurdumuzu…

**

Bunları demişim, Omuzdaşlarım adına, 26 Ağustos CHP Üsküdar İlçe Kongremiz’de…

Başka kimse de dememiş!..

Arkadaşlığımız bâkidir, ancak, Kılıçdaroğlu ve ekibi, üstüne üstlük, CHP ile yakundan uzaktan alakası olmadığı halde önümüze yatırdıklarıyla, bugün CHP Yönetimi’ne dönecek olsalar, yine karşılarına, dikiliriz.

Dönemezler!..

Bir tek şey cevapsız kalıyor:

- Kemal’i böylesi ucubeler yumağına kıskıvrak çeken etken nedir, acaba, öyle değil mi?

Biliyorum, ama tadınızı daha fazla kaçırmamak için daha fazlasını söylemeyeceğim…

**

Omuzdaşlarımızla birlikte olarak, Anadolu konuşmalarımıza, 27 Nisan’da Kastamonu ADD’nin davetine icabet ederek, devam ediyoruz… Yukarıda anlattığım denklemleri, enine boyuna konuşacağız yine, ortaya çıkan yeni yapısal özelliklerle beraber… Hepinizi bekleriz…

Dev bir yürek, dev bir erek olalım, gücümüz yettiğince…

Fırsat bu fırsat, CHP Yönetimi’ni, yerelde kıyamet kadar kuşatmayı aşıp, belediyen başkanlıklarını bihakkin kazanan, Sevgili Belediye Başkanlarımızı, bütün belediye başkanlarını, gönül dolusu sevgiyle, takdirle tebrik ediyorum…

Türkiye, şükür rahatladı… Aynı bağlamda, bölgemiz de… AKP seçmeni dahi rahatladı, ya hu!..

Halk, ülkemiz ve bölgemiz üzerinde at koşturmak isteye şer güçlere de müthiş bir şamar attı…

Kocaman Kocaman Bravo, Sana, Türkiye!..

Nice sağlıklı, huzur dolu, mutlu bayramlara Arkadaşlarım… Özlemle…

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.