Çanakkale… Toprağına her bastığında, denizine her baktığında tarihin nefesini hissedersin. 18 Mart, yalnızca bir zaferin yıl dönümü değil, bir milletin yeniden doğuşunun simgesidir. O gün, Çanakkale’nin mavi sularında yalnızca gemiler değil, emperyalizmin küstahlığı da batmıştır.
Çanakkale’yi anlatmak, yalnızca sayılar ve stratejilerle olmaz. Çünkü bu savaş, ruhun bedene galip geldiği yerdir. Seyit Onbaşı’nın sırtında taşıdığı mermi, yalnızca bir top mermisi değil, bir milletin namusudur. 276 kiloluk ağırlığı kaldıran kasları değil, vatan aşkıdır.
Koca Seyit gibi nice kahraman, isimleri bilinmeden, sessizce destana imza atmıştır. Yahya Çavuş ve 67 Mehmetçik, Seddülbahir’de karşılarında binlerce düşmana karşı göğüs germiş, “buradan geçemezsiniz” diyerek şehadet şerbetini içmiştir. Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’in, “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözleri, yalnızca askerlere değil, tüm bir millete yazılmış bir vasiyettir.
Ve Çanakkale… Sen sadece bir coğrafya parçası değilsin! Sen, Conkbayırı’nda toprağa düşen gençlerin hayallerisin. Sen, Nusret Mayın Gemisi’nin karanlık sularda yazdığı sessiz manifestosun. Sen, 57. Alay’ın “Bütün alay şehit oldu” diye tarihe geçen onurusun.
Bugün bizlere düşen, Çanakkale ruhunu yalnızca anmak değil, anlamaktır. O ruh, vatan sevgisinin, birlik olmanın ve inancın en güçlü halidir. O yüzden Çanakkale geçilmez! Çünkü Çanakkale, yalnızca 18 Mart 1915’te değil, her gün kalbimizde kazandığımız bir zaferdir